28 Aralık 2010

Gelme. II.

Gelme.
Gelme.
Gün, güneş çok gerçek. Gece güzel bana.
Bana ay gerek. Yıldızlar. Sözler, sazlar, alazlar. Gelme.
Topraktım, ağaçtım. Kırıldım, nehirler ağladım kurudum.
Islak yalanlarla doğruldum. Yenerek, yenilerek. Gelme.
Bana ölmek gerek, ölüp ölüp dirilmek. Olmadım daha. Daha ölmedim.
Aklım havada, havam sıcak. Gelme.

Sana gitme demeyeceğim.
Sen sakın gelme.


Kaç şarkı var aklımda?
Sakın söyleme.

16 Aralık 2010

Bu gece karanlık

Güzel.
Bu gece karanlık. Soğuk. Yol ışıkları yağmur damlalarının ardında, bulanık.
Evler, pencereler, hikâyeler... Hepsi sessiz, hepsi uzak bu gece.
Bu gece başrol benim. Benim sahnem bu gece bu şehir.
Beni dinleyeceksin. Beni süzeceksin. Kokumu hatırlayacaksın, boğazına düğümlenecek. Gözlerin yüzüme çevrili; saçımı sakalımı, çizgilerimi göreceksin. Gözlerin gözlerime düşecek.
Gözlerin gözlerime düşecek.
Bu gece gözlerin gözlerime düşecek...
Bekleyeceksin. Sesimi bekleyeceksin. Sesimi, çok özleyeceksin, nefesimi.
Duracaksın, bu sefer sahne benim.
Bu sefer sen kalacaksın, giden benim.

Susacağım.

Bu gece benim.
Bu karanlık benim.

Şimdi git.

8 Aralık 2010

Nice senelere.

_nice senelere.
_teşekkür ederim. nasılsın?
_fena değil. şu an boğazı geçiyorum. burada olsan çok hoşuna giderdi. güzel bir gün, güneşli, serin... sen nasılsın?
_yorgun. fakat iyileşeceğim. baharda yanında olacağım, benimle de geçer misin boğazı?
_şu içinde bulunduğum an nasıl bundan daha güzel olabilir ki diye düşünüyordum tam da. sanırım baharı beklemem gerekecek.
_dönmeliyim. çok özledim her şeyi. seni çok özledim. yakında...
_bekliyorum.


Yastığının altına saklıyorum sana yazdığım mektupları.

5 Aralık 2010

Korkma.

Korkma. Sana yalan söylemeyeceğim. Çok acıyacak. Ama çok acıdığı için değil yalan söylemediğim için sevmeyeceksin beni. Önemli değil. Nefretler daha gerçek, gerçekler daha güzel. Sana yalan söylemeyeceğim.

Korkma. Çok acıyacak. Bil bunu ve korkma. Geçecek, mutlaka geçecek. Bil bunu ve korkma. Acıyacağını ve geçeceğini bil, korkma. Bırak kendini. Önünü ardını bırak. Devran dönecek, gün bitecek.

Korkma. Çok acıyacak. Acımadan olmayacak. Acımadan geçmeyecek.

Olacak.
Acıyacak.
Geçecek.


Korkacaksın.


22 Kasım 2010

Sen ateş, ben toprak.

Bu sefer daha zor. Bir uykuya dalmışım ve dinlenmeden uyanmışım. Olmadı. O yüzden şimdi daha zor.

Üst üste geldi biraz afalladım. Yan yanaymışız ama bir arada olamamışız. Gördüm. Anladım.

Dağ dediğin dumanlı olur ama göreceksin; dumanı yaracağım, o dağı başına yıkacağım. Sen ateş, ben toprak. Sen kül olup savrulurken, ben ölüp ölüp doğacağım.

10 Kasım 2010

Susuyorum bazen.

'Pencereden dışarıyı seyrediyor ve yalnızca müzik var sahnede' diye düşün. Sen ne istiyorsan o çalsın ve nereden istiyorsan oraya açılsın çerçeve.


Susuyorum bazen, bazen yalnız.

15 Ekim 2010

Kimsin sen?

-Bırakma.
-Bana tek bir sebep söyleyebilir misin?
-Tanrı olmaya hevesli görüyorum seni. En bilindik, en basit numarasıdır etrafını karartmak. Boşluğa gark. Can almaya teşvik. Kolay mısın bu kadar?
-Bu da en klasik havasıdır her şeyi bildiğini zannedenlerin. Çok gördüm senin gibisini.
-Beni görmedin. Hiç her şeyi bilmedim. Bilenin sözü söylediğim.
-Kimsin sen?
-Başkası değil senden.

