Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin.
9 Ocak 2014
Sır.
Bunu anlatmıştım sanırım daha önce. Kendi kendime konuşurken kendimi dinlemeyip kendime dâir başka şeyler düşünüyor olabilir miyim? Rezalet.
10 Aralık 2013
Orada, bir ev var uzakta.
5 Aralık 2013
5 Aralık.
Zaman kavramının yanıltıcı olduğunu düşünüyor ve fakat yine de alamıyorum kendimi gecikmelerden bazı bazı.
Yoruldum demek çok ayıp.
23 Eylül 2013
Peki.
Peki. Duracağım, susacağım, bekleyeceğim. Peki ne zaman geleceğim?
- Sabret. Daha zamanın gelmedi.
Peki. Sabredeceğim. Peki bu gürültüsü sokakların, bu kara duman, peki ya bu rüzgâr esecek mi yine?
-Sabret. Gününü bekle ki sözün yerde kalmasın. Bu dediğimi unutma.
Peki. Sabredeceğim. Ama sanılmasın ki susmam bilmediğimden. Bilen biliyor.
- Aferin. Ben adamımı doğru seçtim. Günü gelecek, söyleyeceksin.
21 Eylül 2013
Ağustos.
Biri artık bu müziği durdurmalı. Susulsun istiyorum.
-20 Ağustos, bizzat kendisi-
29 Temmuz 2013
Bazı sabahlar.
İyileşmeden uyandığım sabahlar ile dolu bu ev, yenildiğim ama yenilenmediğim gecelerin ardından, zevk uğruna devrilip anlamları sağa sola saçılan son cümlelerini tutamadığım gün daha doğmadan.
3 Temmuz 2013
Bazı sorular.
Peki.
Kalem neden düştü? Evrenin uyum içerisinde nihâi sona ilerleyen, görülen ve görülmeyen bu düzeninde kalemin düşmesinin nasıl bir yeri, ne anlamı var? Bugün bu an burada bu kalem düşmeseydi, hangi gün nerede neler nasıl olacaktı? Bugün bu an aslında ne zaman? Burası aslında neresi? Bu kalem aslında kim?
19 Haziran 2013
Bazı şarkılar.
Mehtap var. Satır satır rüzgârlar esiyor üzerinden. Kâh saçları uçuşuyor, kâh sayfaları. Kim bilir kuşlar, böcekler, ağaçlar, otlar ve hatta toprak bile neler neler anlatıyor. Hepsine borçluyum zerreme kadar lâkin hiçbirini duymuyorum; bazı şarkılar çalıyor.
11 Haziran 2013
Umut.
Nefsim kesti nefesimi.
Sandım ki ışık olacağım, küle döndüğümden habersiz.
Bir tohum daha getirir misin bana ey rüzgâr?
Dutluk olur mu yine hep buralar?
29 Mayıs 2013
Işık.
Beyaz bir gömleğim var, sakallarım uzadı.
Hangi fırtınada batan, hangi geminin külleri bunlar? Kırık, dökük, yaşlı ağaçlar. Yıkık bir kulübe var az daha ileride. Terk edilmiş diyarlar. Her şey soluk, deniz bile, gök bile. Birazdan kafamı çevireceğim güneşe doğru ve yalnızca eski bir resim kalacak geriye. Suyu adımlayacağım ardımda minik izler bırakarak. Ellerinden tutacağım yüreğimin en derininde gezerken.
Parlak, sıcak, mavi ve sarı bir kumsalda yürüdüm. Kısa kısa, kesik kesik. Hepsini hissettim, hepsini gördüm.
Beyaz bir gömleğim var, ve evet, sakallarım uzadı. Aslında sadece o kadar.
8 Mayıs 2013
Kısa. III.
Kısa.
Virgülsüz.
Birkaç gecedir.
1 Mayıs 2013
Kısa. II.
Görüyorum. Dün satırlarca heves ettiğim, hayalini kurduğum tüm yalnızlıkları soluyorum bugün.
Bu kâbusu bildim de yumdum gözlerimi. Ölmeden uyanmayacağım.
Kısa.
Üç satır.
Adını bilmiyorum.
22 Nisan 2013
Kısa. I.
Kısa.
İki cümle.
Tek gecelik.
25 Mart 2013
Petek Perçek.
