Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin.
8 Ağustos 2011
Son.
Lütfen uyan!
En çok beyaza yakışır kan kırmızısı. O yüzden beyaz gömleğimi giydim bugün. Gözlerini bana her çevirdiğinde çok yakışıklıyım.
Gözlerin doluyor. Korkuyorsun.
21 Haziran 2011
Bardağa doldurmadan.
13 Haziran 2011
Ah... Ne güzel dönüyorsun...
Görmüyorum ben sen kapayınca gözlerini, biraz daha bak bana. Ne cümleler unuttum siyahında, şu uçsuz bucaksız denizin mavisi bile söndüremedi büyülü karanlığını. Ne nefeslerim eridi yitti teninde, hepsinden vazgeçtim, varsın hiç yanmasın mumum. Hiçbir yerde olmak istemedim burada olmak istediğim kadar. Palmiyeler, kumsal, dalgalar... Avuçlarında yaz, eteklerinde bahar...
Ah... Ne güzel dönüyorsun... Dünyalar kıskanır...
Her sessizliğimde sen varsın, her tazeliğinde sabahın ve güneşin batışına eşlik eden her esintide. Hayal ağacından sayfalar, anka tüyünden kalemler eskittim. Mürekkebi tükendi gözlerimin ama hâlâ adını yazamadım ben; elimi tutmak ister misin?
24 Mayıs 2011
Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...
Neler geldi geçti konuşma çizgilerimizin arkasından... "Bak hâlâ burdayız" demek isterdi gönül tam da gözlerinin orta yerinde bağıra çağıra, ama sahnede duman var yalnızca.
Ne beni sevdiğin kadar sevdim seni, ne bir demet bahar dalı eder bu dizeler. Unutuldu verilen sözler birer birer, eski sözcükler yok artık. Hani o nehirler, rüzgârlar, kelebekler... İsimlerimiz kazılıydı gövdesinde bu ağacın bir zamanlar; bugün kuru dallarına bağlanmış penye hayaller. Ve şimdi de hava durumu, yangın yerinden sıcak saatler yeter.
13 Mayıs 2011
Ben eskidim belki de.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir.
Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların.
Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum.
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz.
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm 'a'lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.
10 Mayıs 2011
Darmadağınık.
Kokusuna karışır, ruhunu dolaşırdı. Şiirler, şarkılar... Tenindeydi yıldızlar. Bu tatlı serin rüzgârı anımsar mısın?
10 Nisan 2011
Nasıl bir renkti beyaz?
Yasak hayallerde dolaşıp sana dizeler topluyorum. Sonra sabah, ellerim bomboş, heybemde bir sızı... Mevsim hep yalancı bahar, sen de onun en şuh yalanı. Işıklar, şarkılar, hatta bazen gözlerin düşüyor ılık ılık. Sonra yağmur, alev alev. Yanmış, bitmiş, külü dahi kalmamış defter sayfaları.
Nasıl bir renkti beyaz?
Kaç satırdım ki zamanında? Sen kaç kelimeydin ya da?
23 Mart 2011
piano piano...
Kısa kısa...
piano piano...
13 Ocak 2011
Bazen yalnız müzik.
28 Aralık 2010
Gelme. II.
16 Aralık 2010
Bu gece karanlık
Bu gece karanlık. Soğuk. Yol ışıkları yağmur damlalarının ardında, bulanık.
Evler, pencereler, hikâyeler... Hepsi sessiz, hepsi uzak bu gece.
Bu gece başrol benim. Benim sahnem bu gece bu şehir.
Beni dinleyeceksin. Beni süzeceksin. Kokumu hatırlayacaksın, boğazına düğümlenecek. Gözlerin yüzüme çevrili; saçımı sakalımı, çizgilerimi göreceksin. Gözlerin gözlerime düşecek.
Gözlerin gözlerime düşecek.
Bu gece gözlerin gözlerime düşecek...
Bekleyeceksin. Sesimi bekleyeceksin. Sesimi, çok özleyeceksin, nefesimi.
Duracaksın, bu sefer sahne benim.
Bu sefer sen kalacaksın, giden benim.
Susacağım.
Bu gece benim.
Bu karanlık benim.
Şimdi git.
8 Aralık 2010
Nice senelere.
_teşekkür ederim. nasılsın?
