8 Mayıs 2010

Hadi gel benimle.


Hadi gel benimle.
Bir dakika. Lütfen bir şey söyleme, bitireyim.
Gel benimle. Dan dun konuşmuyorum bu sefer, bu sefer çok ciddiyim. Kolay gelmedim bugüne, bu cümleye. Seni düşündüm ben hep. Her gün, her gece seni düşündüm. Rüyalardan, uykulardan vazgeçtim, hayalini seçtim yalnızca. O yüzden dur, lütfen bir şey söyleme. İzin ver önce ben söyleyeyim.
Başım dönüyor. Sarhoş gibiyim ama senden güzel değil kafam, hiçbir zaman seninleyken olduğu gibi olmadı. 
Gel benimle. Dur. Lütfen gül, biraz gülümse. Gülüşünü çok seviyorum ben. Üzülüşün cehennem. Gül sen, hep gül sen. Kızarsa yanakların, saklamaya çalışsan gülen yüzünü ben güzel bir şey söyleyince. Ama hep gül sen. Gülüşünü çok seviyorum ben. 
Seni çok seviyorum ben. Dur, gitme. Sarhoşum ne dediğimi bilmiyorum sanıyorsun ama öyle değil; dur, gitme . Gel benimle. Dinle. Canını yaktım biliyorum. Yine yakacağımdan korkuyorsun biliyorum. Yakarım da muhtemelen. Tanrı biliyor senin canını yakmak yerine ölmeyi tercih ederim ama yanlışlar yapan biriyim ben. Çok yanlışlar yapan, ama seni daha çok seven. Yine Tanrı biliyor ki canında attı hep canım. Yaktım ama seninle ben de yandım. Köz oldum kavruldum, kül oldum savruldum. 
Seni düşündüm ben hep. Günler günlerin ardından...Hiç unutmadım; ne bir gözyaşını ne bir gülümseyişini. Hep düşündüm. Sesimi çıkarmadım. Bekledim. Kimseye bir şey demedim. Kendimden bile gizli saklı düşledim. 
Hadi gel benimle.
Konuşamam, yazamam, bilirsin beceremem. Bildiğim kelimeleri tükettim, gel artık bittim ben. Bil ki sen gelmedikçe, usul usul yittim ben.


Başka bir rüya için mektup.

12 Nisan 2010

Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?


Hüküm dağının kalbi kulüp odasında atıyordu. Her şeyden habersiz oturuyorduk masum masum. Nazgûl marka güvenlik görevlisi usulca pencereye yanaştı, kafasını uzattı ve sordu:

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Rakı var abi alır mısın?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Audi olsa yapmaz işte diyorum ben.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Beyaz bizimki.

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Para mı istiyorsun ne istiyorsun ne bu?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Saçmalıyorsun abi gel bir çay içelim için ısınsın gel

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Kaça gider ki satsak?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Şu geçen Kartal otobüsü mü?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Bak ya! Kim üzüyor bu abiyi hı?

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Aa tamam tamam bildim Müzeyyen Senar. Akşam olunca yaarelerim sızlaaar...

-Gençler şu siyah Mercedes sizin mi?
-Ne?
-Çok sorun çıkıyor burada bize akşamları çok acayip sorunlar oluyor akşam olunca çok soru.....
-Hım. Sabahları nasıl abi iyi diyorlar sabahlar için nasıl sabahları?


11 Nisan 2010

Potpori. I.

Ansızın gelecek, aklımı alacak gibisin. Bir şarkı var aklımda, kaç zamandır dilimde, sakın gelme güllerin içinden. Yıllar önceydi, renkli, yine öyle sanki. Şimdi yalanlar istiyorsan yalanlar, üşüyorsan ceketim var cebinde adını gizleyeceğim. Ama al dedim vur demedim, yok başka anlatmaya mecalim. Geç kalmış olmasaydık, yorulmasaydık... Alevsiz duman olmaz, anlıyorsun değil mi? Belki hazana dönmeden, belki küllerimden...

Bu hayali çizen de benim, bu hayalet ozan da...
Peki ya sen? Kimsin sen?

25 Şubat 2010

Yoldan geçen.