Her şey olur. Hiçbir şey olmaz. Peki sen neresindesin bu deryanın? Hangi sorulara, ne kadar cevap verebileceksin? Ne kadarını görebilecek, ne kadar sevebileceksin?
15 Şubat 2013
Birdenbire.
25 Ocak 2013
Rebeka.
Lâkin bu yanıklar hep sütten ve gördüğün üzere şimdi artık yalnızca haydariye üflemiyorum. Sen gözlerimin içine baktığında o da yakıyor, o kadar olur. Çok güzel bakıyorsun. Gözlerimin içine bakarken çok güzelsin, gülümserken.
3 Ocak 2013
Veda. II.
27 Aralık 2012
Şimdi bana kaybolan mumlarımı verseler.
İğne iğne soğuklar, büklüm büklüm sessizlik. Kimse yok, toz bile. Kütüphanede yatıyor, kuru tellerden öksürüyorum. Bir yudum su içmedim yine bugün, kim bilir neredesin.
8 Aralık 2012
Soğuk.
25 Kasım 2012
Ortaya karışık. Olaylar olaylar.
Sanki daha afiliydi geceler koridorun lambası bozukken. Ay kıvrılıyordu omuzlarından, yanıyor yansıyorduk. Şimdi bu sahte ışıklarla yitiyor nice yıldızlar. Ne müziğin tadı var, ne de adam gibi karanlık.
18 Kasım 2012
Herkes yabancı, herkes tanıdık.
16 Eylül 2012
Kumsal.
15 Eylül 2012
Papara
28 Ağustos 2012
Vedalar.
Gidenler var, ve yakında gidecekler. Sormak istediğim o kadar çok şey varken...
-Öğreneceklerini öğren, yarına bırakma.
10 Ağustos 2012
Mazeretim yok.
Bardağım daha sert çarpıyor masaya ve ıstakayı sallarken elimi kesiyorum. Asabım bozuk.
Lütfen sus. Bırak rüzgarı güneşi bir kenara, gecen değsin yüzüme. Nefesin.
Hiçbir şey almadım yanıma. Hiçbir şey almayacağım.
15 Temmuz 2012
Bugün hayallere yeniliyorum.
Şimdi gel, şu yaprakların üzerinden süzülen damlaların fotoğraflarını çekelim istiyorum. Aslında inanmam fotoğraflara ben. Bahanesi o zaten, maksat omuzlarımız birbirine değsin.
Her yanım yağmurlu yeşil ve sen çok mavi bakıyorsun.
Bugün hayallere yeniliyorum.
7 Haziran 2012
Biterken...
Bitiyor artık bu defter. Aslında çoktan bitti belki de. İçten içe bitmemesini istiyor olabilir miyim? Eski sayfalarında dolaşıp zamanın, hikayeler devşirmek geçmişin kırıntılarından. Yalan dünyalar...Bilmiyorum, yalnızca bittiğini hissediyorum. Bir ket, bir soğuk, bir hafıza kaybı...
18 Mayıs 2012
Saçma salaş.
17 Nisan 2012
Duvar.
Bazı şeyler var, yapılması gerek, yalnız yapılması gerek.
Hiç tanımadıklarım ama çok özlediklerim var. Aynı satıra düşmesek de, kâfiye olmasak da özlemekten keyif aldıklarım… Aynı denize düştükten sonra ne önemi var farklı sahile vurmanın; ayrılık da sevdaya dâhil değil mi zaten?
Yine, yeni, yeniden bir duvar örüyorum.
Ördüm, bitti.
17 Şubat 2012
Sessiz.
Duyduğum yalnız sen ol istiyorum. Rüzgâr esmesin, yağmur yağmasın. Nefes al, ver. Sessiz sakin kalbini dinleyeyim istiyorum.
Gözlerin çok güzel.
23 Ocak 2012
"Sözlerimi geri alamam..."
Tam buradaydı, evet tam buraya bir şey yazıyordum. Olmadı sonra. Cümle düştü, ortalık kan revan.
"Sözlerimi geri alamam..."
28 Aralık 2011
Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya
Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya ama bahar günlerimiz vardı yine de felekten çaldığımız. Pullara basmadılar hikâyemizi belki ama mektuplarımız vardı bizim yaktığımız.
Fena esiyor bu gece şarkılar, radyoyu kapatmak lazım esas kıza tutulmadan.
