26 Ekim 2008

Hiç istemedim.

Şimdi bir ayrılık hikayesi yazmak gerek,
Ölçüsüz, kafiyesiz ve olabildiğine arabesk.
Ne elimde derman var, ne kalemimde
Ne dilimde bir şarkı, ne bir şiir heybemde
Gözlerimin kilidini açmak ister misin?
Acı bir hikayem var, yazmak ister misin?


İstemiyorum. Yazmak istemiyorum. Bunun bitmesini istemiyorum. Her gün tatlı yüzünü görememek, sevimli sesini duyamamak istemiyorum. Seni koluma takmadan caddeleri yürümek, tek başıma merdivenleri inmek istemiyorum. Gideceğin yere seni götürememek, yoluna ve zamanına eşlik edememek istemiyorum. Aldığım şeyin bir parçasını seninle paylaşamamak istemiyorum. Cebimde elini ısıtamamak istemiyorum. Elimi götürdüğümde omzumda yaslı başını bulamamak, saçlarını okşayamamak istemiyorum. Uykuya senden bihaber gitmek istemiyorum. Karanlık bastığında ışıltılı yüzünü düşleyememek istemiyorum. Korktuğunda seni sarıp saklayamamak istemiyorum. Seni gıdıklayamamak istemiyorum. Seni şakalarla kandıramamak istemiyorum. İnadınla oynayıp seni kızdıramamak istemiyorum. Filmlerin, şarkıların, kelimelerin, müziklerin, günün, gecenin bittiği yerde dönüp sana bakamamak, sebepsiz yere gülememek istemiyorum. Uzanıp seni öpememek istemiyorum.
Ağladığını görememek istemiyorum.
Güldüğünü görememek istemiyorum.
Aldığım nefesten uzakta olmanı istemiyorum.
Seni özlemek istemiyorum.

Sonun izi bu yazı, bir veda, ve ben yazmayı hiç istemedim...

12 Ekim 2008

Elinde ne kadar huni varsa gönder Selami...

Sanırım birkaç sahne aktarırsam gözünüzde canlandırmanız daha kolay olacak:
Bir ara Volkan ellerinde birer sandalye ile Zırtlılara doğru koşuyordu, sandalyelerde oturan insanlar vardı. Aynı sırada ben projektörün kablosuyla dönüşte denize atacağımız Zort katılımcılarının ayaklarını bağlıyordum, Ozan'ı da çuval aramaya göndermiştim. İsmail ise bir kurnaz tilki gibiydi, Zart'ı içerden fethetti, son gördüğümde komitelerindeki tüm dişilerin başlarına kırmızı birer başlık bağlamış, ormana çiçek toplamaya götürüyordu.
He he şaka lan şaka inanmayın.
Ama çıkışta baya dövdük insanları. Ciddiyim. Zorla aldılar elimden güvenlik görevlileri. Tek başıma aralarına dalıp ağızlarını burunlarını kırdım üç kızın.
Hi ho şaka lan bu da.
Ama harbiden kavga çıktı. Ben üç komitenin arasına daldım. Acayip dayak yedim. İnsan gibi dövmediler. YTÜ Mediko Acil'deyim şu an.
Şaka lan, öyle bir acil servis mi var deli misin.
Ama şöyle bir gerçek var ki katılımcıların büyük bir kısmı geri dönemedi, bazıları hala katılım halindeler orada. Toplantı odasına kilitleyip odayı ateşe verdik. Yaptık bunu. Kökten çözüm, 3000 firma. Yarın sabah 6'da yönetim kurulu toplantısı yapıp firmaları kendi içimizde paylaşacağız.
Şaka lan he he manyak mısın olur mu öyle şey, 7'de toplantı! 
Ha ha şaka lan.

Uyuyun artık, bitsin bugün.

26 Mayıs 2008

Yeter.

biri gelir,
biri gider...
gün gelir günler biter.
devran döner,

devam eder.

