25 Kasım 2012

Ortaya karışık. Olaylar olaylar.

Şiddetli bir yağmur ile sert bir rüzgârın ilk dalgalarını ayırt edebiliyorsan seslerinden, büyümüşsün. Büyütür insanı o kadar yalnızlık.


Sanki daha afiliydi geceler koridorun lambası bozukken. Ay kıvrılıyordu omuzlarından, yanıyor yansıyorduk. Şimdi bu sahte ışıklarla yitiyor nice yıldızlar. Ne müziğin tadı var, ne de adam gibi karanlık.

18 Kasım 2012

Herkes yabancı, herkes tanıdık.

Soğuk, uzak ve tüm diğerlerinden daha yabancı bir yatakta bitiriyorum bu mevsimi. Gözlerine, ellerine ve dudaklarına selam edip, yeni bir kışı kucaklamak üzere yola düşüyorum hâlen sıcak hatıralardan. Şimdi başımı trenin penceresine yaslayacak, ağaçlar nehirler tarlalar arasından kıvrılırken rüyalara vereceğim kendimi.

Şehirler, odalar, yollar...
Herkes yabancı, herkes tanıdık.

16 Eylül 2012

Kumsal.

Uçtum, yüzdüm, yoruldum. Tüm notaları susturdum, yalnızca bu ilk sonbahar rüzgârı tıngırdatıyor yaprakları. Bu buzdan güneş tam aradığım.


Sen o kadar beyaz, ben o kadar turkuaz ve her şey o kadar gerçekti ki zamanı durdurdum yıllar sonra. Bir kale yapıp kulesine iliştirdim seni âşık olmamak için ama nâfile; öyle sarışın estin ki omzuna kumlar düştüğünde, dalga dalga güneşle doldu ciğerlerim. Ben eline uzandım ve akmaya başladı kum taneleri avuçlarımızdan. Başını omzuma yasladığında ise çoktan doğmuştu yıldızlar. 

15 Eylül 2012

Papara

Hızlı, her şey çok hızlı. Ölümler, kalımlar, denizler...


"Aramıza kimin işine yaradığı belli olmayan bir sınır koymuşlar, bizi ayırmışlar. Yoksa bu kafalar aynı çalışıyor, aynı zıkkıma gülüyor ağlıyoruz." dedi çocuk. Çok değil ama sarhoştu. Öylesi bir dobralık, öylesi bir samimiyet ile konuşuyordu. Havaya bir iki küfür sıktık aynı fikirlerde buluşmamızı kutlarcasına, havai küfürler patlattık bir nevi.

28 Ağustos 2012

Vedalar.

Bulut oldum, yüzüyorum. Sonrasındaki fırtınayı bile bile huzurla seyrediyorum. Sessizlik masmavi. Doluyorum.

Gidenler var, ve yakında gidecekler. Sormak istediğim o kadar çok şey varken...

-Öğreneceklerini öğren, yarına bırakma.

10 Ağustos 2012

Mazeretim yok.

Bunaldım. Doğamdan biraz daha uzak kalırsam, doğama tamamen aykırı gitmeye başlayacağım.

Bardağım daha sert çarpıyor masaya ve ıstakayı sallarken elimi kesiyorum. Asabım bozuk.

Lütfen sus. Bırak rüzgarı güneşi bir kenara, gecen değsin yüzüme. Nefesin.


Hiçbir şey almadım yanıma. Hiçbir şey almayacağım.

15 Temmuz 2012

Bugün hayallere yeniliyorum.

Yağmur yağarken değil de, yağdıktan hemen sonra; güneş göz kırpar, toprak ciğerlerime dolarken özlüyorum seni.

Şimdi gel, şu yaprakların üzerinden süzülen damlaların fotoğraflarını çekelim istiyorum. Aslında inanmam fotoğraflara ben. Bahanesi o zaten, maksat omuzlarımız birbirine değsin.

Her yanım yağmurlu yeşil ve sen çok mavi bakıyorsun.

Bugün hayallere yeniliyorum.

7 Haziran 2012

Biterken...

Sanırım yenilenememeye, yenilmeye başladım. Derin bir nefes alıp, ya da damların altına girip usul usul unutamıyorum kendimi.

Bitiyor artık bu defter. Aslında çoktan bitti belki de. İçten içe bitmemesini istiyor olabilir miyim? Eski sayfalarında dolaşıp zamanın, hikayeler devşirmek geçmişin kırıntılarından. Yalan dünyalar...Bilmiyorum, yalnızca bittiğini hissediyorum. Bir ket, bir soğuk, bir hafıza kaybı...

18 Mayıs 2012

Saçma salaş.

Asıl bahar gün bitince, gecenin bir vakti ya da sabaha birkaç basamak kala, yalnız ve bir o kadar hep birlikte eve doğru aksak adım yürürken... Arnavut kaldırımı olup, karga olup ya da güvercin bazı bazı, mavi olup, dünya olup dönerken...

Üç noktaları da sevmiyorum eskisi kadar ama gel gör ki aksak adım yürümekten bahsedip İzlanda atlarına selam çakmadan olmaz. Saygılar sunuyorum, çok öpüyorum. 

17 Nisan 2012

Duvar.

Yere, kilimin üzerine oturup kafamı dolaba sırtımı eski duvarıma yaslasam şimdi. Hafif bir ışık yeter, iki mumdan fazlası değil. Kaç mumumuz kaldı ki zaten?

Bazı şeyler var, yapılması gerek, yalnız yapılması gerek.

Hiç tanımadıklarım ama çok özlediklerim var. Aynı satıra düşmesek de, kâfiye olmasak da özlemekten keyif aldıklarım… Aynı denize düştükten sonra ne önemi var farklı sahile vurmanın; ayrılık da sevdaya dâhil değil mi zaten?

Yine, yeni, yeniden bir duvar örüyorum.

Ördüm, bitti.

17 Şubat 2012

Sessiz.

Yoruldum. Biraz uzanacağım.

Duyduğum yalnız sen ol istiyorum. Rüzgâr esmesin, yağmur yağmasın. Nefes al, ver. Sessiz sakin kalbini dinleyeyim istiyorum.

Lambayı yakma, istemiyorum. Perdeyi arala, ay vursun, sen parla yalnızca. Yalnızca bana bak, başka yere düşmesin gözlerin. Gözlerin çok güzel.

Gözlerin çok güzel.



23 Ocak 2012

"Sözlerimi geri alamam..."

Ağaçlar var, bu sessiz sözsüz şarkı onların. Hepsiyle konuşacağım bir gün kendi dillerinde, sabrediyorum. Halka halka, yaş, karanlık yıllar sakladım içime; nefesimi kesmeden göremeyeceğin. Sazlar, sözler, izlerle dolu satırları kabuğumun. Ne bir resim, ne bir isim...

Tam buradaydı, evet tam buraya bir şey yazıyordum. Olmadı sonra. Cümle düştü, ortalık kan revan.


"Sözlerimi geri alamam..."

28 Aralık 2011

Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya

Islanınca güzelleşiyor sayfalar, yağmura banmak lazım kelimeleri kenarlarından.


Ne ben Mecnun idim, ne sen papatya ama bahar günlerimiz vardı yine de felekten çaldığımız. Pullara basmadılar hikâyemizi belki ama mektuplarımız vardı bizim yaktığımız.


Fena esiyor bu gece şarkılar, radyoyu kapatmak lazım esas kıza tutulmadan.