21 Aralık 2011
Havalar güzel.
Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.
Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.
2 Aralık 2011
Büyüdüm.
29 Kasım 2011
Dün. Bugün. Yarın.
Dün, dündü. Neydi nasıldı bilmiyorum. Var mıydı yok muydu onu da bilmiyorum. Nasıl ispat edilebilir geçmiş zannettiğin şeyin bir rüya olmadığı? Ne gösterebilirsin ki bana düne ait? Dün, sadece dündü.
Peki ya yarın? Söylesene bana yarın ne zaman gelir? Bir sonraki nefesin olup olmayacağını kimse söyleyemezken, yarın hayalden öte olabilir mi? Yarın, hep yarın olacak.
Rüyalar ve hayaller arasında çırpınan bugünler.
"Dünü hatırla ve yarını düşün ama bugünü yaşamak zorundasın."
9 Kasım 2011
Çekilebilirsin
Kitaplarımı topladım. Defterlerimi, kağıtlarımı, hepsini dosyalara koydum, raflara kaldırdım.
Hep 'gitme'ye değilse meğlimiz, nedir bu uzaklara dalmalar?
Gerçektir gitmek, herkes gider bir gün.
Çekilebilirsin.
2 Ekim 2011
Nice Senelere.
Şimdi söyleyeceğimin o gün senin söylediğinin bana hissettirdiği gibi hissettirebilmesini isterdim. Ama çok zor sesin böylesine uzak ve cansız iken sana ulaşacak kelimeleri seçebilmek. Çok daha kolay olurdu her şey kalbini kırdığımda suratıma bir yumruk atmış olsaydın. Belki o zaman dondurmalı şarkılar çalıp alabilirdim kalbini. Ya da harflerden kuzu tandırlar, iskenderler serebilseydim önüne keşke...
İyi ki doğdun.
20 Eylül 2011
Hayat enteresan.
-Neler oluyor hayatta hocam?
-Hayat enteresan.
11 Eylül 2011
Sandığın adam değilim.
Hiç nefesini tutmadan. Kıyıdan, köşeden. Yüksekten. Göz göze gelmeden. Sahte sözlere düşmeden.
Sandığın adam değilim. Hiç adam olmadım. Çok geceler geçti, hâlâ...
5 Eylül 2011
Ne oldu biliyor musun?
Takvimden aynı yaprağı yırttığımız ama benim daha çok yaşadığım günler var. Ne oldu bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum. Önüme bir manzara serildiğinde kendiliğinden gelen sebepsiz hüzünler var. Boşluk desem değil, karanlık desem değil. Çok kolay belki de her şey, ama ben bilmiyorum. Uyumak başlı başına bir mesele artık, artık başkalarının rüyalarında sürtüyorum uyuduğum zamanlarda. Oysa sen gönlünce boya diye rüyalar çizerdim bize hatırlar mısın?
Üzerimden çıkarttığım kelimeleri sağa sola atıyor ve çalan şarkıların acıtacak kadar eski olmalarına özen gösteriyorum bu gece.
8 Ağustos 2011
Son.
Lütfen uyan!
En çok beyaza yakışır kan kırmızısı. O yüzden beyaz gömleğimi giydim bugün. Gözlerini bana her çevirdiğinde çok yakışıklıyım.
Gözlerin doluyor. Korkuyorsun.
21 Haziran 2011
Bardağa doldurmadan.
13 Haziran 2011
Ah... Ne güzel dönüyorsun...
Görmüyorum ben sen kapayınca gözlerini, biraz daha bak bana. Ne cümleler unuttum siyahında, şu uçsuz bucaksız denizin mavisi bile söndüremedi büyülü karanlığını. Ne nefeslerim eridi yitti teninde, hepsinden vazgeçtim, varsın hiç yanmasın mumum. Hiçbir yerde olmak istemedim burada olmak istediğim kadar. Palmiyeler, kumsal, dalgalar... Avuçlarında yaz, eteklerinde bahar...
Ah... Ne güzel dönüyorsun... Dünyalar kıskanır...
Her sessizliğimde sen varsın, her tazeliğinde sabahın ve güneşin batışına eşlik eden her esintide. Hayal ağacından sayfalar, anka tüyünden kalemler eskittim. Mürekkebi tükendi gözlerimin ama hâlâ adını yazamadım ben; elimi tutmak ister misin?