19 Mayıs 2008

19 Mayıs.

n 0 a x
(12/05/2008 - 10:24)
mekatronikçiler ilerde makinacıların yerini alabilirler mi, ne yaparız mekatronikçi olunca?

emre d.
(12/05/2008 - 10:34)
yerde can çekişmekte olan cyborg'un etrafında toplanan ve aletin manyetik alanını sapıttıran bilinçsiz kalabalığa "açılın ben mekatronikçiyim" denilebilir

   


Erik çekirdeği ile dilimi kestim, gelecek tekliflere açığım bonservisim elimde.

18 Mayıs 2008

50-28=30

28 liralık hesap için uzatılan 50 liranın üzerini beklerken:

1
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok dertliyim

2
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok tatlısın

3
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-30 yaparız onu biz ver şu elini

4
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-isteyenin bir yüzü vermeyenin...

5
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hıı 2 lira bahşişi unuttun o zaman inşallah?

6
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-canım, gönlünden ne koparsa!

7
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-peki 30 verebilecek birini tanıyor musun?

8
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-biz 30'a hazırlanmıştık ama

9
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hoş değil

10
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-üç onluk olsun mümkünse

11
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-adın ne senin?

12
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-defol git buradan!

13
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen farklısın diye düşünmüştüm...

14
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen seçilmiş kişi olmalısın!

15
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-ne bu tavırlar böyle kuzum?

16
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vermezsen adam değilsin!

17
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-pis zenci!

18
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sinirliyken çok seksi oluyorsun

19
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vat da fak ar yu tolking ebaut!

20
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?

1 Mayıs 2008

İyi mühendis.

Tel zımba makinesi yapmayı bilen mühendis, iyi mühendistir efendiler.

Bazen gerçekten de dalga geçtiklerini düşünüyorum. Sonra geçiyor bu düşünce ve tembel olduğum gerçeği kalıyor sadece.

Hominidi gırtlak.
Abidik gubidik.

27 Nisan 2008

27 Nisan.

Bir ben var aslında benden öte benden içeri
Çocuk olup şarkı söyleyesi gelir göl kenarındaki kuşlarla
Ama çocuğum düşer içimden şarkı feryat olur göl gözyaşı

Kafamı öne eğer susarım...

26 Nisan 2008

26 Nisan.

Yakamadım.

Tutuldum, tutuşturamadım.

Yangın oldum yandım,

Bir kıvılcım olamadım.

Üzerine damlayamadım.

Tutuldum, tutuşturamadım.

Yakamadım.

(müzik girer)

Sevemedim ben bugünü
Sevemedim başından
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan, her yanımdan


18 Nisan 2008

18 Nisan.

Yalnız kaldığımda hep defterime uzanıyor elim. Çoğu zaman yazacak birşeyim de olmuyor, uzandığımla kalıyorum, ve yalnızlığımla. Yani kendimle, benle ve hiç olmadığı kadar olmayan senle.
Öyle...

1 Nisan 2008

Günce.

Yavaş yavaş kapanıyor defterlerin, kağıtların, kalemlerin devri. Bilgisayarın sunduğu hız ve zengin düzenleme seçenekleriyle başa çıkması çok güç kağıt kalem kokusundaki cazibenin. Ben direniş saflarındayım; sağımda, solumda, masamda, çantamda, her yerimde rastlanabilecek defterlerimden anlaşılabileceği üzere.

Peki, bu blog niye?

20 Şubat 2008

Uykular. Gerçekler.

Bir rüya mıydı dün yaşadığım
yoksa bir kabusu mu yaşıyorum bugün?
İkisinden biri gerçek olmamalı,
İkisi birden gerçek olmamalı.

15 Ocak 2008

15 Ocak.

ikisini de kendi limanlarına itip dinen fırtınanın ıslığı susalı bir saate yakın olmuştu. sessizlik yüzlerini yalarken koltuğun az ilerisindeki diğer yüreğin yakarışını da kulaklarına fısıldıyordu sanki:
"gelir misin?"
suçluluk hissi sızlattıkça yakarış daha da içli oluyordu:
"gel...gel lütfen..."
fısıltıyı dillendiren kız oldu:
-seni öpüp omzuna yatabilir miyim?
çocuk cevap vermedi. kıza döndü. mercan mavisi, gök mavisi, deniz mavisi ama hepsinden çok sevda mavisi gözlerinin içine baktı kızın. gözlerini konuşturmaya, "seni seviyorum" demeye çalıştı. kıza uzandı elleri, yüzünü avuçlarının arasına aldı. fırtınadan arda kalan iki tatlı sıcak esinti birleşti dudaklarında...
gözlerini açtıklarında zamanı yitirmişlerdi, ne kadar vakit geçtiğini tahmin edemediler. başbaşa verdiler. özür diledi çocuk. özür diledi kız. kollarının arasına aldı çocuk kızı. kız ellerini çocuğa doladı. rüzgar olup, su olup, ateş olup birbirlerini sardılar.

