10 Aralık 2013

Orada, bir ev var uzakta.

Bir sonraki durak o kadar da uzakta değilse alması çok zor bir karar olabiliyor on dakika sonraki otobüsü yaprakları arasından yağmurun ufak ufak çiselemesine aldırış etmeyen bir ağaç altında beklemek. "İki adım yürü yahu ne olacak" argümanının zihnimin koridorlarını çıtır pıtır kemirmesine boyun eğiyor ve yürümeye başlıyorum. Sıradaki durağa pek kısa zamanda ulaşınca hiç üstelemeden bir sonrakine yollanıyorum. Yolum sucuk yolu, inceden farkındayım, ama hiç bozuntuya vermeden göğsümde yumuşatıyorum sert yağmur katrelerini. Yüzümde gözümde de yumuşatıyorum tabii haliyle; yağmur adres sormaz ki, yaktın beni en derinden...



Adeta bir vites koluymuşcasına benimseyip ağzımdan burnumdan şıpırdayan damlalarla hiç ilişkilendirmediğim, sağ cebimden böğrüme doğru bas bas bağıran varlığını varlığıma armağan etmeyi ancak eve vardıktan sonra hatırladığım şemsiyenin sucuk yolu boyunca hiç açılmadığını söylemeye gerek duymuyorum. Şemsiye hangi şartlar altında, hangi olayı takiben açılmaz bilirsin; depremlerde yine yüreğim, kalorifer çaresiz...

Akılsız baş suçludur, cezasını ayaklar çeker, yağmurda yürürsen paçaların ıslanır; hayatın gerçekleri bunlar. Bazen uzuyor cümleler böyle kusura bakma, zerresine kadar tüketiyor nefesini. Varsa fazla virgülün, ya da paragraf çektiyse canın lütfen çekinme; kes biç yine sev beni, sar tümlece yüklemi...