1 Kasım 2006

Karanlık.

Serindi evin içi ama kalkıp pencereyi kapatacak gücü bulamadı kendinde. Hareketsiz duramazdı uyku gözlerine az da olsa akana dek. Şimdi büyük bir ızdırap veriyordu ona bu kıpırtısı, bedeninden daha ağır ve ağrılı başı sebebiyle.

Zorlu bir mücadele verip doğruldu, daha da zorlusunu tamamlayıp ayağa kalktı, pencereye yöneldi. Önce yüzüne sonra da açık düğmelerinden içeri sızıp boynuna ve civarına vuran serin hava nefesini tazeledi bedeninde hafif bir ürperti dalgalandırarak. Soğuyan alnı yeni bir boyut katıyordu baş ağrısına. Pencereyi kapadı. Camın ardında seyredurdu dışarıyı.
Ufuk çizgisinin yukarısında olabildiğince mat ve huzurbozan cansızlığıyla gri hakimdi. Aşağısına ise siyah. Birbirinin içine geçmiş zar zor seçilen karartılar dikkatini çekti. Siyahın da tonları olduğunu düşündü. Kendine bir yer aradı siyahın yelpazesinde. Hangi tonuydu acaba karanlığın, içini kaplayan zifir hangi koyulukta vurmuştu bedenine?