11 Ekim 2010

Medcezir.

Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin...

Biraz yaz, biraz beyaz...



"Yaz biraz" dedi içerdeki. Biraz yaz, ah biraz beyaz ne güzel olurdu şimdi...


Defterim bitti, resmini karalıyorum. Durdur hadi beni çok güzelsen, al beni yıldızlara vur. Sadece bak. Akabiliyorsan ak. Sus. Yalnızca gözlerin rüya artık, sözlerin kâbus.


Biraz yaz, ah birkaç sayfa beyaz...

15 Eylül 2010

Anlıyorsun değil mi?

Aslında gitmek istemiyorum, hiç istemedim. Seninle kalıp susasım var. Sessizliğe sokulasım var. Lâkin gideceğim. Biliyorsun ummadığın bir anda gideceğim. Anlıyorsun değil mi?

27 Ağustos 2010

Her yanda resmin var, haberin yok.


Durma, varsın durmasın başım dert değil. Geceyle gündüz sarmaş dolaş, bilmecesi sen. Her yanda resmin var, haberin yok. Yoruldum, çok güzelsin, çok...

4 Ağustos 2010

Bavul diyalogları. II.

Yine uzun soluklu bir seyahat, yine bavul...

-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ben çocuğuma saç kurutma makinesinin en iyisini alırım!
-ne çocuğu?
-pilotum ben, adım vahit


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-havlu aldım yeter o
-havlu yetmez hava serindir orada
-mont aldım


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ütü alayım ütü, iyidir ütü



-bu ne?
-kalıp sabun.
-kurna takımlarımı da koydun mu?
-...
-cevap ver bana kadın!


-bu ne?
-kalıp sabun.
-sadece yahudilerden yapmıyorlar biliyorsun değil mi?


-bu ne?
-kalıp sabun.
-kavun da kes biraz yanına


-bu ne?
-kalıp sabun.
-bu ne?

-bavulun.
-başka sorum yok çıkabilirsin

Biraz durabilir misin?

Affedersin, başımı sen mi döndürüyorsun?
Bir saniye gözlerinde bir şey var. 
Ne güzel nefes alıyorsun. 
Bir sebebi yok, bakmak istedim sadece. 
Evet saçların düştü yanağının üzerine, istersen alabilirim. 
Yok hayır bir şey demedim. 
Diyemeyebilirim de. 
Evet en iyisi hırkanı giy hava serin terliyorum.
Biraz durabilir misin?

19 Temmuz 2010

Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde


Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde sabahı akşamını tutmayan bir gün. Yalan cümlelerden talan olmuş satırlar...


Düşünmeden. Yenisi buyursun, bunun dibini görmeden. Aşk, yüzünden. Kıyafetler kifayetsiz, dökülsün üzerinden.
İnceden bir keman tınlarken gözlerinden, dön biraz daha güzel kız. Gece bitip sönmeden, zaman geri dönmeden.

9 Temmuz 2010

Aradığınız kişi...

Kendisi birkaç kez ölmüş, öldüğünden az dirilmiş, etrafına taşlar örmüş, kendini de içine gömmüş olabilir. 
Lütfen daha sonra çiçek gönderiniz.

8 Temmuz 2010

Sus!


Sus.
İzlediğin her filmden bir esas kız kıyafeti çalıp, bildiğin her bir aşk destanına giydiriyorsun.
Öyle değil.
Öyle değilsin.
Değilsin.
Olmadın.
Yoksun.

25 Mayıs 2010

Sana zarar vermeyeceğim, korkma.

Kimsin sen? Nerede olduğundan haberin var mı? Neden buradasın? Ne zaman geldin ve nasıl, nasıl geçtin duvarlarımı?

Bilmiyor gibisin. Olsun. Sakinleş şimdi.


Sana zarar vermeyeceğim. Korkma.
Yapma.
Yalnızca yüreğinin üzerinden akıp gidecek sözlerim. Müsade edersen incitmeyeceğim. Korkma.
Kan bu, ayaklarının altında sıcağını hissettiğin, benim kanım. Şimdi lütfen, eğer kalacaksan, bırak o hançeri elinden.
Yapma.

17 Mayıs 2010

Ne yapacaksın ki benimle?

Düşüyorum sık sık. Rengârenk cam kırıkları, ince ve keskin. Yaralar. Yaralarım.
Kapanıyorum. Yakında korkacak bir şey kalmayacak. Kalmayacağım.
Kaybediyorum. Her nefeste, biraz daha uzak. Her nefeste, biraz daha yakın.

