Yağmur yağarken değil de, yağdıktan hemen sonra; güneş göz kırpar, toprak ciğerlerime dolarken özlüyorum seni.
Şimdi gel, şu yaprakların üzerinden süzülen damlaların fotoğraflarını çekelim istiyorum. Aslında inanmam fotoğraflara ben. Bahanesi o zaten, maksat omuzlarımız birbirine değsin.
Her yanım yağmurlu yeşil ve sen çok mavi bakıyorsun.
Bugün hayallere yeniliyorum.
Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin.
15 Temmuz 2012
7 Haziran 2012
Biterken...
Sanırım yenilenememeye, yenilmeye başladım. Derin bir nefes alıp, ya da damların altına girip usul usul unutamıyorum kendimi.
Bitiyor artık bu defter. Aslında çoktan bitti belki de. İçten içe bitmemesini istiyor olabilir miyim? Eski sayfalarında dolaşıp zamanın, hikayeler devşirmek geçmişin kırıntılarından. Yalan dünyalar...Bilmiyorum, yalnızca bittiğini hissediyorum. Bir ket, bir soğuk, bir hafıza kaybı...
Bitiyor artık bu defter. Aslında çoktan bitti belki de. İçten içe bitmemesini istiyor olabilir miyim? Eski sayfalarında dolaşıp zamanın, hikayeler devşirmek geçmişin kırıntılarından. Yalan dünyalar...Bilmiyorum, yalnızca bittiğini hissediyorum. Bir ket, bir soğuk, bir hafıza kaybı...
18 Mayıs 2012
Saçma salaş.
Asıl bahar gün bitince, gecenin bir vakti ya da sabaha birkaç basamak kala, yalnız ve bir o kadar hep birlikte eve doğru aksak adım yürürken... Arnavut kaldırımı olup, karga olup ya da güvercin bazı bazı, mavi olup, dünya olup dönerken...
Üç noktaları da sevmiyorum eskisi kadar ama gel gör ki aksak adım yürümekten bahsedip İzlanda atlarına selam çakmadan olmaz. Saygılar sunuyorum, çok öpüyorum.
17 Nisan 2012
Duvar.
Yere, kilimin üzerine oturup kafamı dolaba sırtımı eski duvarıma yaslasam şimdi. Hafif bir ışık yeter, iki mumdan fazlası değil. Kaç mumumuz kaldı ki zaten?
Bazı şeyler var, yapılması gerek, yalnız yapılması gerek.
Hiç tanımadıklarım ama çok özlediklerim var. Aynı satıra düşmesek de, kâfiye olmasak da özlemekten keyif aldıklarım… Aynı denize düştükten sonra ne önemi var farklı sahile vurmanın; ayrılık da sevdaya dâhil değil mi zaten?
Yine, yeni, yeniden bir duvar örüyorum.
Ördüm, bitti.
Bazı şeyler var, yapılması gerek, yalnız yapılması gerek.
Hiç tanımadıklarım ama çok özlediklerim var. Aynı satıra düşmesek de, kâfiye olmasak da özlemekten keyif aldıklarım… Aynı denize düştükten sonra ne önemi var farklı sahile vurmanın; ayrılık da sevdaya dâhil değil mi zaten?
Yine, yeni, yeniden bir duvar örüyorum.
Ördüm, bitti.
17 Şubat 2012
Sessiz.
Yoruldum. Biraz uzanacağım.
Duyduğum yalnız sen ol istiyorum. Rüzgâr esmesin, yağmur yağmasın. Nefes al, ver. Sessiz sakin kalbini dinleyeyim istiyorum.
Duyduğum yalnız sen ol istiyorum. Rüzgâr esmesin, yağmur yağmasın. Nefes al, ver. Sessiz sakin kalbini dinleyeyim istiyorum.
Lambayı yakma, istemiyorum. Perdeyi arala, ay vursun, sen parla yalnızca. Yalnızca bana bak, başka yere düşmesin gözlerin. Gözlerin çok güzel.
Gözlerin çok güzel.
Gözlerin çok güzel.
23 Ocak 2012
"Sözlerimi geri alamam..."
Ağaçlar var, bu sessiz sözsüz şarkı onların. Hepsiyle konuşacağım bir gün kendi dillerinde, sabrediyorum. Halka halka, yaş, karanlık yıllar sakladım içime; nefesimi kesmeden göremeyeceğin. Sazlar, sözler, izlerle dolu satırları kabuğumun. Ne bir resim, ne bir isim...