21 Aralık 2011

Havalar güzel.

Havalar güzel.

Tropik arkadaşlar var yanımda, hindistan cevizine düşüyorum bu akşam. Ortaya da palmiye yaprağı söyledim, müzik ateşlenince iyi gelir serin serin. Kesmezse de bir şişe yağmur açarım artık.

Keşkelerden bir deniz var ayaklarımın ucundan başlayıp göklere varıyor.

2 Aralık 2011

Büyüdüm.

Kurşun kalemin farklı, beni çeken bir kokusu var. 

Yanımda fotoğrafı yok kimsenin, öyle sahneler gelip geçiyor aklımdan yalnızca. Yalnızca dudaklarımı hissediyorum. Nefesim kesiliyor, satır sonuna sığmıyor ve uyanıyorum. Kurudum, çatladım. 

En sonunda doğru manzaranın içindeyim. Koca bir şehir dolusu soğuk. Olduğum gibi görünüyorum artık ve çoğu zaman yürüyorum. 

Bak, büyüdüm, kocaman bir hayalet oldum. En çok siyah ve beyaz giyiniyorum.  

Dün yağmuru seyrediyordum, bugün güz oldum ben. Beni sokakta görsen tanıyabilir misin?

29 Kasım 2011

Dün. Bugün. Yarın.


Dün, dündü. Neydi nasıldı bilmiyorum. Var mıydı yok muydu onu da bilmiyorum. Nasıl ispat edilebilir geçmiş zannettiğin şeyin bir rüya olmadığı? Ne gösterebilirsin ki bana düne ait? Dün, sadece dündü.

Peki ya yarın? Söylesene bana yarın ne zaman gelir? Bir sonraki nefesin olup olmayacağını kimse söyleyemezken, yarın hayalden öte olabilir mi? Yarın, hep yarın olacak.

Rüyalar ve hayaller arasında çırpınan bugünler.

"Dünü hatırla ve yarını düşün ama bugünü yaşamak zorundasın."

9 Kasım 2011

Çekilebilirsin

Tam da demini alıyordu mevsim...

Kitaplarımı topladım. Defterlerimi, kağıtlarımı, hepsini dosyalara koydum, raflara kaldırdım. 

-Bu gidişin neden? Uzaklaşmak için mi?
-Hayır. Öyküler yazmıyor, masallar dizmiyorum. Yalnızca gidiyorum.

Hep 'gitme'ye değilse meğlimiz, nedir bu uzaklara dalmalar?
Gerçektir gitmek, herkes gider bir gün. 


Çekilebilirsin. 

2 Ekim 2011

Nice Senelere.

Birkaç zaman önceydi sen hatırlar mısın bunu bilmiyorum. Kafan bozuktu, önüne gelene kızıyor, laflar sayıyordun. Ben de bir şey yapamadım aslında sadece biraz dinledim. Bana "iyi ki doğdun" dedin sonra. Aldığım en iyi doğumgünü tebriğiydi sanırım, ki doğumgünüm bile değildi. 

Şimdi söyleyeceğimin o gün senin söylediğinin bana hissettirdiği gibi hissettirebilmesini isterdim. Ama çok zor sesin böylesine uzak ve cansız iken sana ulaşacak kelimeleri seçebilmek. Çok daha kolay olurdu her şey kalbini kırdığımda suratıma bir yumruk atmış olsaydın. Belki o zaman dondurmalı şarkılar çalıp alabilirdim kalbini. Ya da harflerden kuzu tandırlar, iskenderler serebilseydim önüne keşke... 

İyi ki doğdun.

20 Eylül 2011

Hayat enteresan.

İçbükey sözlerinle parça pinçik olan kalbimin kırıklarının arasından gülümsüyorum bayıra karşı. İster yatır, ister tırmala; umrumun köşesi yok. Ben bana düşeni yaptım. Peynir peynir diye çığırdım fotoğraflarca, albümler doldu taştı önünü alamadık. Bini bir para hatıralar. Uçarım, uçarsın, uçarlar. Şimdi rica ediyorum beni birazcık olsun, şuncacık, buncacık, içi dolu turşucuk olsun sevdiysen sus. Hatta git bak bakayım ben orada mıyım. Bir pötüpüf al yanına yolluk. At ağzına üç beş adımda bir, bir yudum da su iç ıslansın. Aslansın, kaplansın, uzaktan sincapsın. Elmanın dibi göl, armudun dibi yol; "iyi ol, sağ ol, uzak ol".



-Neler oluyor hayatta hocam?
-Hayat enteresan.





11 Eylül 2011

Sandığın adam değilim.

Bu akşam sert bir şeyler gerek. Biraz gürültü, biraz soğuk. Biraz çıplak, biraz donuk.
Hiç nefesini tutmadan. Kıyıdan, köşeden. Yüksekten. Göz göze gelmeden. Sahte sözlere düşmeden.

Sandığın adam değilim. Hiç adam olmadım. Çok geceler geçti, hâlâ...


5 Eylül 2011

Ne oldu biliyor musun?

Ne oldu biliyor musun? Hani uzaklara dalmalar, dumanlı bakmalar, giden gitti kalan sağlar benim oldu falan filan onların hepsi bilindik hikâyeler. Asıl ne oldu biliyor musun?  

Takvimden aynı yaprağı yırttığımız ama benim daha çok yaşadığım günler var. Ne oldu bilmiyorsun. Ben de bilmiyorum. Önüme bir manzara serildiğinde kendiliğinden gelen sebepsiz hüzünler var. Boşluk desem değil, karanlık desem değil. Çok kolay belki de her şey, ama ben bilmiyorum. Uyumak başlı başına bir mesele artık, artık başkalarının rüyalarında sürtüyorum uyuduğum zamanlarda. Oysa sen gönlünce boya diye rüyalar çizerdim bize hatırlar mısın?


Üzerimden çıkarttığım kelimeleri sağa sola atıyor ve çalan şarkıların acıtacak kadar eski olmalarına özen gösteriyorum bu gece.

8 Ağustos 2011

Son.

Durdu zaman. Rüzgâr durdu. Yavaşladı tüm sesler, yalnızca bir keman. Başka duyan yok gibi.

Lütfen uyan!

En çok beyaza yakışır kan kırmızısı. O yüzden beyaz gömleğimi giydim bugün. Gözlerini bana her çevirdiğinde çok yakışıklıyım.
Gözlerin doluyor. Korkuyorsun.

21 Haziran 2011

Bardağa doldurmadan.

Ufukta dağlar sıra sıra, kahve yeşil. Dağların arasından sızan bir nehir, 'ab-ı hayat' yazıyor sanki mavisinde. Nehre meyleden ağaçlar ve bacası tüten bir ev ağaçların peşinden, iki pencereli tek kapılı. Kıpkırmızı elmalar, sapsarı bir güneş, belki bir iki de martı hayal meyal...

13 Haziran 2011

Ah... Ne güzel dönüyorsun...

Ah... Ne güzel dönüyorsun...

Görmüyorum ben sen kapayınca gözlerini, biraz daha bak bana. Ne cümleler unuttum siyahında, şu uçsuz bucaksız denizin mavisi bile söndüremedi büyülü karanlığını. Ne nefeslerim eridi yitti teninde, hepsinden vazgeçtim, varsın hiç yanmasın mumum. Hiçbir yerde olmak istemedim burada olmak istediğim kadar. Palmiyeler, kumsal, dalgalar... Avuçlarında yaz, eteklerinde bahar...