 

Ne çok olmuş sesini duymayalı. Yürüyemediğin zamanları bilirdim, konuşuyorsun bile şimdi. 
Ne çok olmuş... Neler olmuş...
Kurallı düşüncelere hasret, devrik duygularla dolmuş satırlar.
Gittim. Dünya dönüyordu hâlâ, kızdım, durdurduğumu sandığım yerlere gittim. Hiçbir şey olmadı. Hiçbir şey olmamış zaten meğer. Ne mutluluğun fotoğrafında çıkmışım, ne de mutsuzluğun filminde başrolüm. Yoldan geçen biri vardı, ben oymuşum. 
Hep de bunu hatırlarım mâziye dönüp. Ama geri geldim ben artık, bir kısmımı oraya gömüp.
Tamam. Tam değilim ama, tamam.
Şarkılarım var yine, masallarım...
Evet, sen, kaçan balık.
Bak bu benim. Yoldan çıktım yürüyorum. Buradayım, görüyor musun? Benim ezgim, benim sözüm, benim ıslığım etrafında esen. Beni duyuyor musun? 



Bunlar gibi daha kaç gereksiz cümleyle kağıtları kirletmezsem bir ağaç kurtarabilirim?
Bir soruyu anlatım bozukluğu sınırlarında ne kadar sürdürebilirim?

Şimdi, bitirebilirim.

21 Ocak 2010

Bavul diyalogları. I.

Bavul sen mi büyüksün ben mi? A.... Yeneceğim seni bavul...
-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Şu puantiyeliler kaça olur en son?

-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Oink?!


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-E tazesinden bir yarım kilo sar bari...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Dur anneciğim şu yangın tüplerini koyayım önce...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Tek sıkımlık yeter anne. Şöyle şakağıma dayarım diyorum, götürür bence doğrudan hı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Hangi hunimi alayım pembe mi yavruağzı mı?


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Bir tane yeter anne her akşam yıkar kalorifere koyarım.


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-İki Wolver, iki de Zorro ver...


-Maske aldın mı?
-Ne?
-Maske maske, şunlardan. Kaç tane istiyorsun?
-Aldım ben aldım. Aldım ya. Aldım ben...




Bir gözü daha büyük, bir kaşı daha havada, gagasının kenarından septik gülümseyen ve şaşkın bakan bir horoz düşün. Heh evet, işte o. Çağrı onun adı. Merhaba. Hı hı benim o.

14 Ocak 2010

Seyre daldım.

Seyre daldım.
Duymadan, dokunmadan. Derine inmeden ve kimseye değmeden.
Neden?
Sorması ne gereksiz. Sonrası hep sessiz. Sedasız.
Satırlardır sevdasız.
Satır aralarında yalnız ama görünmeden ve göstermeden içimi. İzimi düşürmeden çökmeden karanlık.
Anlık.
Geçmişe geleceğe ilişmeden. Hep kısa zamanlık.
Sorma niçin, neden. Yorma, sorması gereksiz. Cevabım yok, sonrası sessiz.
Soluksuz, nefessiz.
Öylece kaldım.
Kırıldım, kesildim, sadece kandım. Kana kana yandım.
Kül oldum öldüm.
Öldüm de uyandım.
Yeniden döndü âlem, ben durdum seyre daldım.


Sorma neden, yorma, gereksiz.
Cevabı soruda gizlenir, usulca, sessiz:
Sen neden diye merak edersin
Ben sensiz, nedensiz.

5 Ocak 2010

Evet topalladım.

Topalladın mı dedi.
Evet topalladım. Uğraşıyorum. Toparlamaya uğraşıyorum. Belki de yıkılmalıyım. Sonra yeniden...
Yol kısalmıyor dedi.
Kısalıyor aslında ama diyemedim. Her gün biraz daha eksik, her gün biraz daha yalnız...
an be an kısalan zaman ölümle aramdaki. farkında mısın ki?

1 Ocak 2010

Dumanlanıyorum.