_fena değil. şu an boğazı geçiyorum. burada olsan çok hoşuna giderdi. güzel bir gün, güneşli, serin... sen nasılsın?
_yorgun. fakat iyileşeceğim. baharda yanında olacağım, benimle de geçer misin boğazı?
_şu içinde bulunduğum an nasıl bundan daha güzel olabilir ki diye düşünüyordum tam da. sanırım baharı beklemem gerekecek.
_dönmeliyim. çok özledim her şeyi. seni çok özledim. yakında...
_bekliyorum.
5 Aralık 2010
Korkma.
Korkma. Çok acıyacak. Bil bunu ve korkma. Geçecek, mutlaka geçecek. Bil bunu ve korkma. Acıyacağını ve geçeceğini bil, korkma. Bırak kendini. Önünü ardını bırak. Devran dönecek, gün bitecek.
Korkma. Çok acıyacak. Acımadan olmayacak. Acımadan geçmeyecek.
Olacak.
Acıyacak.
Geçecek.
Korkacaksın.
22 Kasım 2010
Sen ateş, ben toprak.
Üst üste geldi biraz afalladım. Yan yanaymışız ama bir arada olamamışız. Gördüm. Anladım.
Dağ dediğin dumanlı olur ama göreceksin; dumanı yaracağım, o dağı başına yıkacağım. Sen ateş, ben toprak. Sen kül olup savrulurken, ben ölüp ölüp doğacağım.
10 Kasım 2010
Susuyorum bazen.
Susuyorum bazen, bazen yalnız.
15 Ekim 2010
Kimsin sen?
11 Ekim 2010
Medcezir.
Biraz yaz, biraz beyaz...
"Yaz biraz" dedi içerdeki. Biraz yaz, ah biraz beyaz ne güzel olurdu şimdi...
Defterim bitti, resmini karalıyorum. Durdur hadi beni çok güzelsen, al beni yıldızlara vur. Sadece bak. Akabiliyorsan ak. Sus. Yalnızca gözlerin rüya artık, sözlerin kâbus.
Biraz yaz, ah birkaç sayfa beyaz...
15 Eylül 2010
Anlıyorsun değil mi?
27 Ağustos 2010
Her yanda resmin var, haberin yok.
4 Ağustos 2010
Bavul diyalogları. II.
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ben çocuğuma saç kurutma makinesinin en iyisini alırım!
-ne çocuğu?
-pilotum ben, adım vahit
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-havlu aldım yeter o
-havlu yetmez hava serindir orada
-mont aldım
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ütü alayım ütü, iyidir ütü
-bu ne?
-kalıp sabun.
-kurna takımlarımı da koydun mu?
-...
-cevap ver bana kadın!
-bu ne?
-kalıp sabun.
-sadece yahudilerden yapmıyorlar biliyorsun değil mi?
-bu ne?
-kalıp sabun.
-kavun da kes biraz yanına
-bu ne?
-kalıp sabun.
-bu ne?
-başka sorum yok çıkabilirsin
Biraz durabilir misin?
Ne güzel nefes alıyorsun.
Bir sebebi yok, bakmak istedim sadece.
Evet saçların düştü yanağının üzerine, istersen alabilirim.
Yok hayır bir şey demedim.
Diyemeyebilirim de.
Evet en iyisi hırkanı giy hava serin terliyorum.
19 Temmuz 2010
Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde
İnceden bir keman tınlarken gözlerinden, dön biraz daha güzel kız. Gece bitip sönmeden, zaman geri dönmeden.
9 Temmuz 2010
Aradığınız kişi...
Lütfen daha sonra çiçek gönderiniz.
8 Temmuz 2010
Sus!
25 Mayıs 2010
Sana zarar vermeyeceğim, korkma.
17 Mayıs 2010
Ne yapacaksın ki benimle?
8 Mayıs 2010
Hadi gel benimle.
23 Nisan 2010
12 Nisan 2010
Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
11 Nisan 2010
Potpori. I.
28 Şubat 2010
25 Şubat 2010
Yoldan geçen.
15 Şubat 2010
21 Ocak 2010
Bavul diyalogları. I.
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...
Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.
14 Ocak 2010
Seyre daldım.
Duymadan, dokunmadan. Derine inmeden ve kimseye değmeden.
Neden?
Sorması ne gereksiz. Sonrası hep sessiz. Sedasız.