Ah... Ne güzel dönüyorsun... Dünyalar kıskanır...

Her sessizliğimde sen varsın, her tazeliğinde sabahın ve güneşin batışına eşlik eden her esintide. Hayal ağacından sayfalar, anka tüyünden kalemler eskittim. Mürekkebi tükendi gözlerimin ama hâlâ adını yazamadım ben; elimi tutmak ister misin?

24 Mayıs 2011

Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...

Kadarlar, ederler, artıklar, yeterler...
Neler geldi geçti konuşma çizgilerimizin arkasından... "Bak hâlâ burdayız" demek isterdi gönül tam da gözlerinin orta yerinde bağıra çağıra, ama sahnede duman var yalnızca.
Ne beni sevdiğin kadar sevdim seni, ne bir demet bahar dalı eder bu dizeler. Unutuldu verilen sözler birer birer, eski sözcükler yok artık. Hani o nehirler, rüzgârlar, kelebekler... İsimlerimiz kazılıydı gövdesinde bu ağacın bir zamanlar; bugün kuru dallarına bağlanmış penye hayaller. Ve şimdi de hava durumu, yangın yerinden sıcak saatler yeter.

13 Mayıs 2011

Ben eskidim belki de.

Ha şimdi ha yarın derken yağmurlar aktı gitti, seller, yer gök deniz... Hiçbir damlasını tadamadım. 
Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. Sade, sessiz karanlık. Neler getirecek kim bilir. 
Çok eskidi bu defter. İçindeki kelimeler toz tuttu artık, kötü şarkılar bile yazılmıyor üzerlerine. Ben eskidim belki de. Sonuna gelirken bir hayatımın, tekrar ediyor sözleri önceki limanların. 
Yeni, yepyeni bir yalnızlığa yol alırken sana yaklaştığımı hissediyorum. 
Yazamadım, görüntüler karışıyor seçemiyorum, sığamıyorum. Bunları bu defterden okumayacaksın ya, ne büyük kayıp. Oysa neler gizlemiştim bu satırların arasına. Dikkatli bakarsan beni bile görebiliyorsun aslında.
Kayıp satırlarım, kayıp zamanlarım var. Aklımda birçok cümle parlayıp sönüyor ama tam olarak bilmiyorum neden, nasıl kaybettiğimi. Hiç hatırlamıyorum neredeydim, kimdim.

Bu gece karanlıkta oturacağım biraz. 
Bu da yeni âdedim, tekrar tekrar yazıyorum. Üzerine şapka koymayı unuttuğum tüm 'a'lardan da özür diliyorum bu vesileyle, elimde bir adet erimiş gofret.

10 Mayıs 2011

Darmadağınık.

Yiter gider çiçekleri aşığının. Darmadağınık. 

Kokusuna karışır, ruhunu dolaşırdı. Şiirler, şarkılar... Tenindeydi yıldızlar. Bu tatlı serin rüzgârı anımsar mısın?

10 Nisan 2011

Nasıl bir renkti beyaz?


Yasak hayallerde dolaşıp sana dizeler topluyorum. Sonra sabah, ellerim bomboş, heybemde bir sızı... Mevsim hep yalancı bahar, sen de onun en şuh yalanı. Işıklar, şarkılar, hatta bazen gözlerin düşüyor ılık ılık. Sonra yağmur, alev alev. Yanmış, bitmiş, külü dahi kalmamış defter sayfaları.



Nasıl bir renkti beyaz? 
Kaç satırdım ki zamanında? Sen kaç kelimeydin ya da?

23 Mart 2011

piano piano...

Yaralarım var. Kimi ayan beyan, kiminin adını ben bile unuttum.

Kısa kısa...
piano piano...

13 Ocak 2011

Bazen yalnız müzik.

Bazen yok tek bir söz bile, yalnız müzik.
Her sazdan, her telden ayrı bir ıslık. Her ıslıktan ayrı bir kesik. Hayır, canım yanmıyor. İsterdim aslında. Bu kabuk, bu cesedim çok dar geliyor bazen. Oysa kimse yok içinde benden başka. Ben bile yokum çok zamandır. Bazı bazı, kıyısından yaşam... 
Pek tanıyan bilen kalmadı, soran yok. Gündüz yok, gece yok.
Bazen yok.
Bazen yalnız müzik.

28 Aralık 2010

Gelme. II.

Gelme.
Gelme.
Gün, güneş çok gerçek. Gece güzel bana.
Bana ay gerek. Yıldızlar. Sözler, sazlar, alazlar. Gelme.
Topraktım, ağaçtım. Kırıldım, nehirler ağladım kurudum.
Islak yalanlarla doğruldum. Yenerek, yenilerek. Gelme.
Bana ölmek gerek, ölüp ölüp dirilmek. Olmadım daha. Daha ölmedim.
Aklım havada, havam sıcak. Gelme.

Sana gitme demeyeceğim.
Sen sakın gelme.


Kaç şarkı var aklımda?
Sakın söyleme.

16 Aralık 2010

Bu gece karanlık

Güzel.
Bu gece karanlık. Soğuk. Yol ışıkları yağmur damlalarının ardında, bulanık.
Evler, pencereler, hikâyeler... Hepsi sessiz, hepsi uzak bu gece.
Bu gece başrol benim. Benim sahnem bu gece bu şehir.
Beni dinleyeceksin. Beni süzeceksin. Kokumu hatırlayacaksın, boğazına düğümlenecek. Gözlerin yüzüme çevrili; saçımı sakalımı, çizgilerimi göreceksin. Gözlerin gözlerime düşecek.
Gözlerin gözlerime düşecek.
Bu gece gözlerin gözlerime düşecek...
Bekleyeceksin. Sesimi bekleyeceksin. Sesimi, çok özleyeceksin, nefesimi.
Duracaksın, bu sefer sahne benim.
Bu sefer sen kalacaksın, giden benim.

Susacağım.

Bu gece benim.
Bu karanlık benim.

Şimdi git.

8 Aralık 2010

Nice senelere.

_nice senelere.
_teşekkür ederim. nasılsın?
_fena değil. şu an boğazı geçiyorum. burada olsan çok hoşuna giderdi. güzel bir gün, güneşli, serin... sen nasılsın?
_yorgun. fakat iyileşeceğim. baharda yanında olacağım, benimle de geçer misin boğazı?
_şu içinde bulunduğum an nasıl bundan daha güzel olabilir ki diye düşünüyordum tam da. sanırım baharı beklemem gerekecek.
_dönmeliyim. çok özledim her şeyi. seni çok özledim. yakında...
_bekliyorum.


Yastığının altına saklıyorum sana yazdığım mektupları.

5 Aralık 2010

Korkma.

Korkma. Sana yalan söylemeyeceğim. Çok acıyacak. Ama çok acıdığı için değil yalan söylemediğim için sevmeyeceksin beni. Önemli değil. Nefretler daha gerçek, gerçekler daha güzel. Sana yalan söylemeyeceğim.

Korkma. Çok acıyacak. Bil bunu ve korkma. Geçecek, mutlaka geçecek. Bil bunu ve korkma. Acıyacağını ve geçeceğini bil, korkma. Bırak kendini. Önünü ardını bırak. Devran dönecek, gün bitecek.