Koltuğa oturmuş sallanıyorum. Orta şekerli bir rüzgar esiyor. Saçlarım ıslak, kafam serin. Kapı aralanıyor. Tülün içinden çıkıyorsun. Şortun ve tişörtüm üzerinde ne güzel anlaşmış, kafam inceden inceden nasıl da karışmış...
-Ama kurutmamışsın saçlarını
-Bana diyene bak
-Kafam kuru uçları ıslak sadece bir kere
Kıvrılıyorsun. Yağmurun düşüyor yüzüme kokun... Sığışıyoruz koltuğa. Başın kucağımda, ayakların koltuğun tepesinde. Eşli stabile jimnastik olimpiyatları...
-Sen ne güzel bir kızsın böyle
Aralanıp bir gülücük mü attı bana gözlerin? Sanırım bir deniz gördüm.
-Ah yordum seni özür dilerim ayıp olmasın diye gülümsemek zorunda bıraktım! Isırırım seni be!
Ah evet açıldı ve gülüyor gözlerin bu sefer eminim, bir deniz gördüm.
Doğrulurken bedenin boynuma dolanıyor kolların. Çiçek açıyorsun. Yaprakları değiyor yüreğime hissediyorum.
-Ama çok üşümüş başın
-Gerçekten kurutmaya gitmemi mi istiyorsun?
Ve cilveli sarmaşığım kabuğuna çekilir...Yahu ne güzel dans edecektik ne dedim ki şimdi neden kucağım boş kaldı? Biliyorum aslında, biliyorum ve içimden dışıma gülümsetiyor beni bu edan. Git demiyor, gitmiyor bedenin. Beni çağırıyor kıvrımları sırtının, takip ediyorum ve mesajına ulaşıyorum: 'Just Do It'...
Omzuna uzanırken nefes darlığım, ellerini yakalamış bile ellerim.
Yeşil kokuyorsun.
Dumanlanıyorum.

15 Aralık 2009

Evet çuvalladım.

Niye böyle çuvalladın dedi.


Kızdım. Çuvallamamalıyım.


Var dedi. Kalk bir bardak su iç, biraz dolaş, sonra otur masana yapacaksın dedi.


İnandım. Silkelenmeliyim.


Benim oğlum dedi. Evde daha huzurlu oluyor dedi.


Korktum. Korkmamalıyım.


Çuvallamamalıyım.
Silkelenmeliyim.
Korkmamalıyım.

30 Kasım 2009

Üniversite.

jany
(30/11/2009 - 13:54)
Merhaba arkadaşlar,
İlk vizenin yarın olmadığını söyler misiniz bana lütfen.
buöz
(30/11/2009 - 15:16)
ilk vizeler oldu ama yarın dersi olan gurubun yarın olabilr

blackone
(30/11/2009 - 16:16)
yarın sabahki dersin vizesi 17 kasımda yapıldı..grup 2.

jany
(30/11/2009 - 16:22)
Aslında istediğim yanıtı almış olmam gerekir. ilk vizenin yarın olmadığını söylemiş oldunuz sonuçta ama içim bir buruk, bir hüzünlendim, bir ürperti aldı beni benden...

28 Kasım 2009

Bayram II.

sıcak. karanlığımın melodileri bastırdı, sobanın çıtırtısı duyulmuyor.

bugün orda da cumartesi mi? sen de beni, benim kadar özledin mi?
özlemiştim. kestane yaptım kendime. üç beş tane çok değil. tam istediğim kadar. önce bir haçlı askeri üniforması giydirdim, sonra sobanın üzerine bıraktım. birer birer. çok pişirmedim. tam istediğim kıvamda, hafif çiğ, sert. tam istediğim gibi.
alev alev yandığım doğru
dedi karanlık şövalye. sobaya odun attım. kestane kabuklarını da attım. bir anda çıtırdadı hepsi. 'alevler içinde olan hangimiz' diye düşündüm. bilemedim. kestane kabuklarına sordum.
yağmur yağsa, uykum kaçsa
dedi külleri.
küllerimden doğar mıyım sana doğru
dedi karanlık şövalye.
ben sustum. bir karanlık konuştu, bir ateş. rüzgar da mırıldandı ara ara. ben sustum...

bayramdı bu yıl bugün. yıllar önce ise ölüm...o gün diz çöktüğümü hatırlıyorum. yalnızca diz çöktüğümü hatırlıyorum. o günden beridir huzur arıyorum burada. o güne kadar aramaya ihtiyaç duyulmadığını sonradan fark ettim. o günden beridir bir taş, biraz toprak, bir iki çiçek...
içinde hiçbir şey yok.
içimde hiçbir şey yok...

