15 Ekim 2010

Kimsin sen?

-Bırakma.
-Bana tek bir sebep söyleyebilir misin?
-Tanrı olmaya hevesli görüyorum seni. En bilindik, en basit numarasıdır etrafını karartmak. Boşluğa gark. Can almaya teşvik. Kolay mısın bu kadar?
-Bu da en klasik havasıdır her şeyi bildiğini zannedenlerin. Çok gördüm senin gibisini.
-Beni görmedin. Hiç her şeyi bilmedim. Bilenin sözü söylediğim.
-Kimsin sen?
-Başkası değil senden.

11 Ekim 2010

Medcezir.

Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin...

Biraz yaz, biraz beyaz...



"Yaz biraz" dedi içerdeki. Biraz yaz, ah biraz beyaz ne güzel olurdu şimdi...


Defterim bitti, resmini karalıyorum. Durdur hadi beni çok güzelsen, al beni yıldızlara vur. Sadece bak. Akabiliyorsan ak. Sus. Yalnızca gözlerin rüya artık, sözlerin kâbus.


Biraz yaz, ah birkaç sayfa beyaz...

15 Eylül 2010

Anlıyorsun değil mi?

Aslında gitmek istemiyorum, hiç istemedim. Seninle kalıp susasım var. Sessizliğe sokulasım var. Lâkin gideceğim. Biliyorsun ummadığın bir anda gideceğim. Anlıyorsun değil mi?

27 Ağustos 2010

Her yanda resmin var, haberin yok.


Durma, varsın durmasın başım dert değil. Geceyle gündüz sarmaş dolaş, bilmecesi sen. Her yanda resmin var, haberin yok. Yoruldum, çok güzelsin, çok...

4 Ağustos 2010

Bavul diyalogları. II.

Yine uzun soluklu bir seyahat, yine bavul...

-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ben çocuğuma saç kurutma makinesinin en iyisini alırım!
-ne çocuğu?
-pilotum ben, adım vahit


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-havlu aldım yeter o
-havlu yetmez hava serindir orada
-mont aldım


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ütü alayım ütü, iyidir ütü



-bu ne?
-kalıp sabun.
-kurna takımlarımı da koydun mu?
-...
-cevap ver bana kadın!


-bu ne?
-kalıp sabun.
-sadece yahudilerden yapmıyorlar biliyorsun değil mi?


-bu ne?
-kalıp sabun.
-kavun da kes biraz yanına


-bu ne?
-kalıp sabun.
-bu ne?

-bavulun.
-başka sorum yok çıkabilirsin

Biraz durabilir misin?

Affedersin, başımı sen mi döndürüyorsun?
Bir saniye gözlerinde bir şey var. 
Ne güzel nefes alıyorsun. 
Bir sebebi yok, bakmak istedim sadece. 
Evet saçların düştü yanağının üzerine, istersen alabilirim. 
Yok hayır bir şey demedim. 
Diyemeyebilirim de. 
Evet en iyisi hırkanı giy hava serin terliyorum.
Biraz durabilir misin?

19 Temmuz 2010

Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde


Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde sabahı akşamını tutmayan bir gün. Yalan cümlelerden talan olmuş satırlar...


Düşünmeden. Yenisi buyursun, bunun dibini görmeden. Aşk, yüzünden. Kıyafetler kifayetsiz, dökülsün üzerinden.
İnceden bir keman tınlarken gözlerinden, dön biraz daha güzel kız. Gece bitip sönmeden, zaman geri dönmeden.

9 Temmuz 2010

Aradığınız kişi...

Kendisi birkaç kez ölmüş, öldüğünden az dirilmiş, etrafına taşlar örmüş, kendini de içine gömmüş olabilir. 
Lütfen daha sonra çiçek gönderiniz.

8 Temmuz 2010

Sus!


Sus.
İzlediğin her filmden bir esas kız kıyafeti çalıp, bildiğin her bir aşk destanına giydiriyorsun.
Öyle değil.
Öyle değilsin.
Değilsin.
Olmadın.
Yoksun.

25 Mayıs 2010

Sana zarar vermeyeceğim, korkma.

Kimsin sen? Nerede olduğundan haberin var mı? Neden buradasın? Ne zaman geldin ve nasıl, nasıl geçtin duvarlarımı?

Bilmiyor gibisin. Olsun. Sakinleş şimdi.


Sana zarar vermeyeceğim. Korkma.
Yapma.
Yalnızca yüreğinin üzerinden akıp gidecek sözlerim. Müsade edersen incitmeyeceğim. Korkma.
Kan bu, ayaklarının altında sıcağını hissettiğin, benim kanım. Şimdi lütfen, eğer kalacaksan, bırak o hançeri elinden.
Yapma.

17 Mayıs 2010

Ne yapacaksın ki benimle?

Düşüyorum sık sık. Rengârenk cam kırıkları, ince ve keskin. Yaralar. Yaralarım.
Kapanıyorum. Yakında korkacak bir şey kalmayacak. Kalmayacağım.
Kaybediyorum. Her nefeste, biraz daha uzak. Her nefeste, biraz daha yakın.

İkinci sınıf bir yalnızlık şarkısının bilindik sözleri arasında sendeleyen klişe bir karanlığım. 
Ne yapacaksın ki bana? 
Ne yapacaksın ki benimle?

8 Mayıs 2010

Hadi gel benimle.