Satırlardır sevdasız.
Satır aralarında yalnız ama görünmeden ve göstermeden içimi. İzimi düşürmeden çökmeden karanlık.
Anlık.
Geçmişe geleceğe ilişmeden. Hep kısa zamanlık.
Sorma niçin, neden. Yorma, sorması gereksiz. Cevabım yok, sonrası sessiz.
Soluksuz, nefessiz.
Öylece kaldım.
Kırıldım, kesildim, sadece kandım. Kana kana yandım.
Kül oldum öldüm.
Öldüm de uyandım.
Yeniden döndü âlem, ben durdum seyre daldım.
Sorma neden, yorma, gereksiz.
Cevabı soruda gizlenir, usulca, sessiz:
Sen neden diye merak edersin
Ben sensiz, nedensiz.
5 Ocak 2010
Evet topalladım.
Evet topalladım. Uğraşıyorum. Toparlamaya uğraşıyorum. Belki de yıkılmalıyım. Sonra yeniden...
Yol kısalmıyor dedi.
Kısalıyor aslında ama diyemedim. Her gün biraz daha eksik, her gün biraz daha yalnız...
an be an kısalan zaman ölümle aramdaki. farkında mısın ki?
1 Ocak 2010
Dumanlanıyorum.
-Ama kurutmamışsın saçlarını
-Bana diyene bak
-Kafam kuru uçları ıslak sadece bir kere
Kıvrılıyorsun. Yağmurun düşüyor yüzüme kokun... Sığışıyoruz koltuğa. Başın kucağımda, ayakların koltuğun tepesinde. Eşli stabile jimnastik olimpiyatları...
-Sen ne güzel bir kızsın böyle
Aralanıp bir gülücük mü attı bana gözlerin? Sanırım bir deniz gördüm.
-Ah yordum seni özür dilerim ayıp olmasın diye gülümsemek zorunda bıraktım! Isırırım seni be!
Ah evet açıldı ve gülüyor gözlerin bu sefer eminim, bir deniz gördüm.
Doğrulurken bedenin boynuma dolanıyor kolların. Çiçek açıyorsun. Yaprakları değiyor yüreğime hissediyorum.
-Ama çok üşümüş başın
-Gerçekten kurutmaya gitmemi mi istiyorsun?
Ve cilveli sarmaşığım kabuğuna çekilir...Yahu ne güzel dans edecektik ne dedim ki şimdi neden kucağım boş kaldı? Biliyorum aslında, biliyorum ve içimden dışıma gülümsetiyor beni bu edan. Git demiyor, gitmiyor bedenin. Beni çağırıyor kıvrımları sırtının, takip ediyorum ve mesajına ulaşıyorum: 'Just Do It'...
Omzuna uzanırken nefes darlığım, ellerini yakalamış bile ellerim.
Yeşil kokuyorsun.
Dumanlanıyorum.
15 Aralık 2009
Evet çuvalladım.
Niye böyle çuvalladın dedi.
Kızdım. Çuvallamamalıyım.
Var dedi. Kalk bir bardak su iç, biraz dolaş, sonra otur masana yapacaksın dedi.
İnandım. Silkelenmeliyim.
Benim oğlum dedi. Evde daha huzurlu oluyor dedi.
Korktum. Korkmamalıyım.
Çuvallamamalıyım.
Silkelenmeliyim.
Korkmamalıyım.
30 Kasım 2009
Üniversite.
|
|
|
|
|
|
|
|
28 Kasım 2009
Bayram II.
sıcak. karanlığımın melodileri bastırdı, sobanın çıtırtısı duyulmuyor.
12 Kasım 2009
Hümayun'da Bir IAESTEci
-Kırk kulüp kırkının kulpu da kırık kulüp. Ne dersin?
-...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim buyrun yanlış numara?
-?!?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Çağrı şimdi çıktı.
-Ama cep telefonundan arıyorum ben nasıl çıktı?
-Çileden.
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet benim
-...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Hı
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet
-Nerede bulabilirim sizi?
-Ebek?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-What do you think about Iraq?
-aa olm yabancı lan telefondaki...eee aym sori
-Soruma cevap ver!
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Şey ben staja gitmek istiyorum da
-Git kendini çok sevdirmeden...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Özel ev işletiyorum ben
-Ne?