Tam buradaydı, evet tam buraya bir şey yazıyordum. Olmadı sonra. Cümle düştü, ortalık kan revan.
"Sözlerimi geri alamam..."
Tam buradaydı, evet tam buraya bir şey yazıyordum. Olmadı sonra. Cümle düştü, ortalık kan revan.
"Sözlerimi geri alamam..."
28 Aralık 2011
Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya
Islanınca güzelleşiyor sayfalar, yağmura banmak lazım kelimeleri kenarlarından.
Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya ama bahar günlerimiz vardı yine de felekten çaldığımız. Pullara basmadılar hikâyemizi belki ama mektuplarımız vardı bizim yaktığımız.
Fena esiyor bu gece şarkılar, radyoyu kapatmak lazım esas kıza tutulmadan.
Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya ama bahar günlerimiz vardı yine de felekten çaldığımız. Pullara basmadılar hikâyemizi belki ama mektuplarımız vardı bizim yaktığımız.
Fena esiyor bu gece şarkılar, radyoyu kapatmak lazım esas kıza tutulmadan.
21 Aralık 2011
Havalar güzel.
Havalar güzel.
Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.
Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.
Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.
Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.
2 Aralık 2011
Büyüdüm.
Kurşun kalemin farklı, beni çeken bir kokusu var.
Yanımda fotoğrafı yok kimsenin, öyle sahneler gelip geçiyor aklımdan yalnızca. Yalnızca dudaklarımı hissediyorum. Nefesim kesiliyor, satır sonuna sığmıyor ve uyanıyorum. Kurudum, çatladım.
En sonunda doğru manzaranın içindeyim. Koca bir şehir dolusu soğuk. Olduğum gibi görünüyorum artık ve çoğu zaman yürüyorum.
Bak, büyüdüm, kocaman bir hayalet oldum. En çok siyah ve beyaz giyiniyorum.
Dün yağmuru seyrediyordum, bugün güz oldum ben. Beni sokakta görsen tanıyabilir misin?
29 Kasım 2011
Dün. Bugün. Yarın.
Dün, dündü. Neydi nasıldı bilmiyorum. Var mıydı yok muydu onu da bilmiyorum. Nasıl ispat edilebilir geçmiş zannettiğin şeyin bir rüya olmadığı? Ne gösterebilirsin ki bana düne ait? Dün, sadece dündü.
Peki ya yarın? Söylesene bana yarın ne zaman gelir? Bir sonraki nefesin olup olmayacağını kimse söyleyemezken, yarın hayalden öte olabilir mi? Yarın, hep yarın olacak.
Rüyalar ve hayaller arasında çırpınan bugünler.
"Dünü hatırla ve yarını düşün ama bugünü yaşamak zorundasın."
9 Kasım 2011
Çekilebilirsin
Tam da demini alıyordu mevsim...
Kitaplarımı topladım. Defterlerimi, kağıtlarımı, hepsini dosyalara koydum, raflara kaldırdım.
Hep 'gitme'ye değilse meğlimiz, nedir bu uzaklara dalmalar?
Gerçektir gitmek, herkes gider bir gün.
Çekilebilirsin.
Kitaplarımı topladım. Defterlerimi, kağıtlarımı, hepsini dosyalara koydum, raflara kaldırdım.
-Bu gidişin neden? Uzaklaşmak için mi?
-Hayır. Öyküler yazmıyor, masallar dizmiyorum. Yalnızca gidiyorum. Hep 'gitme'ye değilse meğlimiz, nedir bu uzaklara dalmalar?
Gerçektir gitmek, herkes gider bir gün.
Çekilebilirsin.
2 Ekim 2011
Nice Senelere.
Birkaç
zaman önceydi sen hatırlar mısın bunu bilmiyorum. Kafan bozuktu, önüne gelene
kızıyor, laflar sayıyordun. Ben de bir şey yapamadım aslında sadece
biraz dinledim. Bana "iyi ki doğdun" dedin sonra. Aldığım en iyi
doğumgünü tebriğiydi sanırım, ki doğumgünüm bile değildi.
Şimdi söyleyeceğimin o gün senin söylediğinin bana hissettirdiği gibi hissettirebilmesini isterdim. Ama çok zor sesin böylesine uzak ve cansız iken sana ulaşacak kelimeleri seçebilmek. Çok daha kolay olurdu her şey kalbini kırdığımda suratıma bir yumruk atmış olsaydın. Belki o zaman dondurmalı şarkılar çalıp alabilirdim kalbini. Ya da harflerden kuzu tandırlar, iskenderler serebilseydim önüne keşke...