Hadi gel benimle.
Bir dakika. Lütfen bir şey söyleme, bitireyim.
Gel benimle. Dan dun konuşmuyorum bu sefer, bu sefer çok ciddiyim. Kolay gelmedim bugüne, bu cümleye. Seni düşündüm ben hep. Her gün, her gece seni düşündüm. Rüyalardan, uykulardan vazgeçtim, hayalini seçtim yalnızca. O yüzden dur, lütfen bir şey söyleme. İzin ver önce ben söyleyeyim.
Başım dönüyor. Sarhoş gibiyim ama senden güzel değil kafam, hiçbir zaman seninleyken olduğu gibi olmadı. 
Gel benimle. Dur. Lütfen gül, biraz gülümse. Gülüşünü çok seviyorum ben. Üzülüşün cehennem. Gül sen, hep gül sen. Kızarsa yanakların, saklamaya çalışsan gülen yüzünü ben güzel bir şey söyleyince. Ama hep gül sen. Gülüşünü çok seviyorum ben. 
Seni çok seviyorum ben. Dur, gitme. Sarhoşum ne dediğimi bilmiyorum sanıyorsun ama öyle değil; dur, gitme . Gel benimle. Dinle. Canını yaktım biliyorum. Yine yakacağımdan korkuyorsun biliyorum. Yakarım da muhtemelen. Tanrı biliyor senin canını yakmak yerine ölmeyi tercih ederim ama yanlışlar yapan biriyim ben. Çok yanlışlar yapan, ama seni daha çok seven. Yine Tanrı biliyor ki canında attı hep canım. Yaktım ama seninle ben de yandım. Köz oldum kavruldum, kül oldum savruldum. 
Seni düşündüm ben hep. Günler günlerin ardından...Hiç unutmadım; ne bir gözyaşını ne bir gülümseyişini. Hep düşündüm. Sesimi çıkarmadım. Bekledim. Kimseye bir şey demedim. Kendimden bile gizli saklı düşledim. 
Hadi gel benimle.
Konuşamam, yazamam, bilirsin beceremem. Bildiğim kelimeleri tükettim, gel artık bittim ben. Bil ki sen gelmedikçe, usul usul yittim ben.


Başka bir rüya için mektup.

12 Nisan 2010

Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?


Hüküm dağının kalbi kulüp odasında atıyordu. Her şeyden habersiz oturuyorduk masum masum. Nazgûl marka güvenlik görevlisi usulca pencereye yanaştı, kafasını uzattı ve sordu:

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Rakı var abi alır mısın?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Audi olsa yapmaz işte diyorum ben.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Beyaz bizimki.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Para mı istiyorsun ne istiyorsun ne bu?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Saçmalıyorsun abi gel bir çay içelim için ısınsın gel

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Kaça gider ki satsak?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Şu geçen Kartal otobüsü mü?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Bak ya! Kim üzüyor bu abiyi hı?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Aa tamam tamam bildim Müzeyyen Senar. Akşam olunca yaarelerim sızlaaar...

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Hım. Sabahları nasıl abi iyi diyorlar sabahlar için nasıl sabahları?


11 Nisan 2010

Potpori. I.

Ansızın gelecek, aklımı alacak gibisin. Bir şarkı var aklımda, kaç zamandır dilimde, sakın gelme güllerin içinden. Yıllar önceydi, renkli, yine öyle sanki. Şimdi yalanlar istiyorsan yalanlar, üşüyorsan ceketim var cebinde adını gizleyeceğim. Ama al dedim vur demedim, yok başka anlatmaya mecalim. Geç kalmış olmasaydık, yorulmasaydık... Alevsiz duman olmaz, anlıyorsun değil mi? Belki hazana dönmeden, belki küllerimden...

Bu hayali çizen de benim, bu hayalet ozan da...
Peki ya sen? Kimsin sen?

25 Şubat 2010

Yoldan geçen.

 

Ne çok olmuş sesini duymayalı. Yürüyemediğin zamanları bilirdim, konuşuyorsun bile şimdi. 
Ne çok olmuş... Neler olmuş...
Kurallı düşüncelere hasret, devrik duygularla dolmuş satırlar.
Gittim. Dünya dönüyordu hâlâ, kızdım, durdurduğumu sandığım yerlere gittim. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olmamış zaten meğer. Ne mutluluğun fotoğrafında çıkmışım, ne de mutsuzluğun filminde başrolüm. Yoldan geçen biri vardı, ben oymuşum. 
Hep de bunu hatırlarım mâziye dönüp. Ama geri geldim ben artık, bir kısmımı oraya gömüp.
Tamam. Tam değilim ama, tamam.
Şarkılarım var yine, masallarım...
Evet, sen, kaçan balık.
Bak bu benim. Yoldan çıktım yürüyorum. Buradayım, görüyor musun? Benim ezgim, benim sözüm, benim ıslığım etrafında esen. Beni duyuyor musun? 



Bunlar gibi daha kaç gereksiz cümleyle kağıtları kirletmezsem bir ağaç kurtarabilirim?
Bir soruyu anlatım bozukluğu sınırlarında ne kadar sürdürebilirim?

Şimdi, bitirebilirim.

21 Ocak 2010

Bavul diyalogları. I.

Bavul sen mi büyüksün ben mi? A.... Yeneceğim seni bavul...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?

-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...




Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.