Korkma. Çok acıyacak. Acımadan olmayacak. Acımadan geçmeyecek.

Olacak.
Acıyacak.
Geçecek.


Korkacaksın.


22 Kasım 2010

Sen ateş, ben toprak.

Bu sefer daha zor. Bir uykuya dalmışım ve dinlenmeden uyanmışım. Olmadı. O yüzden şimdi daha zor.

Üst üste geldi biraz afalladım. Yan yanaymışız ama bir arada olamamışız. Gördüm. Anladım.

Dağ dediğin dumanlı olur ama göreceksin; dumanı yaracağım, o dağı başına yıkacağım. Sen ateş, ben toprak. Sen kül olup savrulurken, ben ölüp ölüp doğacağım.

10 Kasım 2010

Susuyorum bazen.

'Pencereden dışarıyı seyrediyor ve yalnızca müzik var sahnede' diye düşün. Sen ne istiyorsan o çalsın ve nereden istiyorsan oraya açılsın çerçeve.


Susuyorum bazen, bazen yalnız.

15 Ekim 2010

Kimsin sen?

-Bırakma.
-Bana tek bir sebep söyleyebilir misin?
-Tanrı olmaya hevesli görüyorum seni. En bilindik, en basit numarasıdır etrafını karartmak. Boşluğa gark. Can almaya teşvik. Kolay mısın bu kadar?
-Bu da en klasik havasıdır her şeyi bildiğini zannedenlerin. Çok gördüm senin gibisini.
-Beni görmedin. Hiç her şeyi bilmedim. Bilenin sözü söylediğim.
-Kimsin sen?
-Başkası değil senden.

11 Ekim 2010

Medcezir.

Penceremin açıldığı bu karanlık. Nedenler, niyeler, düzensiz kâfiyeler... Yanyana dizeler arasında gizli büyülü kelimelerim. Mâi ışıklar altında meddücezri ateşböceklerimin...

Biraz yaz, biraz beyaz...



"Yaz biraz" dedi içerdeki. Biraz yaz, ah biraz beyaz ne güzel olurdu şimdi...


Defterim bitti, resmini karalıyorum. Durdur hadi beni çok güzelsen, al beni yıldızlara vur. Sadece bak. Akabiliyorsan ak. Sus. Yalnızca gözlerin rüya artık, sözlerin kâbus.


Biraz yaz, ah birkaç sayfa beyaz...

15 Eylül 2010

Anlıyorsun değil mi?

Aslında gitmek istemiyorum, hiç istemedim. Seninle kalıp susasım var. Sessizliğe sokulasım var. Lâkin gideceğim. Biliyorsun ummadığın bir anda gideceğim. Anlıyorsun değil mi?

27 Ağustos 2010

Her yanda resmin var, haberin yok.


Durma, varsın durmasın başım dert değil. Geceyle gündüz sarmaş dolaş, bilmecesi sen. Her yanda resmin var, haberin yok. Yoruldum, çok güzelsin, çok...

4 Ağustos 2010

Bavul diyalogları. II.

Yine uzun soluklu bir seyahat, yine bavul...

-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ben çocuğuma saç kurutma makinesinin en iyisini alırım!
-ne çocuğu?
-pilotum ben, adım vahit


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-havlu aldım yeter o
-havlu yetmez hava serindir orada
-mont aldım


-saç kurutma makinesi aldın mı?
-ütü alayım ütü, iyidir ütü



-bu ne?
-kalıp sabun.
-kurna takımlarımı da koydun mu?
-...
-cevap ver bana kadın!


-bu ne?
-kalıp sabun.
-sadece yahudilerden yapmıyorlar biliyorsun değil mi?


-bu ne?
-kalıp sabun.
-kavun da kes biraz yanına


-bu ne?
-kalıp sabun.
-bu ne?

-bavulun.
-başka sorum yok çıkabilirsin

Biraz durabilir misin?

Affedersin, başımı sen mi döndürüyorsun?
Bir saniye gözlerinde bir şey var. 
Ne güzel nefes alıyorsun. 
Bir sebebi yok, bakmak istedim sadece. 
Evet saçların düştü yanağının üzerine, istersen alabilirim. 
Yok hayır bir şey demedim. 
Diyemeyebilirim de. 
Evet en iyisi hırkanı giy hava serin terliyorum.
Biraz durabilir misin?

19 Temmuz 2010

Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde


Sebepsiz uzaklara dalmalar şehrinde sabahı akşamını tutmayan bir gün. Yalan cümlelerden talan olmuş satırlar...


Düşünmeden. Yenisi buyursun, bunun dibini görmeden. Aşk, yüzünden. Kıyafetler kifayetsiz, dökülsün üzerinden.
İnceden bir keman tınlarken gözlerinden, dön biraz daha güzel kız. Gece bitip sönmeden, zaman geri dönmeden.

9 Temmuz 2010

Aradığınız kişi...

Kendisi birkaç kez ölmüş, öldüğünden az dirilmiş, etrafına taşlar örmüş, kendini de içine gömmüş olabilir. 
Lütfen daha sonra çiçek gönderiniz.

8 Temmuz 2010

Sus!


Sus.
İzlediğin her filmden bir esas kız kıyafeti çalıp, bildiğin her bir aşk destanına giydiriyorsun.
Öyle değil.
Öyle değilsin.
Değilsin.
Olmadın.
Yoksun.

25 Mayıs 2010

Sana zarar vermeyeceğim, korkma.

Kimsin sen? Nerede olduğundan haberin var mı? Neden buradasın? Ne zaman geldin ve nasıl, nasıl geçtin duvarlarımı?

Bilmiyor gibisin. Olsun. Sakinleş şimdi.


Sana zarar vermeyeceğim. Korkma.
Yapma.
Yalnızca yüreğinin üzerinden akıp gidecek sözlerim. Müsade edersen incitmeyeceğim. Korkma.
Kan bu, ayaklarının altında sıcağını hissettiğin, benim kanım. Şimdi lütfen, eğer kalacaksan, bırak o hançeri elinden.
Yapma.

17 Mayıs 2010

Ne yapacaksın ki benimle?

Düşüyorum sık sık. Rengârenk cam kırıkları, ince ve keskin. Yaralar. Yaralarım.
Kapanıyorum. Yakında korkacak bir şey kalmayacak. Kalmayacağım.
Kaybediyorum. Her nefeste, biraz daha uzak. Her nefeste, biraz daha yakın.

İkinci sınıf bir yalnızlık şarkısının bilindik sözleri arasında sendeleyen klişe bir karanlığım. 
Ne yapacaksın ki bana? 
Ne yapacaksın ki benimle?

8 Mayıs 2010

Hadi gel benimle.


