16 Eylül 2012

Kumsal.

Uçtum, yüzdüm, yoruldum. Tüm notaları susturdum, yalnızca bu ilk sonbahar rüzgârı tıngırdatıyor yaprakları. Bu buzdan güneş tam aradığım.


Sen o kadar beyaz, ben o kadar turkuaz ve her şey o kadar gerçekti ki zamanı durdurdum yıllar sonra. Bir kale yapıp kulesine iliştirdim seni âşık olmamak için ama nâfile; öyle sarışın estin ki omzuna kumlar düştüğünde, dalga dalga güneşle doldu ciğerlerim. Ben eline uzandım ve akmaya başladı kum taneleri avuçlarımızdan. Başını omzuma yasladığında ise çoktan doğmuştu yıldızlar. 


Ve bitti hikâyemiz.

Uçsuz bucaksız gökler, sere serpe denizlerin mavilerine ihânet edip gözlerini düşlediğim mevsimin sonu, hasat zamanı yalnızlığın. Şimdi 'z'lerimin ortasına çizgiler çekecek, bu sayfaların üstünü örtecek ve mürekkepli ellerimi yıkamaya gideceğim. 


Kuru yapraklar düşüyor üzerime. 
Kum tanelerin düşüyor üzerimden.