12 Kasım 2009

Hümayun'da Bir IAESTEci

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Kırk kulüp kırkının kulpu da kırık kulüp. Ne dersin?
-...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim buyrun yanlış numara?
-?!?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Çağrı şimdi çıktı.
-Ama cep telefonundan arıyorum ben nasıl çıktı?
-Çileden.

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet benim
-...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Hı
-Bugün son günmüş sanırım ben üye olmak istiyorum da okulda sizi nerede bulabilirim?
-Evet
-Nerede bulabilirim sizi?
-Ebek?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-What do you think about Iraq?
-aa olm yabancı lan telefondaki...eee aym sori
-Soruma cevap ver!

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Şey ben staja gitmek istiyorum da
-Git kendini çok sevdirmeden...

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Özel ev işletiyorum ben
-Ne?
-Ev lazım mı?

-Merhaba ben kulüp üyeliği için aramıştım, Çağrı?
-Evet benim
-Bugün son günmüş de üyelik için nasıl bulabilirim sizi okulda?
-Beni bulamazsın ama bu ilana benim telefonumu yazan labunyaya yönlendirebilirim seni?
-Labunya?
-.bne de diyebiliriz.

...
.....
Hunimi düşürdüm bulamıyorum.

29 Ekim 2009

Kimin için çalışıyorsun? Konuş!

Efe'den ses yok. Umay ve Ozan eğer Efe gelmeyecekse kendi gelme kararlarını tekrar gözden geçireceklerini bildirdiler bana bu sabah 6 sularında belgegeçer aracılığıyla. Efe ise az önce Kader Keita ve Roberto Carlos ile birlikte kapıma geldi ve "Polemiğe girmek istemiyorum, Elano çık hayatımdan!" dedi.

Son yazdığında 'kısmetse olur' mesajı veren Yaprak'ın katılımı ise hala belirsiz. Bu durumda "Kuzenimin gitmediği yere adımımı atmam!" diyen Volkan'ın kararını değiştirip değiştirmeyeceği merak konusu. Ayrıca Yaprak'ı hala kuzeni zannediyor olması da apayrı bir sıkıntı.

Beni dün gece geç saatte ev telefonundan arayıp 3 dakika boyunca nefesini dinlettikten sonra, "Bu çöplüğe ikimiz fazlayız Çağrı! Horozuz biz Çağrı!" diyen İsmail'in henüz cevap vermemiş olması benim cevabımı süzdüğünün bir göstergesi mi peki? Korkmuyorum İsmail. Sek sek sekerek İsmail, rastık çekerek İsmail.

Ömer'in kazandığı tüm o çil çil avrolara rağmen kendini kapitalist gındırlanmaya kaptırmamış, adaletsiz düzene karşı o isyankâr duruşunu, eleştirel bakışını yitirmemiş olması ise hepimizin içine su serpiyor. "o zaman neden +1 demiyeyim?", şu cümlesinde kendini dahi nasıl sorguladığını görüyor musunuz? Tüyler ürpertici...

22 Ekim 2009

Bir arkadaşa bakıp...

Hâlâ biliyorum ne düşürür, ne güldürür yüzünü. Hangi kelime, cümlenin neresinden akar içine de okşar gönlünü hâlâ çok iyi biliyorum. Ne kızdırır, ne çıldırtır seni fırtına olur üstüme yürürsün çok iyi biliyorum.

Korkma kalmayacağım. Şakaydı hepsi. Gidiyorum. Uzağa gidiyorum, dönmeyeceğim belki. Seni görmek istedim son kez, bundan ibaret hepsi.
Kız bana bağır çağır önce sinirlen, hani bana hep öyle sevimli gelen, sonra da şaşkın masum ıslak bak yüzüme böyle, "öp beni lütfen" diyen. Son gecem böyle olsun, son gecemde sen ol istedim.
Son şiirim seni söylesin, son kez ciğerlerime dol istedim.

Yum gözlerini. Sessizlik şimdi. Yeni bir hikâye, başlamak üzere...

15 Ekim 2009

Gelme. I.