24 Mayıs 2011
Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...
Neler geldi geçti konuşma çizgilerimizin arkasından... "Bak hâlâ burdayız" demek isterdi gönül tam da gözlerinin orta yerinde bağıra çağıra, ama sahnede duman var yalnızca.
Ne beni sevdiğin kadar sevdim seni, ne bir demet bahar dalı eder bu dizeler. Unutuldu verilen sözler birer birer, eski sözcükler yok artık. Hani o nehirler, rüzgârlar, kelebekler... İsimlerimiz kazılıydı gövdesinde bu ağacın bir zamanlar; bugün kuru dallarına bağlanmış penye hayaller. Ve şimdi de hava durumu, yangın yerinden sıcak saatler yeter.
13 Mayıs 2011
Ben eskidim belki de.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir.
Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların.
Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum.
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz.
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm 'a'lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.
10 Mayıs 2011
Darmadağınık.
Kokusuna karışır, ruhunu dolaşırdı. Şiirler, şarkılar... Tenindeydi yıldızlar. Bu tatlı serin rüzgârı anımsar mısın?
10 Nisan 2011
Nasıl bir renkti beyaz?
Yasak hayallerde dolaşıp sana dizeler topluyorum. Sonra sabah, ellerim bomboş, heybemde bir sızı... Mevsim hep yalancı bahar, sen de onun en şuh yalanı. Işıklar, şarkılar, hatta bazen gözlerin düşüyor ılık ılık. Sonra yağmur, alev alev. Yanmış, bitmiş, külü dahi kalmamış defter sayfaları.
Nasıl bir renkti beyaz?
Kaç satırdım ki zamanında? Sen kaç kelimeydin ya da?
23 Mart 2011
piano piano...
Kısa kısa...
piano piano...
13 Ocak 2011
Bazen yalnız müzik.
28 Aralık 2010
Gelme. II.
16 Aralık 2010
Bu gece karanlık
Bu gece karanlık. Soğuk. Yol ışıkları yağmur damlalarının ardında, bulanık.
Evler, pencereler, hikâyeler... Hepsi sessiz, hepsi uzak bu gece.
Bu gece başrol benim. Benim sahnem bu gece bu şehir.
Beni dinleyeceksin. Beni süzeceksin. Kokumu hatırlayacaksın, boğazına düğümlenecek. Gözlerin yüzüme çevrili; saçımı sakalımı, çizgilerimi göreceksin. Gözlerin gözlerime düşecek.
Gözlerin gözlerime düşecek.
Bu gece gözlerin gözlerime düşecek...
Bekleyeceksin. Sesimi bekleyeceksin. Sesimi, çok özleyeceksin, nefesimi.
Duracaksın, bu sefer sahne benim.
Bu sefer sen kalacaksın, giden benim.
Susacağım.
Bu gece benim.
Bu karanlık benim.
Şimdi git.
8 Aralık 2010
Nice senelere.
_teşekkür ederim. nasılsın?
_fena değil. şu an boğazı geçiyorum. burada olsan çok hoşuna giderdi. güzel bir gün, güneşli, serin... sen nasılsın?
_yorgun. fakat iyileşeceğim. baharda yanında olacağım, benimle de geçer misin boğazı?
_şu içinde bulunduğum an nasıl bundan daha güzel olabilir ki diye düşünüyordum tam da. sanırım baharı beklemem gerekecek.
_dönmeliyim. çok özledim her şeyi. seni çok özledim. yakında...
_bekliyorum.
5 Aralık 2010
Korkma.
Korkma. Çok acıyacak. Bil bunu ve korkma. Geçecek, mutlaka geçecek. Bil bunu ve korkma. Acıyacağını ve geçeceğini bil, korkma. Bırak kendini. Önünü ardını bırak. Devran dönecek, gün bitecek.
Korkma. Çok acıyacak. Acımadan olmayacak. Acımadan geçmeyecek.
Olacak.
Acıyacak.
Geçecek.
Korkacaksın.
22 Kasım 2010
Sen ateş, ben toprak.
Üst üste geldi biraz afalladım. Yan yanaymışız ama bir arada olamamışız. Gördüm. Anladım.
Dağ dediğin dumanlı olur ama göreceksin; dumanı yaracağım, o dağı başına yıkacağım. Sen ateş, ben toprak. Sen kül olup savrulurken, ben ölüp ölüp doğacağım.