İkinci sınıf bir yalnızlık şarkısının bilindik sözleri arasında sendeleyen klişe bir karanlığım
Ne yapacaksın ki bana? 
Ne yapacaksın ki benimle?

8 Mayıs 2010

Hadi gel benimle.


Hadi gel benimle.
Bir dakika. Lütfen bir şey söyleme, bitireyim.
Gel benimle. Dan dun konuşmuyorum bu sefer, bu sefer çok ciddiyim. Kolay gelmedim bugüne, bu cümleye. Seni düşündüm ben hep. Her gün, her gece seni düşündüm. Rüyalardan, uykulardan vazgeçtim, hayalini seçtim yalnızca. O yüzden dur, lütfen bir şey söyleme. İzin ver önce ben söyleyeyim.
Başım dönüyor. Sarhoş gibiyim ama senden güzel değil kafam, hiçbir zaman seninleyken olduğu gibi olmadı. 
Gel benimle. Dur. Lütfen gül, biraz gülümse. Gülüşünü çok seviyorum ben. Üzülüşün cehennem. Gül sen, hep gül sen. Kızarsa yanakların, saklamaya çalışsan gülen yüzünü ben güzel bir şey söyleyince. Ama hep gül sen. Gülüşünü çok seviyorum ben. 
Seni çok seviyorum ben. Dur, gitme. Sarhoşum ne dediğimi bilmiyorum sanıyorsun ama öyle değil; dur, gitme . Gel benimle. Dinle. Canını yaktım biliyorum. Yine yakacağımdan korkuyorsun biliyorum. Yakarım da muhtemelen. Tanrı biliyor senin canını yakmak yerine ölmeyi tercih ederim ama yanlışlar yapan biriyim ben. Çok yanlışlar yapan, ama seni daha çok seven. Yine Tanrı biliyor ki canında attı hep canım. Yaktım ama seninle ben de yandım. Köz oldum kavruldum, kül oldum savruldum. 
Seni düşündüm ben hep. Günler günlerin ardından...Hiç unutmadım; ne bir gözyaşını ne bir gülümseyişini. Hep düşündüm. Sesimi çıkarmadım. Bekledim. Kimseye bir şey demedim. Kendimden bile gizli saklı düşledim. 
Hadi gel benimle.
Konuşamam, yazamam, bilirsin beceremem. Bildiğim kelimeleri tükettim, gel artık bittim ben. Bil ki sen gelmedikçe, usul usul yittim ben.


Başka bir rüya için mektup.

23 Nisan 2010

12 Nisan 2010

Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?


Hüküm dağının kalbi kulüp odasında atıyordu. Her şeyden habersiz oturuyorduk masum masum. Nazgûl marka güvenlik görevlisi usulca pencereye yanaştı, kafasını uzattı ve sordu:

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Rakı var abi alır mısın?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Audi olsa yapmaz işte diyorum ben.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Beyaz bizimki.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Para mı istiyorsun ne istiyorsun ne bu?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Saçmalıyorsun abi gel bir çay içelim için ısınsın gel

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Kaça gider ki satsak?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Şu geçen Kartal otobüsü mü?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Bak ya! Kim üzüyor bu abiyi hı?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Aa tamam tamam bildim Müzeyyen Senar. Akşam olunca yaarelerim sızlaaar...

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Hım. Sabahları nasıl abi iyi diyorlar sabahlar için nasıl sabahları?


11 Nisan 2010

Potpori. I.

Ansızın gelecek, aklımı alacak gibisin. Bir şarkı var aklımda, kaç zamandır dilimde, sakın gelme güllerin içinden. Yıllar önceydi, renkli, yine öyle sanki. Şimdi yalanlar istiyorsan yalanlar, üşüyorsan ceketim var cebinde adını gizleyeceğim. Ama al dedim vur demedim, yok başka anlatmaya mecalim. Geç kalmış olmasaydık, yorulmasaydık... Alevsiz duman olmaz, anlıyorsun değil mi? Belki hazana dönmeden, belki küllerimden...

Bu hayali çizen de benim, bu hayalet ozan da...
Peki ya sen? Kimsin sen?

25 Şubat 2010

Yoldan geçen.