-Ev lazım mı?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş de üyelik için nasıl bulabilirim sizi okulda?
-Beni bulamazsın ama bu ilana benim telefonumu yazan labunyaya yönlendirebilirim seni?
-Labunya?
-.bne de diyebiliriz.
...
.....
Hunimi düşürdüm bulamıyorum.
29 Ekim 2009
Kimin için çalışıyorsun? Konuş!
Efe'den ses yok. Umay ve Ozan eğer Efe gelmeyecekse kendi gelme kararlarını tekrar gözden geçireceklerini bildirdiler bana bu sabah 6 sularında belgegeçer aracılığıyla. Efe ise az önce Kader Keita ve Roberto Carlos ile birlikte kapıma geldi ve "Polemiğe girmek istemiyorum, Elano çık hayatımdan!" dedi.
Son yazdığında 'kısmetse olur' mesajı veren Yaprak'ın katılımı ise hala belirsiz. Bu durumda "Kuzenimin gitmediği yere adımımı atmam!" diyen Volkan'ın kararını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. Ayrıca Yaprak'ı hala kuzeni zannediyor olması da apayrı bir sıkıntı.
Beni dün gece geç saatte ev telefonundan arayıp 3 dakika boyunca nefesini dinlettikten sonra, "Bu çöplüğe ikimiz fazlayız Çağrı! Horozuz biz Çağrı!" diyen İsmail'in henüz cevap vermemiş olması benim cevabımı süzdüğünün bir göstergesi mi peki? Korkmuyorum İsmail. Sek sek sekerek İsmail, rastık çekerek İsmail.
Ömer'in kazandığı tüm o çil çil avrolara rağmen kendini kapitalist gındırlanmaya kaptırmamış, adaletsiz düzene karşı o isyankâr duruşunu, eleştirel bakışını yitirmemiş olması ise hepimizin içine su serpiyor. "o zaman neden +1 demiyeyim?", şu cümlesinde kendini dahi nasıl sorguladığını görüyor musunuz? Tüyler ürpertici...
22 Ekim 2009
Bir arkadaşa bakıp...
Hâlâ biliyorum ne düşürür, ne güldürür yüzünü. Hangi kelime, cümlenin neresinden akar içine de okşar gönlünü hâlâ çok iyi biliyorum. Ne kızdırır, ne çıldırtır seni fırtına olur üstüme yürürsün çok iyi biliyorum.
Korkma kalmayacağım. Şakaydı hepsi. Gidiyorum. Uzağa gidiyorum, dönmeyeceğim belki. Seni görmek istedim son kez, bundan ibaret hepsi.
Kız bana bağır çağır önce sinirlen, hani bana hep öyle sevimli gelen, sonra da şaşkın masum ıslak bak yüzüme böyle, "öp beni lütfen" diyen. Son gecem böyle olsun, son gecemde sen ol istedim.
Son şiirim seni söylesin, son kez ciğerlerime dol istedim.
Yum gözlerini. Sessizlik şimdi. Yeni bir hikâye, başlamak üzere...
15 Ekim 2009
Gelme. I.
Serin rüzgarlar ıslık ıslık.
Derinlere dalmalar ardı ardına. Takıldığı bulutu delebilir gözlerim. O yüzden gelme.
Sakın gelme.
Tepeler aşar, coşar ışıldarken sonbahar geldi zaten. Sen gelme.
Bir sızı var içimde. Kabusum tuttu.
Kalemim unuttu. Gelme sen o yüzden.
Yelkenlerim dolsun. Solan yapraklarım dökülsün. Kurşunlayayım sayfaları birer birer.
Kanlar içindeki gömleği defterimin. Soğuğu ellerimin.
Bir sürü şarkılar yazdım. Bittiklerinde artık daha azdım, eksildim, . Başlarda avaz avaz, sonlarda yalnız sazdım. Sevdalar kazdım kendime. Kâh rakı balık boğazdım, kâh eski köprünün altında rüzgâr çarptı üşüdüm. Gecelerce düşündüm, sabahlara doğru alaz alazdım.
Temizlerken dizeleri, geri vokalde mızıka...
1 Ekim 2009
1 Ekim.
Bir an kokusu vurdu her yerden tüm güzel anıların. Ay bir başka parladı, bir başka yalnızdı. Demini almadan hüzün, yola düşmek lazımdı. Kalktık biz de ama ben düştüm. Cebimden birkaç kelime düşürdüm. Üşürdüm ya hani eskiden, öyle soğuk yine yeni yeniden...