İyi ki doğdun.
Şimdi söyleyeceğimin o gün senin söylediğinin bana hissettirdiği gibi hissettirebilmesini isterdim. Ama çok zor sesin böylesine uzak ve cansız iken sana ulaşacak kelimeleri seçebilmek. Çok daha kolay olurdu her şey kalbini kırdığımda suratıma bir yumruk atmış olsaydın. Belki o zaman dondurmalı şarkılar çalıp alabilirdim kalbini. Ya da harflerden kuzu tandırlar, iskenderler serebilseydim önüne keşke...
İyi ki doğdun.
20 Eylül 2011
Hayat enteresan.
İçbükey sözlerinle parça pinçik olan kalbimin kırıklarının arasından gülümsüyorum bayıra karşı. İster yatır, ister tırmala; umrumun köşesi yok. Ben bana düşeni yaptım. Peynir peynir diye çığırdım fotoğraflarca, albümler doldu taştı önünü alamadık. Bini bir para hatıralar. Uçarım, uçarsın, uçarlar. Şimdi rica ediyorum beni birazcık olsun, şuncacık, buncacık, içi dolu turşucuk olsun sevdiysen sus. Hatta git bak bakayım ben orada mıyım. Bir pötüpüf al yanına yolluk. At ağzına üç beş adımda bir, bir yudum da su iç ıslansın. Aslansın, kaplansın, uzaktan sincapsın. Elmanın dibi göl, armudun dibi yol; "iyi ol, sağ ol, uzak ol".
-Neler oluyor hayatta hocam?
-Hayat enteresan.
-Neler oluyor hayatta hocam?
-Hayat enteresan.
11 Eylül 2011
Sandığın adam değilim.
Bu akşam sert bir şeyler gerek. Biraz gürültü, biraz soğuk. Biraz çıplak, biraz donuk.
Hiç nefesini tutmadan. Kıyıdan, köşeden. Yüksekten. Göz göze gelmeden. Sahte sözlere düşmeden.
Sandığın adam değilim. Hiç adam olmadım. Çok geceler geçti, hâlâ...
Hiç nefesini tutmadan. Kıyıdan, köşeden. Yüksekten. Göz göze gelmeden. Sahte sözlere düşmeden.
Sandığın adam değilim. Hiç adam olmadım. Çok geceler geçti, hâlâ...
5 Eylül 2011
Ne oldu biliyor musun?
Ne oldu biliyor musun? Hani uzaklara dalmalar, dumanlı bakmalar, giden gitti kalan sağlar benim oldu falan filan onların hepsi bilindik hikâyeler. Asıl ne oldu biliyor musun?
Takvimden aynı yaprağı yırttığımız ama benim daha çok yaşadığım günler var. Ne oldu bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum. Önüme bir manzara serildiğinde kendiliğinden gelen sebepsiz hüzünler var. Boşluk desem değil, karanlık desem değil. Çok kolay belki de her şey, ama ben bilmiyorum. Uyumak başlı başına bir mesele artık, artık başkalarının rüyalarında sürtüyorum uyuduğum zamanlarda. Oysa sen gönlünce boya diye rüyalar çizerdim bize hatırlar mısın?
Üzerimden çıkarttığım kelimeleri sağa sola atıyor ve çalan şarkıların acıtacak kadar eski olmalarına özen gösteriyorum bu gece.
Takvimden aynı yaprağı yırttığımız ama benim daha çok yaşadığım günler var. Ne oldu bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum. Önüme bir manzara serildiğinde kendiliğinden gelen sebepsiz hüzünler var. Boşluk desem değil, karanlık desem değil. Çok kolay belki de her şey, ama ben bilmiyorum. Uyumak başlı başına bir mesele artık, artık başkalarının rüyalarında sürtüyorum uyuduğum zamanlarda. Oysa sen gönlünce boya diye rüyalar çizerdim bize hatırlar mısın?
Üzerimden çıkarttığım kelimeleri sağa sola atıyor ve çalan şarkıların acıtacak kadar eski olmalarına özen gösteriyorum bu gece.
8 Ağustos 2011
Son.
Durdu zaman. Rüzgâr durdu. Yavaşladı tüm sesler, yalnızca bir keman. Başka duyan yok gibi.
Lütfen uyan!
En çok beyaza yakışır kan kırmızısı. O yüzden beyaz gömleğimi giydim bugün. Gözlerini bana her çevirdiğinde çok yakışıklıyım.
