14 Ağustos 2009

Sanal feylesofya.

Bugün, 18:07
artık hiç kitap okumuyorum :/

Bugün, 18:11
İnsanin öyle bazı dönemleri oluyor okumadığı okuyamadığı ya da okumak istemediği. Sonraaaa doğru kitap çıkıyor hop pit tekrar basliyo insan :)

Bugün, 18:18
aslında ne kadar çok sorunun cevabını vermiş oldun :)

Bugün, 18:28
Hangi soruların cevapları ;)

Bugün, 18:31
çok sorular :)

Bugün, 18:39
Söyle bakym ;))

Bugün, 18:50
uuurfanın etraaafıııı dumaaaanlı dağlaaaar aman aman

Bugün, 18:52
Yaaa söyleeeee ;)

Bugün, 18:57
ya hayatı tarif ettin işte genel olarak
insanın bazı dönemleri oluyor bazı şeylerin olmadığı, olamadığı ya da olmasını istemediği. sonra doğru şey çıkınca hop pıt oluyor o şeyler.
:)

Bugün, 19:01
Mr filozof ;)

Bugün, 19:03
:) söyleyen sendin ms filozofiye
Bugün, 19:12
Ben kitappppp okumak için dedim mr interpretation ;)

Bugün, 19:23
ama hiç de kitap okumak için kullanılacak türden kelimeler değildi ms metaphor ;)

3 Ağustos 2009

Mevsim.

En değişik mevsimiydin bu şehrin. Bazen sıcak, bazen serin, bazense mavi ve derin.

Satırlarımda gizlediğim, bir rüyaydın hep görmek istediğim.
Kaotik, gizemli, melankolik ve güzel.
Çok güzel.

22 Temmuz 2009

22 Temmuz.

Ufacık tefecik, üşüyen bir mum aleviyle gülümseyişini aydınlatıyorum. Gelmeyeceğini, gideceğini bile bile, hatta hiç olmadığını...

Pembe güllerden bir köşk. İçeri koş. Oyunu boz. Yak ışıkları.

27 Mayıs 2009

27 Mayıs.

Elindi.
Elindi en çok.
Dudağındı, yüzündü, gözündü. Ama elindi en çok...

17 Mart 2009

17 Mart.

"Ben ölürsem ağlar mısın?" dedi kız.
"Sen ağlarsan ölürüm!" dedi çocuk.

11 Mart 2009

Saçlarım ıslak.

Saçlarım ıslak.

Gecenin bir vakti seninkinden çok uzaklarda olan evime dönmeden önce, sadece ve sadece gülümsemeni görebilmek için pencerenin altında beklerken yağan yağmurda ıslanmadılar.

Yağmur yağmadı çünkü. 


Ayrıca gülümsemeni bekleyebileceğim bir zamana bakmıyor odanın hiçbir penceresi.

Sen de yoksun zaten...

17 Şubat 2009

17 Şubat.

Gün dönüyor, ay dönüyor, yıl dönüyor...
Dursa keşke, veya hep seninle aksa diye düşlerdim
Hayata yenilmiş düşüm
Zaman vurmuş düşmüşüm
Kaybolmuş ışığım, sıcağım
Kör olmuş, üşümüşüm


Örtebilir mi bu dökülen bulut parçaları kenarında avucumdaki gözlerini öptüğüm sokağın üzerini?

18 Ocak 2009

Duyuyor musun?

yağmur değil yağdığını sandığınız
sığmadı yaşlarım gökyüzüne
evet ben o zavallıyım yıktığınız
fazla artık bedenim yeryüzüne



gözü yaşlı bir yıldıza
ağıt yakıyor rüzgar
hüzün dolu bir ıslık
bir gece fısıltısı
duyuyor musun?

5 Ocak 2009

Haftasonu buhran.


"bugün orda da cumartesi mi?
sen de beni, benim kadar özledin mi?
günlerden bir pazardı
yağmur aldı, bir anda."

haftasonu.
yalnız. keskin. pus. lazımsın. katre. yaş. taş. özlem. gelsin. soğuk. ten. çocuk. sabır. git. gel.
hafta.
son.


tamam
tam değilim, ama tamam
duruldum ben
şimdi sakin
tamam
alacağın yalnızca bir can
içimde usul usul yan
tamam

27 Aralık 2008

27 Aralık.

incineceksin jale katrem.
kar tanem,
nefes alsam eriyeceksin
şarkılar söyleyemem.

esme vaktim geldi bu şehirden.
peşimde zaman.
penceremin perdesini havalandıran
ölümün peşinden.