20 Eylül 2009
Bayram I.
Uzun saçlı adam vardı, güzel şarkılar söylerdi. Ne kadar güzel olduğunu çok sonra anladım ben. Ne kadar hüzünlü şarkıları varmış, çok sonra anladım. Unutamadım, unutamadım.
önüne. Ama en şiirli şarkılı, hikayeli masallı sevdalardandı.
14 Ağustos 2009
Sanal feylesofya.
artık hiç kitap okumuyorum :/
insanın bazı dönemleri oluyor bazı şeylerin olmadığı, olamadığı ya da olmasını istemediği. sonra doğru şey çıkınca hop pıt oluyor o şeyler.
:)
3 Ağustos 2009
Mevsim.
En değişik mevsimiydin bu şehrin. Bazen sıcak, bazen serin, bazense mavi ve derin.
Satırlarımda gizlediğim, bir rüyaydın hep görmek istediğim.
Kaotik, gizemli, melankolik ve güzel.
Çok güzel.
22 Temmuz 2009
22 Temmuz.
Ufacık tefecik, üşüyen bir mum aleviyle gülümseyişini aydınlatıyorum. Gelmeyeceğini, gideceğini bile bile, hatta hiç olmadığını...
Pembe güllerden bir köşk. İçeri koş. Oyunu boz. Yak ışıkları.
27 Mayıs 2009
17 Mart 2009
11 Mart 2009
Saçlarım ıslak.
Gecenin bir vakti seninkinden çok uzaklarda olan evime dönmeden önce, sadece ve sadece gülümsemeni görebilmek için pencerenin altında beklerken yağan yağmurda ıslanmadılar.
Yağmur yağmadı çünkü.
Sen de yoksun zaten...
17 Şubat 2009
17 Şubat.
Gün dönüyor, ay dönüyor, yıl dönüyor...
Dursa keşke, veya hep seninle aksa diye düşlerdim
Hayata yenilmiş düşüm
Zaman vurmuş düşmüşüm
Kaybolmuş ışığım, sıcağım
Kör olmuş, üşümüşüm
Örtebilir mi bu dökülen bulut parçaları kenarında avucumdaki gözlerini öptüğüm sokağın üzerini?
18 Ocak 2009
Duyuyor musun?
yağmur değil yağdığını sandığınız
sığmadı yaşlarım gökyüzüne
evet ben o zavallıyım yıktığınız
fazla artık bedenim yeryüzüne
gözü yaşlı bir yıldıza
ağıt yakıyor rüzgar
hüzün dolu bir ıslık
bir gece fısıltısı
duyuyor musun?
5 Ocak 2009
Haftasonu buhran.
"bugün orda da cumartesi mi?
sen de beni, benim kadar özledin mi?
günlerden bir pazardı
yağmur aldı, bir anda."
haftasonu.
yalnız. keskin. pus. lazımsın. katre. yaş. taş. özlem. gelsin. soğuk. ten. çocuk. sabır. git. gel.
hafta.
son.
tamam
tam değilim, ama tamam
duruldum ben
şimdi sakin
tamam
alacağın yalnızca bir can
içimde usul usul yan
tamam
27 Aralık 2008
27 Aralık.
incineceksin jale katrem.
kar tanem,
nefes alsam eriyeceksin
şarkılar söyleyemem.
esme vaktim geldi bu şehirden.
peşimde zaman.
penceremin perdesini havalandıran
ölümün peşinden.
24 Aralık 2008
Merdivende Zıpzıp.
Damlalarım dökülür
sökülür gider renklerim
cenklerim durur biter
yitergider heyecanlarım
anlarım her şey zamanlık
karanlık ardından geriye kalan
talan olur topraklarım sessiz
sensiz aldığım nefes yalan...
Böyle bir söz sanatı var mı?
Yoksa eğer, keşfetmiş olduğumdan mütevellit, isim babası olma hakkımı kullanıyor ve bundan böyle "Merdivende Zıpzıp" şeklinde anılacağını ilan ediyorum.
"...dizelerinde, şair merdivende zıpzıp yapıyor..."
15 Aralık 2008
Sürpriz.
sürpriz sürpriz sürpriz haaaapşu...