Ve sonbahar gelir. Tam da bu sayfasında defterin.
Serin rüzgarlar ıslık ıslık.
Derinlere dalmalar ardı ardına. Takıldığı bulutu delebilir gözlerim. O yüzden gelme.
Sakın gelme.
Tepeler aşar, coşar ışıldarken sonbahar geldi zaten. Sen gelme.
Bir sızı var içimde. Kabusum tuttu.
Kalemim unuttu. Gelme sen o yüzden.
Yelkenlerim dolsun. Solan yapraklarım dökülsün. Kurşunlayayım sayfaları birer birer.
Kanlar içindeki gömleği defterimin. Soğuğu ellerimin.

Bir sürü şarkılar yazdım. Bittiklerinde artık daha azdım, eksildim, . Başlarda avaz avaz, sonlarda yalnız sazdım. Sevdalar kazdım kendime. Kâh rakı balık boğazdım, kâh eski köprünün altında rüzgâr çarptı üşüdüm. Gecelerce düşündüm, sabahlara doğru alaz alazdım.

Temizlerken dizeleri, geri vokalde mızıka...

1 Ekim 2009

1 Ekim.

Bir an kokusu vurdu her yerden tüm güzel anıların. Ay bir başka parladı, bir başka yalnızdı. Demini almadan hüzün, yola düşmek lazımdı. Kalktık biz de ama ben düştüm. Cebimden birkaç kelime düşürdüm. Üşürdüm ya hani eskiden, öyle soğuk yine yeni yeniden...

20 Eylül 2009

Bayram I.

Uzun saçlı adam vardı, güzel şarkılar söylerdi. Ne kadar güzel olduğunu çok sonra anladım ben. Ne kadar hüzünlü şarkıları varmış, çok sonra anladım. Unutamadım, unutamadım.


Dedem vardı. Hep vardı. Salonda ikili koltuğun sol tarafında oturur, yanına anneannemi alır, herkesi sırayla öper. Herkesi başka sever, herkesle arkadaş bir yerden, herkesle ayrı telden.

Sonra, çok sonraları, sevda vardı. Uzun saçlı adamın şarkılarını da öyle anladım ben zaten. Dedem de yoklardı arada çaktırmadan hani. Bir başkaydı, anlatılmıyor şimdi böyle, yaşananlar geçiyor hep
önüne. Ama en şiirli şarkılı, hikayeli masallı sevdalardandı.
Bayram o zamanlar bayramdı, çok eskilerde kaldı..

14 Ağustos 2009

Sanal feylesofya.

Bugün, 18:07
artık hiç kitap okumuyorum :/

Bugün, 18:11
İnsanin öyle bazı dönemleri oluyor okumadığı okuyamadığı ya da okumak istemediği. Sonraaaa doğru kitap çıkıyor hop pit tekrar basliyo insan :)

Bugün, 18:18
aslında ne kadar çok sorunun cevabını vermiş oldun :)

Bugün, 18:28
Hangi soruların cevapları ;)

Bugün, 18:31
çok sorular :)

Bugün, 18:39
Söyle bakym ;))

Bugün, 18:50
uuurfanın etraaafıııı dumaaaanlı dağlaaaar aman aman

Bugün, 18:52
Yaaa söyleeeee ;)

Bugün, 18:57
ya hayatı tarif ettin işte genel olarak
insanın bazı dönemleri oluyor bazı şeylerin olmadığı, olamadığı ya da olmasını istemediği. sonra doğru şey çıkınca hop pıt oluyor o şeyler.
:)

Bugün, 19:01
Mr filozof ;)

Bugün, 19:03
:) söyleyen sendin ms filozofiye
Bugün, 19:12
Ben kitappppp okumak için dedim mr interpretation ;)

Bugün, 19:23
ama hiç de kitap okumak için kullanılacak türden kelimeler değildi ms metaphor ;)

3 Ağustos 2009

Mevsim.

En değişik mevsimiydin bu şehrin. Bazen sıcak, bazen serin, bazense mavi ve derin.

Satırlarımda gizlediğim, bir rüyaydın hep görmek istediğim.
Kaotik, gizemli, melankolik ve güzel.
Çok güzel.

22 Temmuz 2009

22 Temmuz.

Ufacık tefecik, üşüyen bir mum aleviyle gülümseyişini aydınlatıyorum. Gelmeyeceğini, gideceğini bile bile, hatta hiç olmadığını...

Pembe güllerden bir köşk. İçeri koş. Oyunu boz. Yak ışıkları.