24 Aralık 2008

Merdivende Zıpzıp.

Damlalarım dökülür
sökülür gider renklerim
cenklerim durur biter
yitergider heyecanlarım
anlarım her şey zamanlık
karanlık ardından geriye kalan
talan olur topraklarım sessiz
sensiz aldığım nefes yalan...


Böyle bir söz sanatı var mı?
Yoksa eğer, keşfetmiş olduğumdan mütevellit, isim babası olma hakkımı kullanıyor ve bundan böyle "Merdivende Zıpzıp" şeklinde anılacağını ilan ediyorum.

"...dizelerinde, şair merdivende zıpzıp yapıyor..."

15 Aralık 2008

Sürpriz.

...şimdi verilmeyecek hediyeler alıyor, yapılmayacak sürprizlere iliştiriyorum, kendi kendime öyle. Ne olduğu tahmin edilmeyecek, paketi açılmayacak sürprizler...

sürpriz sürpriz sürpriz haaaapşu...

11 Aralık 2008

Kuşburnu ağacının hemen önünde.

Tam şurada işte, kuşburnu ağacının hemen önünde.

Çok da geçmedi üzerinden üstelik daha geçen yaz. Ben yere çömelmiştim sen dizime oturmuştun. Bahçenin en tatlı renkli gülünün rengindeydi eteğin, bahçedeki en güzel gülün üzerindeydi. Ben belini sarmıştım sen boynumdan tutunuyordun. Dokunuyorduk birbirimize. Nasıl bir his yayılırdı içimize birbirimize dokunurken hatırlıyor musun? Sırt sırta uyurken bile dokunmak, hissetmek isterdik hatırlıyor musun? Yaşamak ne güzeldi, hatırlamak ne güzel.

Yasak artık hatırlamak, düşünmek seni. İzin vermiyor. Aldı fotoğraflarını, yazdıklarını. Bana hediye aldığın kutu içine doldurup yaktı hepsini. Ateşi seyrettim. Söndü, bir bir söndüler. Zihnimdekilere göz dikti sonra. Siliyor resimlerinin köşelerini, kelimeler çalıyor cümlelerinden. Dayanmak güç. Mevsimler geçiyor. Kuşburnu ağacının yaprakları yok şimdi bir iki çürük meyve kalmış dallarında. Yerler sararmış yapraklarla dolu, çıtır çıtır her adım.


Ayrı bir güzel burada 
 her mevsim,
  her gün,
   sensiz ayrı hüzün.

Alışmak ne zor.

24 Kasım 2008

24 Kasım.

bir yağmur, aniden,
çarptıkça hüzün veren,
çarptıkça özlem...

boş odalar,
boş sokaklar,
arabalar, otobüsler, mağazalar, sinemalar...
bu şehir boş bir karanlık artık
sensiz gökyüzünde yıldızlar, ay renksiz
yeryüzü uzak, nefesim sessiz...

bir veda sahnesi, rüzgar gibi
her estiğinde kesen
kıyan, kavuran...

damlalar dindi, aniden,
sustukça hüzün veren.
sustukça seni özledim ben...

23 Kasım 2008

Mühendis.

...peki mühendisin yaptığı iş nedir?
İnsanoğlunun tabiatında istemek, arzulamak vardır. İnsandan insana değişebildiği gibi, tarih sahnesini irdeleyerek bazıları için genelleme yapmak da mümkündür; çünkü hepsi belli temel içgüdülerin hayata aktarımıdır. Sırayla; yaşamak, güvende olmak yani kontrolü elinde bulundurmak ve o güven içinde sonsuz olmak yani ölümsüz olmak şeklinde çok genele indirgenebilir bu güdüler. Mühendis, işte tam bu noktada, insanın yaşadığı ortama ve çevresine dair duymayı arzuladıklarını -duymak burada duyu organları ile yapılan eylem anlamında kullanılıyor- inşa eden, hayata geçiren, talebe arz eden, soruna çözüme sunan kişidir. Dolayısıyla duyduğunu tetkik etme aşamasında sorunu ya da arzulananı irdeleyen mühendis bir sonraki aşamada da çözümü ya da arzı üretir.
Mühendis duyduğunu tetkik eden ve ulaştığı tespit doğrultusunda inşa eden kişidir.