11 Aralık 2008
Kuşburnu ağacının hemen önünde.
Çok da geçmedi üzerinden üstelik daha geçen yaz. Ben yere çömelmiştim sen dizime oturmuştun. Bahçenin en tatlı renkli gülünün rengindeydi eteğin, bahçedeki en güzel gülün üzerindeydi. Ben belini sarmıştım sen boynumdan tutunuyordun. Dokunuyorduk birbirimize. Nasıl bir his yayılırdı içimize birbirimize dokunurken hatırlıyor musun? Sırt sırta uyurken bile dokunmak, hissetmek isterdik hatırlıyor musun? Yaşamak ne güzeldi, hatırlamak ne güzel.
Yasak artık hatırlamak, düşünmek seni. İzin vermiyor. Aldı fotoğraflarını, yazdıklarını. Bana hediye aldığın kutu içine doldurup yaktı hepsini. Ateşi seyrettim. Söndü, bir bir söndüler. Zihnimdekilere göz dikti sonra. Siliyor resimlerinin köşelerini, kelimeler çalıyor cümlelerinden. Dayanmak güç. Mevsimler geçiyor. Kuşburnu ağacının yaprakları yok şimdi bir iki çürük meyve kalmış dallarında. Yerler sararmış yapraklarla dolu, çıtır çıtır her adım.
her gün,
sensiz ayrı hüzün.
Alışmak ne zor.
24 Kasım 2008
24 Kasım.
bir yağmur, aniden,
çarptıkça hüzün veren,
çarptıkça özlem...
boş odalar,
boş sokaklar,
arabalar, otobüsler, mağazalar, sinemalar...
bu şehir boş bir karanlık artık
sensiz gökyüzünde yıldızlar, ay renksiz
yeryüzü uzak, nefesim sessiz...
bir veda sahnesi, rüzgar gibi
her estiğinde kesen
kıyan, kavuran...
damlalar dindi, aniden,
sustukça hüzün veren.
sustukça seni özledim ben...
23 Kasım 2008
Mühendis.
İnsanoğlunun tabiatında istemek, arzulamak vardır. İnsandan insana değişebildiği gibi, tarih sahnesini irdeleyerek bazıları için genelleme yapmak da mümkündür; çünkü hepsi belli temel içgüdülerin hayata aktarımıdır. Sırayla; yaşamak, güvende olmak yani kontrolü elinde bulundurmak ve o güven içinde sonsuz olmak yani ölümsüz olmak şeklinde çok genele indirgenebilir bu güdüler. Mühendis, işte tam bu noktada, insanın yaşadığı ortama ve çevresine dair duymayı arzuladıklarını -duymak burada duyu organları ile yapılan eylem anlamında kullanılıyor- inşa eden, hayata geçiren, talebe arz eden, soruna çözüme sunan kişidir. Dolayısıyla duyduğunu tetkik etme aşamasında sorunu ya da arzulananı irdeleyen mühendis bir sonraki aşamada da çözümü ya da arzı üretir.
Mühendis duyduğunu tetkik eden ve ulaştığı tespit doğrultusunda inşa eden kişidir.
15 Kasım 2008
Mektuplar.
Mektup yazasım var çok. Dökesim, dökülesim var. Bu yüzden burayı çok sık kullanmaya başladım galiba. Bir yazdığımı bir daha yazıyorum, ekliyorum, kesiyorum, kaldırıyorum. Pff garip bir şey olmaya başladı bu blog, ya da ben...Defterlerim de çok farklı değil aslında. Kendi kendime karalıyorum sayfaları, öylesine. Anlam teşkil eden ses toplaşmalarından daha ziyade hıçkırığını duyurmaya çalışan bir çocuğun gözyaşları gibi kelimelerim. Belki de kağıtlara ağlamak yerine yastığa yazmayı tercih etmeliyim. Kurtardığım kurşunlar ile de ruletteki şansımı arttırabilirim hem.
Sevgili sevgilim,
Sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım...Bıdı bıdı bırt...
11 Kasım 2008
Öleyazmak.
Her an hikayelerle dolu. Kimi biten kimi başlayan...
9 Kasım 2008
Müzik.
Lanet.
7 Kasım 2008
Hatırlar mısın,
Raflar yıkılmış, kitaplar paramparça...