Hadi gel benimle.
Bir dakika. Lütfen bir şey söyleme, bitireyim.
Gel benimle. Dan dun konuşmuyorum bu sefer, bu sefer çok ciddiyim. Kolay gelmedim bugüne, bu cümleye. Seni düşündüm ben hep. Her gün, her gece seni düşündüm. Rüyalardan, uykulardan vazgeçtim, hayalini seçtim yalnızca. O yüzden dur, lütfen bir şey söyleme. İzin ver önce ben söyleyeyim.
Başım dönüyor. Sarhoş gibiyim ama senden güzel değil kafam, hiçbir zaman seninleyken olduğu gibi olmadı. 
Gel benimle. Dur. Lütfen gül, biraz gülümse. Gülüşünü çok seviyorum ben. Üzülüşün cehennem. Gül sen, hep gül sen. Kızarsa yanakların, saklamaya çalışsan gülen yüzünü ben güzel bir şey söyleyince. Ama hep gül sen. Gülüşünü çok seviyorum ben. 
Seni çok seviyorum ben. Dur, gitme. Sarhoşum ne dediğimi bilmiyorum sanıyorsun ama öyle değil; dur, gitme . Gel benimle. Dinle. Canını yaktım biliyorum. Yine yakacağımdan korkuyorsun biliyorum. Yakarım da muhtemelen. Tanrı biliyor senin canını yakmak yerine ölmeyi tercih ederim ama yanlışlar yapan biriyim ben. Çok yanlışlar yapan, ama seni daha çok seven. Yine Tanrı biliyor ki canında attı hep canım. Yaktım ama seninle ben de yandım. Köz oldum kavruldum, kül oldum savruldum. 
Seni düşündüm ben hep. Günler günlerin ardından...Hiç unutmadım; ne bir gözyaşını ne bir gülümseyişini. Hep düşündüm. Sesimi çıkarmadım. Bekledim. Kimseye bir şey demedim. Kendimden bile gizli saklı düşledim. 
Hadi gel benimle.
Konuşamam, yazamam, bilirsin beceremem. Bildiğim kelimeleri tükettim, gel artık bittim ben. Bil ki sen gelmedikçe, usul usul yittim ben.


Başka bir rüya için mektup.

12 Nisan 2010

Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?


Hüküm dağının kalbi kulüp odasında atıyordu. Her şeyden habersiz oturuyorduk masum masum. Nazgûl marka güvenlik görevlisi usulca pencereye yanaştı, kafasını uzattı ve sordu:

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Rakı var abi alır mısın?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Audi olsa yapmaz işte diyorum ben.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Beyaz bizimki.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Para mı istiyorsun ne istiyorsun ne bu?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Saçmalıyorsun abi gel bir çay içelim için ısınsın gel

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Kaça gider ki satsak?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Şu geçen Kartal otobüsü mü?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Bak ya! Kim üzüyor bu abiyi hı?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Aa tamam tamam bildim Müzeyyen Senar. Akşam olunca yaarelerim sızlaaar...

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Hım. Sabahları nasıl abi iyi diyorlar sabahlar için nasıl sabahları?


11 Nisan 2010

Potpori. I.

Ansızın gelecek, aklımı alacak gibisin. Bir şarkı var aklımda, kaç zamandır dilimde, sakın gelme güllerin içinden. Yıllar önceydi, renkli, yine öyle sanki. Şimdi yalanlar istiyorsan yalanlar, üşüyorsan ceketim var cebinde adını gizleyeceğim. Ama al dedim vur demedim, yok başka anlatmaya mecalim. Geç kalmış olmasaydık, yorulmasaydık... Alevsiz duman olmaz, anlıyorsun değil mi? Belki hazana dönmeden, belki küllerimden...

Bu hayali çizen de benim, bu hayalet ozan da...
Peki ya sen? Kimsin sen?

25 Şubat 2010

Yoldan geçen.

 

Ne çok olmuş sesini duymayalı. Yürüyemediğin zamanları bilirdim, konuşuyorsun bile şimdi. 
Ne çok olmuş... Neler olmuş...
Kurallı düşüncelere hasret, devrik duygularla dolmuş satırlar.
Gittim. Dünya dönüyordu hâlâ, kızdım, durdurduğumu sandığım yerlere gittim. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olmamış zaten meğer. Ne mutluluğun fotoğrafında çıkmışım, ne de mutsuzluğun filminde başrolüm. Yoldan geçen biri vardı, ben oymuşum. 
Hep de bunu hatırlarım mâziye dönüp. Ama geri geldim ben artık, bir kısmımı oraya gömüp.
Tamam. Tam değilim ama, tamam.
Şarkılarım var yine, masallarım...
Evet, sen, kaçan balık.
Bak bu benim. Yoldan çıktım yürüyorum. Buradayım, görüyor musun? Benim ezgim, benim sözüm, benim ıslığım etrafında esen. Beni duyuyor musun? 



Bunlar gibi daha kaç gereksiz cümleyle kağıtları kirletmezsem bir ağaç kurtarabilirim?
Bir soruyu anlatım bozukluğu sınırlarında ne kadar sürdürebilirim?

Şimdi, bitirebilirim.

21 Ocak 2010

Bavul diyalogları. I.

Bavul sen mi büyüksün ben mi? A.... Yeneceğim seni bavul...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?

-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...




Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.

14 Ocak 2010

Seyre daldım.

Seyre daldım.
Duymadan, dokunmadan. Derine inmeden ve kimseye değmeden.
Neden?
Sorması ne gereksiz. Sonrası hep sessiz. Sedasız.
Satırlardır sevdasız.
Satır aralarında yalnız ama görünmeden ve göstermeden içimi. İzimi düşürmeden çökmeden karanlık.
Anlık.
Geçmişe geleceğe ilişmeden. Hep kısa zamanlık.
Sorma niçin, neden. Yorma, sorması gereksiz. Cevabım yok, sonrası sessiz.
Soluksuz, nefessiz.
Öylece kaldım.
Kırıldım, kesildim, sadece kandım. Kana kana yandım.
Kül oldum öldüm.
Öldüm de uyandım.
Yeniden döndü âlem, ben durdum seyre daldım.


Sorma neden, yorma, gereksiz.
Cevabı soruda gizlenir, usulca, sessiz:
Sen neden diye merak edersin
Ben sensiz, nedensiz.

5 Ocak 2010

Evet topalladım.

Topalladın mı dedi.
Evet topalladım. Uğraşıyorum. Toparlamaya uğraşıyorum. Belki de yıkılmalıyım. Sonra yeniden...
Yol kısalmıyor dedi.
Kısalıyor aslında ama diyemedim. Her gün biraz daha eksik, her gün biraz daha yalnız...
an be an kısalan zaman ölümle aramdaki. farkında mısın ki?

1 Ocak 2010

Dumanlanıyorum.

Koltuğa oturmuş sallanıyorum. Orta şekerli bir rüzgar esiyor. Saçlarım ıslak, kafam serin. Kapı aralanıyor. Tülün içinden çıkıyorsun. Şortun ve tişörtüm üzerinde ne güzel anlaşmış, kafam inceden inceden nasıl da karışmış...
-Ama kurutmamışsın saçlarını
-Bana diyene bak
-Kafam kuru uçları ıslak sadece bir kere
Kıvrılıyorsun. Yağmurun düşüyor yüzüme kokun... Sığışıyoruz koltuğa. Başın kucağımda, ayakların koltuğun tepesinde. Eşli stabile jimnastik olimpiyatları...
-Sen ne güzel bir kızsın böyle
Aralanıp bir gülücük mü attı bana gözlerin? Sanırım bir deniz gördüm.
-Ah yordum seni özür dilerim ayıp olmasın diye gülümsemek zorunda bıraktım! Isırırım seni be!
Ah evet açıldı ve gülüyor gözlerin bu sefer eminim, bir deniz gördüm.
Doğrulurken bedenin boynuma dolanıyor kolların. Çiçek açıyorsun. Yaprakları değiyor yüreğime hissediyorum.
-Ama çok üşümüş başın
-Gerçekten kurutmaya gitmemi mi istiyorsun?
Ve cilveli sarmaşığım kabuğuna çekilir...Yahu ne güzel dans edecektik ne dedim ki şimdi neden kucağım boş kaldı? Biliyorum aslında, biliyorum ve içimden dışıma gülümsetiyor beni bu edan. Git demiyor, gitmiyor bedenin. Beni çağırıyor kıvrımları sırtının, takip ediyorum ve mesajına ulaşıyorum: 'Just Do It'...
Omzuna uzanırken nefes darlığım, ellerini yakalamış bile ellerim.
Yeşil kokuyorsun.
Dumanlanıyorum.