10 Kasım 2010
Susuyorum bazen.
Susuyorum bazen, bazen yalnız.
15 Ekim 2010
Kimsin sen?
11 Ekim 2010
Medcezir.
Biraz yaz, biraz beyaz...
"Yaz biraz" dedi içerdeki. Biraz yaz, ah biraz beyaz ne güzel olurdu şimdi...
Defterim bitti, resmini karalıyorum. Durdur hadi beni çok güzelsen, al beni yıldızlara vur. Sadece bak. Akabiliyorsan ak. Sus. Yalnızca gözlerin rüya artık, sözlerin kâbus.
Biraz yaz, ah birkaç sayfa beyaz...
15 Eylül 2010
Anlıyorsun değil mi?
27 Ağustos 2010
Her yanda resmin var, haberin yok.
4 Ağustos 2010
Bavul diyalogları. II.
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ben çocuğuma saç kurutma makinesinin en iyisini alırım!
-ne çocuğu?
-pilotum ben, adım vahit
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-havlu aldım yeter o
-havlu yetmez hava serindir orada
-mont aldım
-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ütü alayım ütü, iyidir ütü
-bu ne?
-kalıp sabun.
-kurna takımlarımı da koydun mu?
-...
-cevap ver bana kadın!
-bu ne?
-kalıp sabun.
-sadece yahudilerden yapmıyorlar biliyorsun değil mi?
-bu ne?
-kalıp sabun.
-kavun da kes biraz yanına
-bu ne?
-kalıp sabun.
-bu ne?
-başka sorum yok çıkabilirsin
Biraz durabilir misin?
Ne güzel nefes alıyorsun.
Bir sebebi yok, bakmak istedim sadece.
Evet saçların düştü yanağının üzerine, istersen alabilirim.
Yok hayır bir şey demedim.
Diyemeyebilirim de.
Evet en iyisi hırkanı giy hava serin terliyorum.
19 Temmuz 2010
Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde
İnceden bir keman tınlarken gözlerinden, dön biraz daha güzel kız. Gece bitip sönmeden, zaman geri dönmeden.
9 Temmuz 2010
Aradığınız kişi...
Lütfen daha sonra çiçek gönderiniz.
8 Temmuz 2010
Sus!
25 Mayıs 2010
Sana zarar vermeyeceğim, korkma.
17 Mayıs 2010
Ne yapacaksın ki benimle?
8 Mayıs 2010
Hadi gel benimle.
23 Nisan 2010
12 Nisan 2010
Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
11 Nisan 2010
Potpori. I.
28 Şubat 2010
25 Şubat 2010
Yoldan geçen.
15 Şubat 2010
21 Ocak 2010
Bavul diyalogları. I.
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...
Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.
14 Ocak 2010
Seyre daldım.
Duymadan, dokunmadan. Derine inmeden ve kimseye değmeden.
Neden?
Sorması ne gereksiz. Sonrası hep sessiz. Sedasız.
Satırlardır sevdasız.
Satır aralarında yalnız ama görünmeden ve göstermeden içimi. İzimi düşürmeden çökmeden karanlık.
Anlık.
Geçmişe geleceğe ilişmeden. Hep kısa zamanlık.
Sorma niçin, neden. Yorma, sorması gereksiz. Cevabım yok, sonrası sessiz.
Soluksuz, nefessiz.
Öylece kaldım.
Kırıldım, kesildim, sadece kandım. Kana kana yandım.
Kül oldum öldüm.
Öldüm de uyandım.
Yeniden döndü âlem, ben durdum seyre daldım.
Sorma neden, yorma, gereksiz.
Cevabı soruda gizlenir, usulca, sessiz:
Sen neden diye merak edersin
Ben sensiz, nedensiz.
5 Ocak 2010
Evet topalladım.
Evet topalladım. Uğraşıyorum. Toparlamaya uğraşıyorum. Belki de yıkılmalıyım. Sonra yeniden...
Yol kısalmıyor dedi.
Kısalıyor aslında ama diyemedim. Her gün biraz daha eksik, her gün biraz daha yalnız...
an be an kısalan zaman ölümle aramdaki. farkında mısın ki?
1 Ocak 2010
Dumanlanıyorum.