15 Kasım 2008

Mektuplar.

Mektupları özledim. Aslında hiç gerçek bir mektup yazmışlığım yok, ama özledim. Ne kadar çok kelime tüketiliyor internette, cep telefonunda...Oysa ne güzelmiş kağıt üzerindelerken. Bugün bir sürü kağıt buldum, üzerleri paha biçilemez kelimelerle dolu. Tam olarak mektup gibi değil bir kısmı ama yine de bambaşka bir kokusu var. Hiç bu kadar gülümsememiştim son zamanlarda. Birini buraya eklemiştim ama çıkardım şimdi, hata yaptığımı gördüm. Bu denli özel, öznel kelime dizileri burada olmamalı; burası değil ait oldukları yer.
Mektup yazasım var çok. Dökesim, dökülesim var. Bu yüzden burayı çok sık kullanmaya başladım galiba. Bir yazdığımı bir daha yazıyorum, ekliyorum, kesiyorum, kaldırıyorum. Pff
garip bir şey olmaya başladı bu blog, ya da ben...Defterlerim de çok farklı değil aslında. Kendi kendime karalıyorum sayfaları, öylesine. Anlam teşkil eden ses toplaşmalarından daha ziyade hıçkırığını duyurmaya çalışan bir çocuğun gözyaşları gibi kelimelerim. Belki de kağıtlara ağlamak yerine yastığa yazmayı tercih etmeliyim.
Kurtardığım kurşunlar ile de ruletteki şansımı arttırabilirim hem.

Sevgili sevgilim,
Sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım...Bıdı bıdı bırt...

11 Kasım 2008

Öleyazmak.

Her an hikayelerle dolu. Kimi biten kimi başlayan...


Canlarım, güle güle...
Dayıoğlu, hoşgeldin...

Öldürecek kadar canımı yakabilir miyim yazdıklarımla? Öleyazmak çok uygun bir ifade olabilir bu intihara.

9 Kasım 2008

Müzik.

Şu an isimlerini vermek istemediğim ama hangileri olduğunu gayet iyi bildiğiniz düşüş şarkılarının söz yazarları, onları besteleyenler ve söyleyenler, sizlere sesleniyorum!
Yaşadıklarımı, hikayemi çalıyorsunuz heybemden! Yeter! O şarkılar benim! O hayaller, o gözyaşları benim! O aşklar, o kırıklar benim! Ben güldüm, ben ağladım, hepsini ben hissettim!
Beni benden çalıyor, dağıtıyorsunuz!
Durun artık!
Beni darmadağın ediyorsunuz...
Durun artık...
Canımı yakıyorsunuz...
Durun artık...



Laneti midir müzik insanoğlunun?

Lanet.

Nerede ben varım, orada gözü yaşlı bir sen varsın.
Ben senin hiç gün yüzü göstermeyen lanetinim.

7 Kasım 2008

Hatırlar mısın,


Yitirdim. 
Geride dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Raflar yıkılmış, kitaplar paramparça...
Nasıl da özenirdik oysa hatırlar mısın birer birer ayıklamıştık aynılarını taşınırken, uzaktaki bir okula göndermiştik. Her türe ayrı tarz kitaplık, özel serilere özel raflar, özel yazarlara özel bölümler...Her fuardan yenileriyle gelirdik sonra sabaha kadar sığdıracak yer arardık. Sonra dayanamaz birini alır okumaya başlardık. Ne güzel okurduk sarmaş dolaş hatırlar mısın, ne güzel uyurduk sonrasında...

Bir melek fotoğrafımızı çekmişti biz uyurken hatırlar mısın, sırt sırta ama yine birbirimize dokunmaya çalışırken...

Yitirdim. 

Dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Az ileride bir mezar. Açık kahve Toprağına yeşil Yapraklar düşmüş. Taşta bir not, "Daha kalıcı bir iyilik için..."

Mâi bir çiçek dikmiştin mabedime, hatırlar mısın?