22 Aralık 2007

22 Aralık.

Duyma yetimi yitirdim. Sağır olmadım, felç denebilir. Boşluk. Renksiz boşluk. Klasik karanlık sahne çizimi. Kesik gönül uzuvları, tutunamama durumu.
Kelimelerimi yitirdim. Zihnimde parlayıp sönen onlarca replik. Biriktirilmiş tüm ayrılık sahnelerinden en acı cümleler. Hepsi bana ait, hiçbirini istemiyorum.
Uyuyamadım. Denedim ama, rüya görmedim. Acıklı bir mutluluk tablosu hayali. Her saat başı aynı kabusa uyandım. Kimsesiz.
Duygular kelimesiz.
Kelimeler duygusuz.
Duygusuz ve kelimesiz.
Uykusuz ve rüyasız.

ve yalnızlığa döner odanın mevsimi...

10 Ekim 2007

Güz.

üşüyelim, birbirimize sarılıp ısınalım diye,
güz oldu mevsim yine.

30 Temmuz 2007

24 Haziran 2007

Zaman.

canımdan geçtim, akrebe sarıldım
yelkovdu zalim, ucundan tutamadım
uçsuz bucaksız, serin
dalgasız bir denizdi tenin
dağlar dereler aştım,güneşe takıldım
kıyına vardım, koynuna akamadım

11 Mayıs 2007

Intı.

varlığım yalnızca bir çıkıntı yeryüzünde
kalplere verdiğim sıkıntı
kalplerini benden alan bıkkıntı
bir başıma bana kalan yıkıntı yüzümde

kayboluyorum...

10 Nisan 2007

Dede. Torun.

İsmini hatırlıyorum fakat yüzünü çıkaramıyorum göğün. Yaş geçti görmeden, yaşlar.
Köprüleri kesildi boğazımın, suya düşüyor kelimelerim.
Son nefeste her hayat, başrolünü oynadığın sessiz film. Ve verir herkes son bir nefes. Kimi dedeyken, kimi torun...

11 Ocak 2007

Fizik Final

kaynak: serway-beichner fen ve mühendislikler için fizik kitabı


soru
:
Düz bir buzul üzerinde bir kutup ayısını sakinleştirmeye çalışıyorsunuz.Bir ölçme şeridi,bir ip ve kendi kütlenizi kullanarak ayının kütlesini nasıl hesaplarsınız?


Lütfen hayal edin düz bir buzul üzerinde bir kutup ayısını sakinleştirmeye çalıştırıyorsunuz. Evet evet gözlerinizden okuyabiliyorum, sizin aklınıza da ilk önce onun kütlesini hesaplamak geldi değil mi? Sizi şirin yaramaz mühendiscikler sizi!

Fizik finaline 2 gün kaldı...

Güncelleme:Fizik dönem notum B-

20 Aralık 2006

Gündüz.

günün sebebi güneşin ilk ışıkları ulaştı yaşadığım zamana.gecenin bitmesi mi yoksa yeni günün başlangıcının yeterince iyi olmaması mı bu hüznün sebebi? sanırım gece bitse dahi karanlığın içimde devam edecek olması...
milyonlarca kişinin yaşadığı bir şehrin koşuşturmacayla dolu bir yaya geçidi karesi mi yoksa uçsuz bucaksız bir çölün ortasında kumların arasına henüz tam olarak gömülmemiş bir insan iskeleti fotoğrafı mı yalnızlığı daha iyi anlatır?
şüphesiz ikisi de farklı boyutlarını dile getirir bu içinden çıkılmaz kavramın.
ama en iyi anlatan, aynalardır belki de?
gün,
güneşsiz doğacaksa,
martılar
ölün...