15 Aralık 2009

Evet çuvalladım.

Niye böyle çuvalladın dedi.


Kızdım. Çuvallamamalıyım.


Var dedi. Kalk bir bardak su iç, biraz dolaş, sonra otur masana yapacaksın dedi.


İnandım. Silkelenmeliyim.


Benim oğlum dedi. Evde daha huzurlu oluyor dedi.


Korktum. Korkmamalıyım.


Çuvallamamalıyım.
Silkelenmeliyim.
Korkmamalıyım.

30 Kasım 2009

Üniversite.

jany
(30/11/2009 - 13:54)
Merhaba arkadaşlar,
İlk vizenin yarın olmadığını söyler misiniz bana lütfen.
buöz
(30/11/2009 - 15:16)
ilk vizeler oldu ama yarın dersi olan gurubun yarın olabilr

blackone
(30/11/2009 - 16:16)
yarın sabahki dersin vizesi 17 kasımda yapıldı..grup 2.

jany
(30/11/2009 - 16:22)
Aslında istediğim yanıtı almış olmam gerekir. ilk vizenin yarın olmadığını söylemiş oldunuz sonuçta ama içim bir buruk, bir hüzünlendim, bir ürperti aldı beni benden...

28 Kasım 2009

Bayram II.

sıcak. karanlığımın melodileri bastırdı, sobanın çıtırtısı duyulmuyor.

bugün orda da cumartesi mi? sen de beni, benim kadar özledin mi?
özlemiştim. kestane yaptım kendime. üç beş tane çok değil. tam istediğim kadar. önce bir haçlı askeri üniforması giydirdim, sonra sobanın üzerine bıraktım. birer birer. çok pişirmedim. tam istediğim kıvamda, hafif çiğ, sert. tam istediğim gibi.
alev alev yandığım doğru
dedi karanlık şövalye. sobaya odun attım. kestane kabuklarını da attım. bir anda çıtırdadı hepsi. 'alevler içinde olan hangimiz' diye düşündüm. bilemedim. kestane kabuklarına sordum.
yağmur yağsa, uykum kaçsa
dedi külleri.
küllerimden doğar mıyım sana doğru
dedi karanlık şövalye.
ben sustum. bir karanlık konuştu, bir ateş. rüzgar da mırıldandı ara ara. ben sustum...

bayramdı bu yıl bugün. yıllar önce ise ölüm...o gün diz çöktüğümü hatırlıyorum. yalnızca diz çöktüğümü hatırlıyorum. o günden beridir huzur arıyorum burada. o güne kadar aramaya ihtiyaç duyulmadığını sonradan fark ettim. o günden beridir bir taş, biraz toprak, bir iki çiçek...
içinde hiçbir şey yok.
içimde hiçbir şey yok...

12 Kasım 2009

Hümayun'da Bir IAESTEci

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Kırk kulüp kırkının kulpu da kırık kulüp. Ne dersin?
-...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim buyrun yanlış numara?
-?!?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Çağrı şimdi çıktı.
-Ama cep telefonundan arıyorum ben nasıl çıktı?
-Çileden.

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet benim
-...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Hı
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet
-Nerede bulabilirim sizi?
-Ebek?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-What do you think about Iraq?
-aa olm yabancı lan telefondaki...eee aym sori
-Soruma cevap ver!

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Şey ben staja gitmek istiyorum da
-Git kendini çok sevdirmeden...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Özel ev işletiyorum ben
-Ne?
-Ev lazım mı?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş de üyelik için nasıl bulabilirim sizi okulda?
-Beni bulamazsın ama bu ilana benim telefonumu yazan labunyaya yönlendirebilirim seni?
-Labunya?
-.bne de diyebiliriz.

...
.....
Hunimi düşürdüm bulamıyorum.

29 Ekim 2009

Kimin için çalışıyorsun? Konuş!

Efe'den ses yok. Umay ve Ozan eğer Efe gelmeyecekse kendi gelme kararlarını tekrar gözden geçireceklerini bildirdiler bana bu sabah 6 sularında belgegeçer aracılığıyla. Efe ise az önce Kader Keita ve Roberto Carlos ile birlikte kapıma geldi ve "Polemiğe girmek istemiyorum, Elano çık hayatımdan!" dedi.

Son yazdığında 'kısmetse olur' mesajı veren Yaprak'ın katılımı ise hala belirsiz. Bu durumda "Kuzenimin gitmediği yere adımımı atmam!" diyen Volkan'ın kararını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. Ayrıca Yaprak'ı hala kuzeni zannediyor olması da apayrı bir sıkıntı.

Beni dün gece geç saatte ev telefonundan arayıp 3 dakika boyunca nefesini dinlettikten sonra, "Bu çöplüğe ikimiz fazlayız Çağrı! Horozuz biz Çağrı!" diyen İsmail'in henüz cevap vermemiş olması benim cevabımı süzdüğünün bir göstergesi mi peki? Korkmuyorum İsmail. Sek sek sekerek İsmail, rastık çekerek İsmail.

Ömer'in kazandığı tüm o çil çil avrolara rağmen kendini kapitalist gındırlanmaya kaptırmamış, adaletsiz düzene karşı o isyankâr duruşunu, eleştirel bakışını yitirmemiş olması ise hepimizin içine su serpiyor. "o zaman neden +1 demiyeyim?", şu cümlesinde kendini dahi nasıl sorguladığını görüyor musunuz? Tüyler ürpertici...

22 Ekim 2009

Bir arkadaşa bakıp...

Hâlâ biliyorum ne düşürür, ne güldürür yüzünü. Hangi kelime, cümlenin neresinden akar içine de okşar gönlünü hâlâ çok iyi biliyorum. Ne kızdırır, ne çıldırtır seni fırtına olur üstüme yürürsün çok iyi biliyorum.

Korkma kalmayacağım. Şakaydı hepsi. Gidiyorum. Uzağa gidiyorum, dönmeyeceğim belki. Seni görmek istedim son kez, bundan ibaret hepsi.
Kız bana bağır çağır önce sinirlen, hani bana hep öyle sevimli gelen, sonra da şaşkın masum ıslak bak yüzüme böyle, "öp beni lütfen" diyen. Son gecem böyle olsun, son gecemde sen ol istedim.
Son şiirim seni söylesin, son kez ciğerlerime dol istedim.

Yum gözlerini. Sessizlik şimdi. Yeni bir hikâye, başlamak üzere...

15 Ekim 2009

Gelme. I.