-Ama kurutmamışsın saçlarını
-Bana diyene bak
-Kafam kuru uçları ıslak sadece bir kere
Kıvrılıyorsun. Yağmurun düşüyor yüzüme kokun... Sığışıyoruz koltuğa. Başın kucağımda, ayakların koltuğun tepesinde. Eşli stabile jimnastik olimpiyatları...
-Sen ne güzel bir kızsın böyle
Aralanıp bir gülücük mü attı bana gözlerin? Sanırım bir deniz gördüm.
-Ah yordum seni özür dilerim ayıp olmasın diye gülümsemek zorunda bıraktım! Isırırım seni be!
Ah evet açıldı ve gülüyor gözlerin bu sefer eminim, bir deniz gördüm.
Doğrulurken bedenin boynuma dolanıyor kolların. Çiçek açıyorsun. Yaprakları değiyor yüreğime hissediyorum.
-Ama çok üşümüş başın
-Gerçekten kurutmaya gitmemi mi istiyorsun?
Ve cilveli sarmaşığım kabuğuna çekilir...Yahu ne güzel dans edecektik ne dedim ki şimdi neden kucağım boş kaldı? Biliyorum aslında, biliyorum ve içimden dışıma gülümsetiyor beni bu edan. Git demiyor, gitmiyor bedenin. Beni çağırıyor kıvrımları sırtının, takip ediyorum ve mesajına ulaşıyorum: 'Just Do It'...
Omzuna uzanırken nefes darlığım, ellerini yakalamış bile ellerim.
Yeşil kokuyorsun.
Dumanlanıyorum.
15 Aralık 2009
Evet çuvalladım.
Niye böyle çuvalladın dedi.
Kızdım. Çuvallamamalıyım.
Var dedi. Kalk bir bardak su iç, biraz dolaş, sonra otur masana yapacaksın dedi.
İnandım. Silkelenmeliyim.
Benim oğlum dedi. Evde daha huzurlu oluyor dedi.
Korktum. Korkmamalıyım.
Çuvallamamalıyım.
Silkelenmeliyim.
Korkmamalıyım.
30 Kasım 2009
Üniversite.
|
|
|
|
|
|
|
|
28 Kasım 2009
Bayram II.
sıcak. karanlığımın melodileri bastırdı, sobanın çıtırtısı duyulmuyor.
12 Kasım 2009
Hümayun'da Bir IAESTEci
-Kırk kulüp kırkının kulpu da kırık kulüp. Ne dersin?
-...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim buyrun yanlış numara?
-?!?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Çağrı şimdi çıktı.
-Ama cep telefonundan arıyorum ben nasıl çıktı?
-Çileden.
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet benim
-...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Hı
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet
-Nerede bulabilirim sizi?
-Ebek?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-What do you think about Iraq?
-aa olm yabancı lan telefondaki...eee aym sori
-Soruma cevap ver!
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Şey ben staja gitmek istiyorum da
-Git kendini çok sevdirmeden...
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Özel ev işletiyorum ben
-Ne?
-Ev lazım mı?
-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş de üyelik için nasıl bulabilirim sizi okulda?
-Beni bulamazsın ama bu ilana benim telefonumu yazan labunyaya yönlendirebilirim seni?
-Labunya?
-.bne de diyebiliriz.
...
.....
Hunimi düşürdüm bulamıyorum.
29 Ekim 2009
Kimin için çalışıyorsun? Konuş!
Efe'den ses yok. Umay ve Ozan eğer Efe gelmeyecekse kendi gelme kararlarını tekrar gözden geçireceklerini bildirdiler bana bu sabah 6 sularında belgegeçer aracılığıyla. Efe ise az önce Kader Keita ve Roberto Carlos ile birlikte kapıma geldi ve "Polemiğe girmek istemiyorum, Elano çık hayatımdan!" dedi.
Son yazdığında 'kısmetse olur' mesajı veren Yaprak'ın katılımı ise hala belirsiz. Bu durumda "Kuzenimin gitmediği yere adımımı atmam!" diyen Volkan'ın kararını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. Ayrıca Yaprak'ı hala kuzeni zannediyor olması da apayrı bir sıkıntı.
Beni dün gece geç saatte ev telefonundan arayıp 3 dakika boyunca nefesini dinlettikten sonra, "Bu çöplüğe ikimiz fazlayız Çağrı! Horozuz biz Çağrı!" diyen İsmail'in henüz cevap vermemiş olması benim cevabımı süzdüğünün bir göstergesi mi peki? Korkmuyorum İsmail. Sek sek sekerek İsmail, rastık çekerek İsmail.