Nasıl da özenirdik oysa hatırlar mısın birer birer ayıklamıştık aynılarını taşınırken, uzaktaki bir okula göndermiştik. Her türe ayrı tarz kitaplık, özel serilere özel raflar, özel yazarlara özel bölümler...Her fuardan yenileriyle gelirdik sonra sabaha kadar sığdıracak yer arardık. Sonra dayanamaz birini alır okumaya başlardık. Ne güzel okurduk sarmaş dolaş hatırlar mısın, ne güzel uyurduk sonrasında...
Bir melek fotoğrafımızı çekmişti biz uyurken hatırlar mısın, sırt sırta ama yine birbirimize dokunmaya çalışırken...
Yitirdim.
Az ileride bir mezar. Açık kahve Toprağına yeşil Yapraklar düşmüş. Taşta bir not, "Daha kalıcı bir iyilik için..."
Mâi bir çiçek dikmiştin mabedime, hatırlar mısın?
26 Ekim 2008
Hiç istemedim.
Ölçüsüz, kafiyesiz ve olabildiğine arabesk.
Ne elimde derman var, ne kalemimde
Ne dilimde bir şarkı, ne bir şiir heybemde
Gözlerimin kilidini açmak ister misin?
Acı bir hikayem var, yazmak ister misin?
İstemiyorum. Yazmak istemiyorum. Bunun bitmesini istemiyorum. Her gün tatlı yüzünü görememek, sevimli sesini duyamamak istemiyorum. Seni koluma takmadan caddeleri yürümek, tek başıma merdivenleri inmek istemiyorum. Gideceğin yere seni götürememek, yoluna ve zamanına eşlik edememek istemiyorum. Aldığım şeyin bir parçasını seninle paylaşamamak istemiyorum. Cebimde elini ısıtamamak istemiyorum. Elimi götürdüğümde omzumda yaslı başını bulamamak, saçlarını okşayamamak istemiyorum. Uykuya senden bihaber gitmek istemiyorum. Karanlık bastığında ışıltılı yüzünü düşleyememek istemiyorum. Korktuğunda seni sarıp saklayamamak istemiyorum. Seni gıdıklayamamak istemiyorum. Seni şakalarla kandıramamak istemiyorum. İnadınla oynayıp seni kızdıramamak istemiyorum. Filmlerin, şarkıların, kelimelerin, müziklerin, günün, gecenin bittiği yerde dönüp sana bakamamak, sebepsiz yere gülememek istemiyorum. Uzanıp seni öpememek istemiyorum.
Ağladığını görememek istemiyorum.
Güldüğünü görememek istemiyorum.
Aldığım nefesten uzakta olmanı istemiyorum.
Seni özlemek istemiyorum.
Sonun izi bu yazı, bir veda, ve ben yazmayı hiç istemedim...
12 Ekim 2008
Elinde ne kadar huni varsa gönder Selami...
Ha ha şaka lan.
26 Mayıs 2008
19 Mayıs 2008
19 Mayıs.
| n 0 a x (12/05/2008 - 10:24) |
mekatronikçiler ilerde makinacıların yerini alabilirler mi, ne yaparız mekatronikçi olunca? |
| emre d. (12/05/2008 - 10:34) |
yerde can çekişmekte olan cyborg'un etrafında toplanan ve aletin manyetik alanını sapıttıran bilinçsiz kalabalığa "açılın ben mekatronikçiyim" denilebilir |
Erik çekirdeği ile dilimi kestim, gelecek tekliflere açığım bonservisim elimde.
18 Mayıs 2008
50-28=30
1
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok dertliyim
2
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok tatlısın
3
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-30 yaparız onu biz ver şu elini
4
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-isteyenin bir yüzü vermeyenin...
5
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hıı 2 lira bahşişi unuttun o zaman inşallah?
6
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-canım, gönlünden ne koparsa!
7
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-peki 30 verebilecek birini tanıyor musun?
8
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-biz 30'a hazırlanmıştık ama
9
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hoş değil
10
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-üç onluk olsun mümkünse
11
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-adın ne senin?
12
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-defol git buradan!
13
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen farklısın diye düşünmüştüm...
14
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen seçilmiş kişi olmalısın!
15
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-ne bu tavırlar böyle kuzum?
16
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vermezsen adam değilsin!