Ve sonbahar gelir. Tam da bu sayfasında defterin.
Serin rüzgarlar ıslık ıslık.
Derinlere dalmalar ardı ardına. Takıldığı bulutu delebilir gözlerim. O yüzden gelme.
Sakın gelme.
Tepeler aşar, coşar ışıldarken sonbahar geldi zaten. Sen gelme.
Bir sızı var içimde. Kabusum tuttu.
Kalemim unuttu. Gelme sen o yüzden.
Yelkenlerim dolsun. Solan yapraklarım dökülsün. Kurşunlayayım sayfaları birer birer.
Kanlar içindeki gömleği defterimin. Soğuğu ellerimin.

Bir sürü şarkılar yazdım. Bittiklerinde artık daha azdım, eksildim, . Başlarda avaz avaz, sonlarda yalnız sazdım. Sevdalar kazdım kendime. Kâh rakı balık boğazdım, kâh eski köprünün altında rüzgâr çarptı üşüdüm. Gecelerce düşündüm, sabahlara doğru alaz alazdım.

Temizlerken dizeleri, geri vokalde mızıka...

1 Ekim 2009

1 Ekim.

Bir an kokusu vurdu her yerden tüm güzel anıların. Ay bir başka parladı, bir başka yalnızdı. Demini almadan hüzün, yola düşmek lazımdı. Kalktık biz de ama ben düştüm. Cebimden birkaç kelime düşürdüm. Üşürdüm ya hani eskiden, öyle soğuk yine yeni yeniden...

20 Eylül 2009

Bayram I.

Uzun saçlı adam vardı, güzel şarkılar söylerdi. Ne kadar güzel olduğunu çok sonra anladım ben. Ne kadar hüzünlü şarkıları varmış, çok sonra anladım. Unutamadım, unutamadım.


Dedem vardı. Hep vardı. Salonda ikili koltuğun sol tarafında oturur, yanına anneannemi alır, herkesi sırayla öper. Herkesi başka sever, herkesle arkadaş bir yerden, herkesle ayrı telden.

Sonra, çok sonraları, sevda vardı. Uzun saçlı adamın şarkılarını da öyle anladım ben zaten. Dedem de yoklardı arada çaktırmadan hani. Bir başkaydı, anlatılmıyor şimdi böyle, yaşananlar geçiyor hep
önüne. Ama en şiirli şarkılı, hikayeli masallı sevdalardandı.
Bayram o zamanlar bayramdı, çok eskilerde kaldı..

14 Ağustos 2009

Sanal feylesofya.

Bugün, 18:07
artık hiç kitap okumuyorum :/

Bugün, 18:11
İnsanin öyle bazı dönemleri oluyor okumadığı okuyamadığı ya da okumak istemediği. Sonraaaa doğru kitap çıkıyor hop pit tekrar basliyo insan :)

Bugün, 18:18
aslında ne kadar çok sorunun cevabını vermiş oldun :)

Bugün, 18:28
Hangi soruların cevapları ;)

Bugün, 18:31
çok sorular :)

Bugün, 18:39
Söyle bakym ;))

Bugün, 18:50
uuurfanın etraaafıııı dumaaaanlı dağlaaaar aman aman

Bugün, 18:52
Yaaa söyleeeee ;)

Bugün, 18:57
ya hayatı tarif ettin işte genel olarak
insanın bazı dönemleri oluyor bazı şeylerin olmadığı, olamadığı ya da olmasını istemediği. sonra doğru şey çıkınca hop pıt oluyor o şeyler.
:)

Bugün, 19:01
Mr filozof ;)

Bugün, 19:03
:) söyleyen sendin ms filozofiye
Bugün, 19:12
Ben kitappppp okumak için dedim mr interpretation ;)

Bugün, 19:23
ama hiç de kitap okumak için kullanılacak türden kelimeler değildi ms metaphor ;)

3 Ağustos 2009

Mevsim.

En değişik mevsimiydin bu şehrin. Bazen sıcak, bazen serin, bazense mavi ve derin.

Satırlarımda gizlediğim, bir rüyaydın hep görmek istediğim.
Kaotik, gizemli, melankolik ve güzel.
Çok güzel.

22 Temmuz 2009

22 Temmuz.

Ufacık tefecik, üşüyen bir mum aleviyle gülümseyişini aydınlatıyorum. Gelmeyeceğini, gideceğini bile bile, hatta hiç olmadığını...

Pembe güllerden bir köşk. İçeri koş. Oyunu boz. Yak ışıkları.

27 Mayıs 2009

27 Mayıs.

Elindi.
Elindi en çok.
Dudağındı, yüzündü, gözündü. Ama elindi en çok...

17 Mart 2009

17 Mart.

"Ben ölürsem ağlar mısın?" dedi kız.
"Sen ağlarsan ölürüm!" dedi çocuk.

11 Mart 2009

Saçlarım ıslak.

Saçlarım ıslak.

Gecenin bir vakti seninkinden çok uzaklarda olan evime dönmeden önce, sadece ve sadece gülümsemeni görebilmek için pencerenin altında beklerken yağan yağmurda ıslanmadılar.

Yağmur yağmadı çünkü. 


Ayrıca gülümsemeni bekleyebileceğim bir zamana bakmıyor odanın hiçbir penceresi.

Sen de yoksun zaten...

17 Şubat 2009

17 Şubat.

Gün dönüyor, ay dönüyor, yıl dönüyor...
Dursa keşke, veya hep seninle aksa diye düşlerdim
Hayata yenilmiş düşüm
Zaman vurmuş düşmüşüm
Kaybolmuş ışığım, sıcağım
Kör olmuş, üşümüşüm


Örtebilir mi bu dökülen bulut parçaları kenarında avucumdaki gözlerini öptüğüm sokağın üzerini?

18 Ocak 2009

Duyuyor musun?

yağmur değil yağdığını sandığınız
sığmadı yaşlarım gökyüzüne
evet ben o zavallıyım yıktığınız
fazla artık bedenim yeryüzüne



gözü yaşlı bir yıldıza
ağıt yakıyor rüzgar
hüzün dolu bir ıslık
bir gece fısıltısı
duyuyor musun?

5 Ocak 2009

Haftasonu buhran.


"bugün orda da cumartesi mi?
sen de beni, benim kadar özledin mi?
günlerden bir pazardı
yağmur aldı, bir anda."

haftasonu.
yalnız. keskin. pus. lazımsın. katre. yaş. taş. özlem. gelsin. soğuk. ten. çocuk. sabır. git. gel.
hafta.
son.


tamam
tam değilim, ama tamam
duruldum ben
şimdi sakin
tamam
alacağın yalnızca bir can
içimde usul usul yan
tamam

27 Aralık 2008

27 Aralık.

incineceksin jale katrem.
kar tanem,
nefes alsam eriyeceksin
şarkılar söyleyemem.

esme vaktim geldi bu şehirden.
peşimde zaman.
penceremin perdesini havalandıran
ölümün peşinden.

24 Aralık 2008

Merdivende Zıpzıp.

Damlalarım dökülür
sökülür gider renklerim
cenklerim durur biter
yitergider heyecanlarım
anlarım her şey zamanlık
karanlık ardından geriye kalan
talan olur topraklarım sessiz
sensiz aldığım nefes yalan...


Böyle bir söz sanatı var mı?
Yoksa eğer, keşfetmiş olduğumdan mütevellit, isim babası olma hakkımı kullanıyor ve bundan böyle "Merdivende Zıpzıp" şeklinde anılacağını ilan ediyorum.

"...dizelerinde, şair merdivende zıpzıp yapıyor..."

15 Aralık 2008

Sürpriz.

