Olabildiğine gri ve kahverengi bir günün ardından güneş doğdu akşam saat sekize yirmi dört dakika kala. Masamı, kitabımı, defterimi ve yer yer kendimi yakıp güneşin şu rengini aramak istedim alevlerin arasında.
Biri artık bu müziği durdurmalı. Susulsun istiyorum.
-20 Ağustos, bizzat kendisi-
Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin.
21 Eylül 2013
29 Temmuz 2013
Bazı sabahlar.
Uzun süredir görüşülmemiş arkadaşlar ile zaman içinde ortak sohbetlerin bir bir yitirilmesi sonucu sıkıntıdan sıkıntıya gark olunan bir mecliste, peşi sıra açılan birbirinden habersiz mevzulara dair olasıya devrik cümlelerin ince ince dokunup nihayete vardığı noktada bana başka bir dilde daha "soyun" demeyi öğretmesi değilse nedir kaderin cilvesi?
İyileşmeden uyandığım sabahlar ile dolu bu ev, yenildiğim ama yenilenmediğim gecelerin ardından, zevk uğruna devrilip anlamları sağa sola saçılan son cümlelerini tutamadığım gün daha doğmadan.
İyileşmeden uyandığım sabahlar ile dolu bu ev, yenildiğim ama yenilenmediğim gecelerin ardından, zevk uğruna devrilip anlamları sağa sola saçılan son cümlelerini tutamadığım gün daha doğmadan.
3 Temmuz 2013
Bazı sorular.
Hiçbir şey yoktu zihnimde, ne bir sahne ne bir söz. Yine de açtım defterimi. Daha ilk sesini mürekkep ile ince ince ıslatamadan kalemim elimden düştü. Çarptı. Kırıldı. Durdu. Uzanıp aldım.
Peki.
Kalem neden düştü? Evrenin uyum içerisinde nihâi sona ilerleyen, görülen ve görülmeyen bu düzeninde kalemin düşmesinin nasıl bir yeri, ne anlamı var? Bugün bu an burada bu kalem düşmeseydi, hangi gün nerede neler nasıl olacaktı? Bugün bu an aslında ne zaman? Burası aslında neresi? Bu kalem aslında kim?
Peki.
Kalem neden düştü? Evrenin uyum içerisinde nihâi sona ilerleyen, görülen ve görülmeyen bu düzeninde kalemin düşmesinin nasıl bir yeri, ne anlamı var? Bugün bu an burada bu kalem düşmeseydi, hangi gün nerede neler nasıl olacaktı? Bugün bu an aslında ne zaman? Burası aslında neresi? Bu kalem aslında kim?
19 Haziran 2013
Bazı şarkılar.
Şimdi, tam şimdi...
Mehtap var. Satır satır rüzgârlar esiyor üzerinden. Kâh saçları uçuşuyor, kâh sayfaları. Kim bilir kuşlar, böcekler, ağaçlar, otlar ve hatta toprak bile neler neler anlatıyor. Hepsine borçluyum zerreme kadar lâkin hiçbirini duymuyorum; bazı şarkılar çalıyor.
Mehtap var. Satır satır rüzgârlar esiyor üzerinden. Kâh saçları uçuşuyor, kâh sayfaları. Kim bilir kuşlar, böcekler, ağaçlar, otlar ve hatta toprak bile neler neler anlatıyor. Hepsine borçluyum zerreme kadar lâkin hiçbirini duymuyorum; bazı şarkılar çalıyor.
11 Haziran 2013
Umut.
Gösteren ve göstermeyen yaşlarım vardı. Kibrit suyu sıktım hepsinin halkasına. Yandım. Dallarım, yapraklarım, o gölgelik...
Nefsim kesti nefesimi.
Sandım ki ışık olacağım, küle döndüğümden habersiz.
Bir tohum daha getirir misin bana ey rüzgâr?
Dutluk olur mu yine hep buralar?
Nefsim kesti nefesimi.
Sandım ki ışık olacağım, küle döndüğümden habersiz.
Bir tohum daha getirir misin bana ey rüzgâr?
Dutluk olur mu yine hep buralar?
29 Mayıs 2013
Işık.
Beyaz bir gömleğim var, sakallarım uzadı.
Hangi fırtınada batan, hangi geminin külleri bunlar? Kırık, dökük, yaşlı ağaçlar. Yıkık bir kulübe var az daha ileride. Terk edilmiş diyarlar. Her şey soluk, deniz bile, gök bile. Birazdan kafamı çevireceğim güneşe doğru ve yalnızca eski bir resim kalacak geriye. Suyu adımlayacağım ardımda minik izler bırakarak. Ellerinden tutacağım yüreğimin en derininde gezerken.