Ömer'in kazandığı tüm o çil çil avrolara rağmen kendini kapitalist gındırlanmaya kaptırmamış, adaletsiz düzene karşı o isyankâr duruşunu, eleştirel bakışını yitirmemiş olması ise hepimizin içine su serpiyor. "o zaman neden +1 demiyeyim?", şu cümlesinde kendini dahi nasıl sorguladığını görüyor musunuz? Tüyler ürpertici...
22 Ekim 2009
Bir arkadaşa bakıp...
Hâlâ biliyorum ne düşürür, ne güldürür yüzünü. Hangi kelime, cümlenin neresinden akar içine de okşar gönlünü hâlâ çok iyi biliyorum. Ne kızdırır, ne çıldırtır seni fırtına olur üstüme yürürsün çok iyi biliyorum.
Korkma kalmayacağım. Şakaydı hepsi. Gidiyorum. Uzağa gidiyorum, dönmeyeceğim belki. Seni görmek istedim son kez, bundan ibaret hepsi.
Kız bana bağır çağır önce sinirlen, hani bana hep öyle sevimli gelen, sonra da şaşkın masum ıslak bak yüzüme böyle, "öp beni lütfen" diyen. Son gecem böyle olsun, son gecemde sen ol istedim.
Son şiirim seni söylesin, son kez ciğerlerime dol istedim.
Yum gözlerini. Sessizlik şimdi. Yeni bir hikâye, başlamak üzere...
15 Ekim 2009
Gelme. I.
Serin rüzgarlar ıslık ıslık.
Derinlere dalmalar ardı ardına. Takıldığı bulutu delebilir gözlerim. O yüzden gelme.
Sakın gelme.
Tepeler aşar, coşar ışıldarken sonbahar geldi zaten. Sen gelme.
Bir sızı var içimde. Kabusum tuttu.
Kalemim unuttu. Gelme sen o yüzden.
Yelkenlerim dolsun. Solan yapraklarım dökülsün. Kurşunlayayım sayfaları birer birer.
Kanlar içindeki gömleği defterimin. Soğuğu ellerimin.
Bir sürü şarkılar yazdım. Bittiklerinde artık daha azdım, eksildim, . Başlarda avaz avaz, sonlarda yalnız sazdım. Sevdalar kazdım kendime. Kâh rakı balık boğazdım, kâh eski köprünün altında rüzgâr çarptı üşüdüm. Gecelerce düşündüm, sabahlara doğru alaz alazdım.
Temizlerken dizeleri, geri vokalde mızıka...
1 Ekim 2009
1 Ekim.
Bir an kokusu vurdu her yerden tüm güzel anıların. Ay bir başka parladı, bir başka yalnızdı. Demini almadan hüzün, yola düşmek lazımdı. Kalktık biz de ama ben düştüm. Cebimden birkaç kelime düşürdüm. Üşürdüm ya hani eskiden, öyle soğuk yine yeni yeniden...
20 Eylül 2009
Bayram I.
Uzun saçlı adam vardı, güzel şarkılar söylerdi. Ne kadar güzel olduğunu çok sonra anladım ben. Ne kadar hüzünlü şarkıları varmış, çok sonra anladım. Unutamadım, unutamadım.
önüne. Ama en şiirli şarkılı, hikayeli masallı sevdalardandı.
14 Ağustos 2009
Sanal feylesofya.
artık hiç kitap okumuyorum :/
insanın bazı dönemleri oluyor bazı şeylerin olmadığı, olamadığı ya da olmasını istemediği. sonra doğru şey çıkınca hop pıt oluyor o şeyler.
:)
3 Ağustos 2009
Mevsim.
En değişik mevsimiydin bu şehrin. Bazen sıcak, bazen serin, bazense mavi ve derin.
Satırlarımda gizlediğim, bir rüyaydın hep görmek istediğim.
Kaotik, gizemli, melankolik ve güzel.
Çok güzel.
22 Temmuz 2009
22 Temmuz.
Ufacık tefecik, üşüyen bir mum aleviyle gülümseyişini aydınlatıyorum. Gelmeyeceğini, gideceğini bile bile, hatta hiç olmadığını...
