29 Mayıs 2006

Sandman.

-Avını sinsi sinsi takip eden, ölüm saçan korkunç bir kurdum.

-Atının üzerinde kurtları hançerleyen bir avcıyım

Dökülmüş alkol, küflü duman, ucuz seks, parfüm ve mantar kokusu…

Üzerinde tepindiğim çimeni ve bacaklarımın arasındaki böğürleri hissediyorum

Her şey gerçek, hiçbir şey gerçek değil…Onun hamlesi:

-Atı sokan, avcıyı fırlatan bir at sineğiyim.

En eski oyunu kaybetmenin birçok yolu var. Endişe ve sinirin getireceği başarısızlık, savunmaya geçememe, hayal gücü eksikliği…

-Sekiz bacaklı sinek yutan bir örümceğim

-Zehirli dişleriyle örümcek yutan bir yılanım

-Ağır pençesiyle yılan ezen bir öküzüm

Yılanın pençemin altında ağrıdan kıvrandığını omurgasının ufalandığını hissediyorum

-Hayvanlara şarbon taşıyan sıcak yaşamları yok eden katil bir bakteriyim

Gidişatta bir değişiklik var ama bu eski bir numara mahsus kaybediyor galiba…

Onun nasıl oynadığını bu oyunu nasıl aleyhine döndürebileceğimi anladım sanırım. Sert oynamaktan vazgeçeceğim.

-Uzayda dolaşan hayat veren bir dünyayım

-Gezegenleri imha eden patlayan bir novayım

-Her şeyin etrafını çeviren hayatı ihtiva eden kainatım

-Her şeyin sonundaki karanlığım; kainatların, tanrıların, dünyaların, her şeyin sonu benim. Peki ya şimdi ne olacaksın?

-Ben umudum…

-…

 

Cehennemde bir umut…

 

Sandman

Yaşayabilmece sanatı...