Parlak, sıcak, mavi ve sarı bir kumsalda yürüdüm. Kısa kısa, kesik kesik. Hepsini hissettim, hepsini gördüm.
Beyaz bir gömleğim var, ve evet, sakallarım uzadı. Aslında sadece o kadar.
8 Mayıs 2013
Kısa. III.
Dalından erik yiyebilmek için kulübenin damına çıktığım gün meğer en güzeliymiş ömrümün.
Kısa.
Virgülsüz.
Birkaç gecedir.
Kısa.
Virgülsüz.
Birkaç gecedir.
1 Mayıs 2013
Kısa. II.
Yine böyle bir geceydi. Yine baharları anlatan, denizleri anımsatan şarkılar dinliyor, rastgele eski defter sayfalarını çeviriyordum.
Görüyorum. Dün satırlarca heves ettiğim, hayalini kurduğum tüm yalnızlıkları soluyorum bugün.
Bu kâbusu bildim de yumdum gözlerimi. Ölmeden uyanmayacağım.
Kısa.
Üç satır.
Adını bilmiyorum.
Görüyorum. Dün satırlarca heves ettiğim, hayalini kurduğum tüm yalnızlıkları soluyorum bugün.
Bu kâbusu bildim de yumdum gözlerimi. Ölmeden uyanmayacağım.
Kısa.
Üç satır.
Adını bilmiyorum.
22 Nisan 2013
Kısa. I.
Yıllar sonra açık bırakıyorum penceremi bu gece. Bir ıslık çalarsın belki apar telaş uyandığın bir kâbusu unutmak isteyip, rüyalar çalarım gökyüzüne.
Kısa.
İki cümle.
Tek gecelik.
Kısa.
İki cümle.
Tek gecelik.
25 Mart 2013
Petek Perçek.
Durdum. Ekmeğimin üzerine düşen kar tanelerine baktım. Dokunmadım. Duvara yaslandım ve yemeğe devam ettim.
Her şey olur. Hiçbir şey olmaz. Peki sen neresindesin bu deryanın? Hangi sorulara, ne kadar cevap verebileceksin? Ne kadarını görebilecek, ne kadar sevebileceksin?
Her şey olur. Hiçbir şey olmaz. Peki sen neresindesin bu deryanın? Hangi sorulara, ne kadar cevap verebileceksin? Ne kadarını görebilecek, ne kadar sevebileceksin?
15 Şubat 2013
Birdenbire.
"Sevmiyorum yahu herkesi sevmek zorunda mıyım?" dedim. Vurguyu cümlenin sonuna tekabül ettirerek soru işaretini de pekâlâ seslendirdim. Biraz lüzumsuz oldu lâkin asabiyet mevzu bahis. Bir sezaisyan atarında olmasa da gayet keskin sirkeyim. Küpümle de pek aram yok zaten, hiç ipim değil.
25 Ocak 2013
Rebeka.
Sazlı sözlü serin, nabzıma şerbet esintilerin. Yanın güzel.
Lâkin bu yanıklar hep sütten ve gördüğün üzere şimdi artık yalnızca haydariye üflemiyorum. Sen gözlerimin içine baktığında o da yakıyor, o kadar olur. Çok güzel bakıyorsun. Gözlerimin içine bakarken çok güzelsin, gülümserken.
Lâkin bu yanıklar hep sütten ve gördüğün üzere şimdi artık yalnızca haydariye üflemiyorum. Sen gözlerimin içine baktığında o da yakıyor, o kadar olur. Çok güzel bakıyorsun. Gözlerimin içine bakarken çok güzelsin, gülümserken.
3 Ocak 2013
Veda. II.
"Ben yetişmiş bir meyvayım, beni tutan sap inceldi artık pıt der düşebilirim her an, hakkını helâl et."
Gözlerinin içine bakmayı becerebildim alnım omzuna düşmeden önce. Bana bunu söylerken bile aslında benim kendisine borçlandığım adam benden helâllik istiyordu. Yorgundu, çok yorgundu. Ellerinden, yüzünden, gözlerinden, sesinden okunuyordu yorgunluğu. Olmuştu; aynen tarif ettiği gibi bir meyvaydı ve artık sahibine, ona hayat verene dönmek istiyordu.
27 Aralık 2012
Şimdi bana kaybolan mumlarımı verseler.
Daha çok nefes ekmek lazımdı bu sayfaların toprağına ama hep saçların dolandı parmaklarımın arasına. Oysa bana kaybolan mumlarımı verseler şimdi, yakar mıydım seni, kendimi, her şeyi... Turp sıkayım kıvılcımına...