...şimdi verilmeyecek hediyeler alıyor, yapılmayacak sürprizlere iliştiriyorum, kendi kendime öyle. Ne olduğu tahmin edilmeyecek, paketi açılmayacak sürprizler...

sürpriz sürpriz sürpriz haaaapşu...

11 Aralık 2008

Kuşburnu ağacının hemen önünde.

Tam şurada işte, kuşburnu ağacının hemen önünde.

Çok da geçmedi üzerinden üstelik daha geçen yaz. Ben yere çömelmiştim sen dizime oturmuştun. Bahçenin en tatlı renkli gülünün rengindeydi eteğin, bahçedeki en güzel gülün üzerindeydi. Ben belini sarmıştım sen boynumdan tutunuyordun. Dokunuyorduk birbirimize. Nasıl bir his yayılırdı içimize birbirimize dokunurken hatırlıyor musun? Sırt sırta uyurken bile dokunmak, hissetmek isterdik hatırlıyor musun? Yaşamak ne güzeldi, hatırlamak ne güzel.

Yasak artık hatırlamak, düşünmek seni. İzin vermiyor. Aldı fotoğraflarını, yazdıklarını. Bana hediye aldığın kutu içine doldurup yaktı hepsini. Ateşi seyrettim. Söndü, bir bir söndüler. Zihnimdekilere göz dikti sonra. Siliyor resimlerinin köşelerini, kelimeler çalıyor cümlelerinden. Dayanmak güç. Mevsimler geçiyor. Kuşburnu ağacının yaprakları yok şimdi bir iki çürük meyve kalmış dallarında. Yerler sararmış yapraklarla dolu, çıtır çıtır her adım.


Ayrı bir güzel burada 
 her mevsim,
  her gün,
   sensiz ayrı hüzün.

Alışmak ne zor.

24 Kasım 2008

24 Kasım.

bir yağmur, aniden,
çarptıkça hüzün veren,
çarptıkça özlem...

boş odalar,
boş sokaklar,
arabalar, otobüsler, mağazalar, sinemalar...
bu şehir boş bir karanlık artık
sensiz gökyüzünde yıldızlar, ay renksiz
yeryüzü uzak, nefesim sessiz...

bir veda sahnesi, rüzgar gibi
her estiğinde kesen
kıyan, kavuran...

damlalar dindi, aniden,
sustukça hüzün veren.
sustukça seni özledim ben...

23 Kasım 2008

Mühendis.

...peki mühendisin yaptığı iş nedir?
İnsanoğlunun tabiatında istemek, arzulamak vardır. İnsandan insana değişebildiği gibi, tarih sahnesini irdeleyerek bazıları için genelleme yapmak da mümkündür; çünkü hepsi belli temel içgüdülerin hayata aktarımıdır. Sırayla; yaşamak, güvende olmak yani kontrolü elinde bulundurmak ve o güven içinde sonsuz olmak yani ölümsüz olmak şeklinde çok genele indirgenebilir bu güdüler. Mühendis, işte tam bu noktada, insanın yaşadığı ortama ve çevresine dair duymayı arzuladıklarını -duymak burada duyu organları ile yapılan eylem anlamında kullanılıyor- inşa eden, hayata geçiren, talebe arz eden, soruna çözüme sunan kişidir. Dolayısıyla duyduğunu tetkik etme aşamasında sorunu ya da arzulananı irdeleyen mühendis bir sonraki aşamada da çözümü ya da arzı üretir.
Mühendis duyduğunu tetkik eden ve ulaştığı tespit doğrultusunda inşa eden kişidir.

15 Kasım 2008

Mektuplar.

Mektupları özledim. Aslında hiç gerçek bir mektup yazmışlığım yok, ama özledim. Ne kadar çok kelime tüketiliyor internette, cep telefonunda...Oysa ne güzelmiş kağıt üzerindelerken. Bugün bir sürü kağıt buldum, üzerleri paha biçilemez kelimelerle dolu. Tam olarak mektup gibi değil bir kısmı ama yine de bambaşka bir kokusu var. Hiç bu kadar gülümsememiştim son zamanlarda. Birini buraya eklemiştim ama çıkardım şimdi, hata yaptığımı gördüm. Bu denli özel, öznel kelime dizileri burada olmamalı; burası değil ait oldukları yer.
Mektup yazasım var çok. Dökesim, dökülesim var. Bu yüzden burayı çok sık kullanmaya başladım galiba. Bir yazdığımı bir daha yazıyorum, ekliyorum, kesiyorum, kaldırıyorum. Pff
garip bir şey olmaya başladı bu blog, ya da ben...Defterlerim de çok farklı değil aslında. Kendi kendime karalıyorum sayfaları, öylesine. Anlam teşkil eden ses toplaşmalarından daha ziyade hıçkırığını duyurmaya çalışan bir çocuğun gözyaşları gibi kelimelerim. Belki de kağıtlara ağlamak yerine yastığa yazmayı tercih etmeliyim.
Kurtardığım kurşunlar ile de ruletteki şansımı arttırabilirim hem.

Sevgili sevgilim,
Sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım...Bıdı bıdı bırt...

11 Kasım 2008

Öleyazmak.

Her an hikayelerle dolu. Kimi biten kimi başlayan...


Canlarım, güle güle...
Dayıoğlu, hoşgeldin...

Öldürecek kadar canımı yakabilir miyim yazdıklarımla? Öleyazmak çok uygun bir ifade olabilir bu intihara.

9 Kasım 2008

Müzik.

Şu an isimlerini vermek istemediğim ama hangileri olduğunu gayet iyi bildiğiniz düşüş şarkılarının söz yazarları, onları besteleyenler ve söyleyenler, sizlere sesleniyorum!
Yaşadıklarımı, hikayemi çalıyorsunuz heybemden! Yeter! O şarkılar benim! O hayaller, o gözyaşları benim! O aşklar, o kırıklar benim! Ben güldüm, ben ağladım, hepsini ben hissettim!
Beni benden çalıyor, dağıtıyorsunuz!
Durun artık!
Beni darmadağın ediyorsunuz...
Durun artık...
Canımı yakıyorsunuz...
Durun artık...



Laneti midir müzik insanoğlunun?

Lanet.

Nerede ben varım, orada gözü yaşlı bir sen varsın.
Ben senin hiç gün yüzü göstermeyen lanetinim.

7 Kasım 2008

Hatırlar mısın,


Yitirdim. 
Geride dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Raflar yıkılmış, kitaplar paramparça...
Nasıl da özenirdik oysa hatırlar mısın birer birer ayıklamıştık aynılarını taşınırken, uzaktaki bir okula göndermiştik. Her türe ayrı tarz kitaplık, özel serilere özel raflar, özel yazarlara özel bölümler...Her fuardan yenileriyle gelirdik sonra sabaha kadar sığdıracak yer arardık. Sonra dayanamaz birini alır okumaya başlardık. Ne güzel okurduk sarmaş dolaş hatırlar mısın, ne güzel uyurduk sonrasında...

Bir melek fotoğrafımızı çekmişti biz uyurken hatırlar mısın, sırt sırta ama yine birbirimize dokunmaya çalışırken...

Yitirdim. 

Dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Az ileride bir mezar. Açık kahve Toprağına yeşil Yapraklar düşmüş. Taşta bir not, "Daha kalıcı bir iyilik için..."

Mâi bir çiçek dikmiştin mabedime, hatırlar mısın?