 

Ne çok olmuş sesini duymayalı. Yürüyemediğin zamanları bilirdim, konuşuyorsun bile şimdi. 
Ne çok olmuş... Neler olmuş...
Kurallı düşüncelere hasret, devrik duygularla dolmuş satırlar.
Gittim. Dünya dönüyordu hâlâ, kızdım, durdurduğumu sandığım yerlere gittim. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olmamış zaten meğer. Ne mutluluğun fotoğrafında çıkmışım, ne de mutsuzluğun filminde başrolüm. Yoldan geçen biri vardı, ben oymuşum. 
Hep de bunu hatırlarım mâziye dönüp. Ama geri geldim ben artık, bir kısmımı oraya gömüp.
Tamam. Tam değilim ama, tamam.
Şarkılarım var yine, masallarım...
Evet, sen, kaçan balık.
Bak bu benim. Yoldan çıktım yürüyorum. Buradayım, görüyor musun? Benim ezgim, benim sözüm, benim ıslığım etrafında esen. Beni duyuyor musun? 



Bunlar gibi daha kaç gereksiz cümleyle kağıtları kirletmezsem bir ağaç kurtarabilirim?
Bir soruyu anlatım bozukluğu sınırlarında ne kadar sürdürebilirim?

Şimdi, bitirebilirim.

21 Ocak 2010

Bavul diyalogları. I.

Bavul sen mi büyüksün ben mi? A.... Yeneceğim seni bavul...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?

-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...




Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.

14 Ocak 2010

Seyre daldım.

Seyre daldım.
Duymadan, dokunmadan. Derine inmeden ve kimseye değmeden.
Neden?
Sorması ne gereksiz. Sonrası hep sessiz. Sedasız.
Satırlardır sevdasız.
Satır aralarında yalnız ama görünmeden ve göstermeden içimi. İzimi düşürmeden çökmeden karanlık.
Anlık.
Geçmişe geleceğe ilişmeden. Hep kısa zamanlık.
Sorma niçin, neden. Yorma, sorması gereksiz. Cevabım yok, sonrası sessiz.
Soluksuz, nefessiz.
Öylece kaldım.
Kırıldım, kesildim, sadece kandım. Kana kana yandım.
Kül oldum öldüm.
Öldüm de uyandım.
Yeniden döndü âlem, ben durdum seyre daldım.


Sorma neden, yorma, gereksiz.
Cevabı soruda gizlenir, usulca, sessiz:
Sen neden diye merak edersin
Ben sensiz, nedensiz.

5 Ocak 2010

Evet topalladım.

Topalladın mı dedi.
Evet topalladım. Uğraşıyorum. Toparlamaya uğraşıyorum. Belki de yıkılmalıyım. Sonra yeniden...
Yol kısalmıyor dedi.
Kısalıyor aslında ama diyemedim. Her gün biraz daha eksik, her gün biraz daha yalnız...
an be an kısalan zaman ölümle aramdaki. farkında mısın ki?

1 Ocak 2010

Dumanlanıyorum.

Koltuğa oturmuş sallanıyorum. Orta şekerli bir rüzgar esiyor. Saçlarım ıslak, kafam serin. Kapı aralanıyor. Tülün içinden çıkıyorsun. Şortun ve tişörtüm üzerinde ne güzel anlaşmış, kafam inceden inceden nasıl da karışmış...
-Ama kurutmamışsın saçlarını
-Bana diyene bak
-Kafam kuru uçları ıslak sadece bir kere
Kıvrılıyorsun. Yağmurun düşüyor yüzüme kokun... Sığışıyoruz koltuğa. Başın kucağımda, ayakların koltuğun tepesinde. Eşli stabile jimnastik olimpiyatları...
-Sen ne güzel bir kızsın böyle
Aralanıp bir gülücük mü attı bana gözlerin? Sanırım bir deniz gördüm.
-Ah yordum seni özür dilerim ayıp olmasın diye gülümsemek zorunda bıraktım! Isırırım seni be!
Ah evet açıldı ve gülüyor gözlerin bu sefer eminim, bir deniz gördüm.
Doğrulurken bedenin boynuma dolanıyor kolların. Çiçek açıyorsun. Yaprakları değiyor yüreğime hissediyorum.
-Ama çok üşümüş başın
-Gerçekten kurutmaya gitmemi mi istiyorsun?
Ve cilveli sarmaşığım kabuğuna çekilir...Yahu ne güzel dans edecektik ne dedim ki şimdi neden kucağım boş kaldı? Biliyorum aslında, biliyorum ve içimden dışıma gülümsetiyor beni bu edan. Git demiyor, gitmiyor bedenin. Beni çağırıyor kıvrımları sırtının, takip ediyorum ve mesajına ulaşıyorum: 'Just Do It'...
Omzuna uzanırken nefes darlığım, ellerini yakalamış bile ellerim.
Yeşil kokuyorsun.
Dumanlanıyorum.