İğne iğne soğuklar, büklüm büklüm sessizlik. Kimse yok, toz bile. Kütüphanede yatıyor, kuru tellerden öksürüyorum. Bir yudum su içmedim yine bugün, kim bilir neredesin.
İğne iğne soğuklar, büklüm büklüm sessizlik. Kimse yok, toz bile. Kütüphanede yatıyor, kuru tellerden öksürüyorum. Bir yudum su içmedim yine bugün, kim bilir neredesin.
8 Aralık 2012
Soğuk.
Üşüyor, kalemi tutamıyorum. Ellerim soğuk. Hayat işte...
Dünyanın uzak bir ucuna gitmek, mümkünse daha ahşap ama yine buna benzeyen bir kulübeye kağıtlar, kalemler, soğuklar, hüzünlü üşümeler iliştirmek istiyorum. Gelişlerim, gidişlerim, arkada bırakıp arkama dönmeyişlerim, özleyişlerim olsun duvarlarında.
Sen olma.
Bir soba, birkaç parça odun, bir avuç kestane ile bir göz kulübede... Keman kalem olur, kalem kılıç.
...çıtır çıtır, başta biraz dumanlı, yakan şarkılar.
Yüreğim demini alırken buğulanıyor gökyüzü.
Gökyüzüm.
Sen olma.
25 Kasım 2012
Ortaya karışık. Olaylar olaylar.
Şiddetli bir yağmur ile sert bir rüzgârın ilk dalgalarını ayırt edebiliyorsan seslerinden, büyümüşsün. Büyütür insanı o kadar yalnızlık.
Sanki daha afiliydi geceler koridorun lambası bozukken. Ay kıvrılıyordu omuzlarından, yanıyor yansıyorduk. Şimdi bu sahte ışıklarla yitiyor nice yıldızlar. Ne müziğin tadı var, ne de adam gibi karanlık.
Sanki daha afiliydi geceler koridorun lambası bozukken. Ay kıvrılıyordu omuzlarından, yanıyor yansıyorduk. Şimdi bu sahte ışıklarla yitiyor nice yıldızlar. Ne müziğin tadı var, ne de adam gibi karanlık.
18 Kasım 2012
Herkes yabancı, herkes tanıdık.
Soğuk, uzak ve tüm diğerlerinden daha yabancı bir yatakta bitiriyorum bu mevsimi. Gözlerine, ellerine ve dudaklarına selam edip, yeni bir kışı kucaklamak üzere yola düşüyorum hâlen sıcak hatıralardan. Şimdi başımı trenin penceresine yaslayacak, ağaçlar nehirler tarlalar arasından kıvrılırken rüyalara vereceğim kendimi.
Şehirler, odalar, yollar...
Herkes yabancı, herkes tanıdık.
16 Eylül 2012
Kumsal.
Uçtum, yüzdüm, yoruldum. Tüm notaları susturdum, yalnızca bu ilk sonbahar rüzgârı tıngırdatıyor yaprakları. Bu buzdan güneş tam aradığım.
Sen o kadar beyaz, ben o kadar turkuaz ve her şey o kadar gerçekti ki zamanı durdurdum yıllar sonra. Bir kale yapıp kulesine iliştirdim seni âşık olmamak için ama nâfile; öyle sarışın estin ki omzuna kumlar düştüğünde, dalga dalga güneşle doldu ciğerlerim. Ben eline uzandım ve akmaya başladı kum taneleri avuçlarımızdan. Başını omzuma yasladığında ise çoktan doğmuştu yıldızlar.
15 Eylül 2012
Papara
Hızlı, her şey çok hızlı. Ölümler, kalımlar, denizler...
"Aramıza kimin işine yaradığı belli olmayan bir sınır koymuşlar, bizi ayırmışlar. Yoksa bu kafalar aynı çalışıyor, aynı zıkkıma gülüyor ağlıyoruz." dedi çocuk. Çok değil ama sarhoştu. Öylesi bir dobralık, öylesi bir samimiyet ile konuşuyordu. Havaya bir iki küfür sıktık aynı fikirlerde buluşmamızı kutlarcasına, havai küfürler patlattık bir nevi.
28 Ağustos 2012
Vedalar.
Bulut oldum, yüzüyorum. Sonrasındaki fırtınayı bile bile huzurla seyrediyorum. Sessizlik masmavi. Doluyorum.
Gidenler var, ve yakında gidecekler. Sormak istediğim o kadar çok şey varken...
-Öğreneceklerini öğren, yarına bırakma.
Gidenler var, ve yakında gidecekler. Sormak istediğim o kadar çok şey varken...
-Öğreneceklerini öğren, yarına bırakma.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)