Gözlerin doluyor. Korkuyorsun.
Lütfen uyan!
En çok beyaza yakışır kan kırmızısı. O yüzden beyaz gömleğimi giydim bugün. Gözlerini bana her çevirdiğinde çok yakışıklıyım.
Gözlerin doluyor. Korkuyorsun.
21 Haziran 2011
Bardağa doldurmadan.
Ufukta dağlar sıra sıra, kahve yeşil. Dağların arasından sızan bir nehir, 'ab-ı hayat' yazıyor sanki mavisinde. Nehre meyleden ağaçlar ve bacası tüten bir ev ağaçların peşinden, iki pencereli tek kapılı. Kıpkırmızı elmalar, sapsarı bir güneş, belki bir iki de martı hayal meyal...
13 Haziran 2011
Ah... Ne güzel dönüyorsun...
Ah... Ne güzel dönüyorsun...
Görmüyorum ben sen kapayınca gözlerini, biraz daha bak bana. Ne cümleler unuttum siyahında, şu uçsuz bucaksız denizin mavisi bile söndüremedi büyülü karanlığını. Ne nefeslerim eridi yitti teninde, hepsinden vazgeçtim, varsın hiç yanmasın mumum. Hiçbir yerde olmak istemedim burada olmak istediğim kadar. Palmiyeler, kumsal, dalgalar... Avuçlarında yaz, eteklerinde bahar...
Ah... Ne güzel dönüyorsun... Dünyalar kıskanır...
Her sessizliğimde sen varsın, her tazeliğinde sabahın ve güneşin batışına eşlik eden her esintide. Hayal ağacından sayfalar, anka tüyünden kalemler eskittim. Mürekkebi tükendi gözlerimin ama hâlâ adını yazamadım ben; elimi tutmak ister misin?
Görmüyorum ben sen kapayınca gözlerini, biraz daha bak bana. Ne cümleler unuttum siyahında, şu uçsuz bucaksız denizin mavisi bile söndüremedi büyülü karanlığını. Ne nefeslerim eridi yitti teninde, hepsinden vazgeçtim, varsın hiç yanmasın mumum. Hiçbir yerde olmak istemedim burada olmak istediğim kadar. Palmiyeler, kumsal, dalgalar... Avuçlarında yaz, eteklerinde bahar...
Ah... Ne güzel dönüyorsun... Dünyalar kıskanır...
Her sessizliğimde sen varsın, her tazeliğinde sabahın ve güneşin batışına eşlik eden her esintide. Hayal ağacından sayfalar, anka tüyünden kalemler eskittim. Mürekkebi tükendi gözlerimin ama hâlâ adını yazamadım ben; elimi tutmak ister misin?
24 Mayıs 2011
Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...
Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...
Neler geldi geçti konuşma çizgilerimizin arkasından... "Bak hâlâ burdayız" demek isterdi gönül tam da gözlerinin orta yerinde bağıra çağıra, ama sahnede duman var yalnızca.
Ne beni sevdiğin kadar sevdim seni, ne bir demet bahar dalı eder bu dizeler. Unutuldu verilen sözler birer birer, eski sözcükler yok artık. Hani o nehirler, rüzgârlar, kelebekler... İsimlerimiz kazılıydı gövdesinde bu ağacın bir zamanlar; bugün kuru dallarına bağlanmış penye hayaller. Ve şimdi de hava durumu, yangın yerinden sıcak saatler yeter.
Neler geldi geçti konuşma çizgilerimizin arkasından... "Bak hâlâ burdayız" demek isterdi gönül tam da gözlerinin orta yerinde bağıra çağıra, ama sahnede duman var yalnızca.
Ne beni sevdiğin kadar sevdim seni, ne bir demet bahar dalı eder bu dizeler. Unutuldu verilen sözler birer birer, eski sözcükler yok artık. Hani o nehirler, rüzgârlar, kelebekler... İsimlerimiz kazılıydı gövdesinde bu ağacın bir zamanlar; bugün kuru dallarına bağlanmış penye hayaller. Ve şimdi de hava durumu, yangın yerinden sıcak saatler yeter.
13 Mayıs 2011
Ben eskidim belki de.
Ha şimdi ha yarın derken yağmurlar aktı gitti, seller, yer gök deniz... Hiçbir damlasını tadamadım.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir.
Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların.
Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum.
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz.
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm 'a'lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir.
Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların.
Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum.
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz.
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm 'a'lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)