Pembe güllerden bir köşk. İçeri koş. Oyunu boz. Yak ışıkları.
27 Mayıs 2009
17 Mart 2009
11 Mart 2009
Saçlarım ıslak.
Gecenin bir vakti seninkinden çok uzaklarda olan evime dönmeden önce, sadece ve sadece gülümsemeni görebilmek için pencerenin altında beklerken yağan yağmurda ıslanmadılar.
Yağmur yağmadı çünkü.
Sen de yoksun zaten...
17 Şubat 2009
17 Şubat.
Gün dönüyor, ay dönüyor, yıl dönüyor...
Dursa keşke, veya hep seninle aksa diye düşlerdim
Hayata yenilmiş düşüm
Zaman vurmuş düşmüşüm
Kaybolmuş ışığım, sıcağım
Kör olmuş, üşümüşüm
Örtebilir mi bu dökülen bulut parçaları kenarında avucumdaki gözlerini öptüğüm sokağın üzerini?
18 Ocak 2009
Duyuyor musun?
yağmur değil yağdığını sandığınız
sığmadı yaşlarım gökyüzüne
evet ben o zavallıyım yıktığınız
fazla artık bedenim yeryüzüne
gözü yaşlı bir yıldıza
ağıt yakıyor rüzgar
hüzün dolu bir ıslık
bir gece fısıltısı
duyuyor musun?
5 Ocak 2009
Haftasonu buhran.
"bugün orda da cumartesi mi?
sen de beni, benim kadar özledin mi?
günlerden bir pazardı
yağmur aldı, bir anda."
haftasonu.
yalnız. keskin. pus. lazımsın. katre. yaş. taş. özlem. gelsin. soğuk. ten. çocuk. sabır. git. gel.
hafta.
son.
tamam
tam değilim, ama tamam
duruldum ben
şimdi sakin
tamam
alacağın yalnızca bir can
içimde usul usul yan
tamam
27 Aralık 2008
27 Aralık.
incineceksin jale katrem.
kar tanem,
nefes alsam eriyeceksin
şarkılar söyleyemem.
esme vaktim geldi bu şehirden.
peşimde zaman.
penceremin perdesini havalandıran
ölümün peşinden.
24 Aralık 2008
Merdivende Zıpzıp.
Damlalarım dökülür
sökülür gider renklerim
cenklerim durur biter
yitergider heyecanlarım
anlarım her şey zamanlık
karanlık ardından geriye kalan
talan olur topraklarım sessiz
sensiz aldığım nefes yalan...
Böyle bir söz sanatı var mı?
Yoksa eğer, keşfetmiş olduğumdan mütevellit, isim babası olma hakkımı kullanıyor ve bundan böyle "Merdivende Zıpzıp" şeklinde anılacağını ilan ediyorum.
"...dizelerinde, şair merdivende zıpzıp yapıyor..."
15 Aralık 2008
Sürpriz.
sürpriz sürpriz sürpriz haaaapşu...
11 Aralık 2008
Kuşburnu ağacının hemen önünde.
Çok da geçmedi üzerinden üstelik daha geçen yaz. Ben yere çömelmiştim sen dizime oturmuştun. Bahçenin en tatlı renkli gülünün rengindeydi eteğin, bahçedeki en güzel gülün üzerindeydi. Ben belini sarmıştım sen boynumdan tutunuyordun. Dokunuyorduk birbirimize. Nasıl bir his yayılırdı içimize birbirimize dokunurken hatırlıyor musun? Sırt sırta uyurken bile dokunmak, hissetmek isterdik hatırlıyor musun? Yaşamak ne güzeldi, hatırlamak ne güzel.
Yasak artık hatırlamak, düşünmek seni. İzin vermiyor. Aldı fotoğraflarını, yazdıklarını. Bana hediye aldığın kutu içine doldurup yaktı hepsini. Ateşi seyrettim. Söndü, bir bir söndüler. Zihnimdekilere göz dikti sonra. Siliyor resimlerinin köşelerini, kelimeler çalıyor cümlelerinden. Dayanmak güç. Mevsimler geçiyor. Kuşburnu ağacının yaprakları yok şimdi bir iki çürük meyve kalmış dallarında. Yerler sararmış yapraklarla dolu, çıtır çıtır her adım.
her gün,
sensiz ayrı hüzün.
Alışmak ne zor.