17
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-pis zenci!
18
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sinirliyken çok seksi oluyorsun
19
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vat da fak ar yu tolking ebaut!
20
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?
1 Mayıs 2008
İyi mühendis.
Bazen gerçekten de dalga geçtiklerini düşünüyorum. Sonra geçiyor bu düşünce ve tembel olduğum gerçeği kalıyor sadece.
Hominidi gırtlak.
Abidik gubidik.
27 Nisan 2008
27 Nisan.
Bir ben var aslında benden öte benden içeri
Çocuk olup şarkı söyleyesi gelir göl kenarındaki kuşlarla
Ama çocuğum düşer içimden şarkı feryat olur göl gözyaşı
Kafamı öne eğer susarım...
26 Nisan 2008
26 Nisan.
Yakamadım.
Tutuldum, tutuşturamadım.
Yangın oldum yandım,
Bir kıvılcım olamadım.
Üzerine damlayamadım.
Tutuldum, tutuşturamadım.
Yakamadım.
(müzik girer)
Sevemedim ben bugünü
Sevemedim başından
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan, her yanımdan
18 Nisan 2008
18 Nisan.
Yalnız kaldığımda hep defterime uzanıyor elim. Çoğu zaman yazacak birşeyim de olmuyor, uzandığımla kalıyorum, ve yalnızlığımla. Yani kendimle, benle ve hiç olmadığı kadar olmayan senle.
Öyle...
1 Nisan 2008
Günce.
Yavaş yavaş kapanıyor defterlerin, kağıtların, kalemlerin devri. Bilgisayarın sunduğu hız ve zengin düzenleme seçenekleriyle başa çıkması çok güç kağıt kalem kokusundaki cazibenin. Ben direniş saflarındayım; sağımda, solumda, masamda, çantamda, her yerimde rastlanabilecek defterlerimden anlaşılabileceği üzere.
Peki, bu blog niye?
20 Şubat 2008
Uykular. Gerçekler.
Bir rüya mıydı dün yaşadığım
yoksa bir kabusu mu yaşıyorum bugün?
İkisinden biri gerçek olmamalı,
İkisi birden gerçek olmamalı.
15 Ocak 2008
15 Ocak.
ikisini de kendi limanlarına itip dinen fırtınanın ıslığı susalı bir saate yakın olmuştu. sessizlik yüzlerini yalarken koltuğun az ilerisindeki diğer yüreğin yakarışını da kulaklarına fısıldıyordu sanki:
"gelir misin?"
suçluluk hissi sızlattıkça yakarış daha da içli oluyordu:
"gel...gel lütfen..."
fısıltıyı dillendiren kız oldu:
-seni öpüp omzuna yatabilir miyim?
çocuk cevap vermedi. kıza döndü. mercan mavisi, gök mavisi, deniz mavisi ama hepsinden çok sevda mavisi gözlerinin içine baktı kızın. gözlerini konuşturmaya, "seni seviyorum" demeye çalıştı. kıza uzandı elleri, yüzünü avuçlarının arasına aldı. fırtınadan arda kalan iki tatlı sıcak esinti birleşti dudaklarında...
gözlerini açtıklarında zamanı yitirmişlerdi, ne kadar vakit geçtiğini tahmin edemediler. başbaşa verdiler. özür diledi çocuk. özür diledi kız. kollarının arasına aldı çocuk kızı. kız ellerini çocuğa doladı. rüzgar olup, su olup, ateş olup birbirlerini sardılar.
22 Aralık 2007
22 Aralık.
Duyma yetimi yitirdim. Sağır olmadım, felç denebilir. Boşluk. Renksiz boşluk. Klasik karanlık sahne çizimi. Kesik gönül uzuvları, tutunamama durumu.
Kelimelerimi yitirdim. Zihnimde parlayıp sönen onlarca replik. Biriktirilmiş tüm ayrılık sahnelerinden en acı cümleler. Hepsi bana ait, hiçbirini istemiyorum.
Uyuyamadım. Denedim ama, rüya görmedim. Acıklı bir mutluluk tablosu hayali. Her saat başı aynı kabusa uyandım. Kimsesiz.
Duygular kelimesiz.
Kelimeler duygusuz.
Duygusuz ve kelimesiz.
Uykusuz ve rüyasız.
ve yalnızlığa döner odanın mevsimi...