27 Mayıs 2009

27 Mayıs.

Elindi.
Elindi en çok.
Dudağındı, yüzündü, gözündü. Ama elindi en çok...

17 Mart 2009

17 Mart.

"Ben ölürsem ağlar mısın?" dedi kız.
"Sen ağlarsan ölürüm!" dedi çocuk.

11 Mart 2009

Saçlarım ıslak.

Saçlarım ıslak.

Gecenin bir vakti seninkinden çok uzaklarda olan evime dönmeden önce, sadece ve sadece gülümsemeni görebilmek için pencerenin altında beklerken yağan yağmurda ıslanmadılar.

Yağmur yağmadı çünkü. 


Ayrıca gülümsemeni bekleyebileceğim bir zamana bakmıyor odanın hiçbir penceresi.

Sen de yoksun zaten...

17 Şubat 2009

17 Şubat.

Gün dönüyor, ay dönüyor, yıl dönüyor...
Dursa keşke, veya hep seninle aksa diye düşlerdim
Hayata yenilmiş düşüm
Zaman vurmuş düşmüşüm
Kaybolmuş ışığım, sıcağım
Kör olmuş, üşümüşüm


Örtebilir mi bu dökülen bulut parçaları kenarında avucumdaki gözlerini öptüğüm sokağın üzerini?

18 Ocak 2009

Duyuyor musun?

yağmur değil yağdığını sandığınız
sığmadı yaşlarım gökyüzüne
evet ben o zavallıyım yıktığınız
fazla artık bedenim yeryüzüne



gözü yaşlı bir yıldıza
ağıt yakıyor rüzgar
hüzün dolu bir ıslık
bir gece fısıltısı
duyuyor musun?

5 Ocak 2009

Haftasonu buhran.


"bugün orda da cumartesi mi?
sen de beni, benim kadar özledin mi?
günlerden bir pazardı
yağmur aldı, bir anda."

haftasonu.
yalnız. keskin. pus. lazımsın. katre. yaş. taş. özlem. gelsin. soğuk. ten. çocuk. sabır. git. gel.
hafta.
son.


tamam
tam değilim, ama tamam
duruldum ben
şimdi sakin
tamam
alacağın yalnızca bir can
içimde usul usul yan
tamam

27 Aralık 2008

27 Aralık.

incineceksin jale katrem.
kar tanem,
nefes alsam eriyeceksin
şarkılar söyleyemem.

esme vaktim geldi bu şehirden.
peşimde zaman.
penceremin perdesini havalandıran
ölümün peşinden.

24 Aralık 2008

Merdivende Zıpzıp.

Damlalarım dökülür
sökülür gider renklerim
cenklerim durur biter
yitergider heyecanlarım
anlarım her şey zamanlık
karanlık ardından geriye kalan
talan olur topraklarım sessiz
sensiz aldığım nefes yalan...


Böyle bir söz sanatı var mı?
Yoksa eğer, keşfetmiş olduğumdan mütevellit, isim babası olma hakkımı kullanıyor ve bundan böyle "Merdivende Zıpzıp" şeklinde anılacağını ilan ediyorum.

"...dizelerinde, şair merdivende zıpzıp yapıyor..."

15 Aralık 2008

Sürpriz.

...şimdi verilmeyecek hediyeler alıyor, yapılmayacak sürprizlere iliştiriyorum, kendi kendime öyle. Ne olduğu tahmin edilmeyecek, paketi açılmayacak sürprizler...

sürpriz sürpriz sürpriz haaaapşu...

11 Aralık 2008

Kuşburnu ağacının hemen önünde.

Tam şurada işte, kuşburnu ağacının hemen önünde.

Çok da geçmedi üzerinden üstelik daha geçen yaz. Ben yere çömelmiştim sen dizime oturmuştun. Bahçenin en tatlı renkli gülünün rengindeydi eteğin, bahçedeki en güzel gülün üzerindeydi. Ben belini sarmıştım sen boynumdan tutunuyordun. Dokunuyorduk birbirimize. Nasıl bir his yayılırdı içimize birbirimize dokunurken hatırlıyor musun? Sırt sırta uyurken bile dokunmak, hissetmek isterdik hatırlıyor musun? Yaşamak ne güzeldi, hatırlamak ne güzel.

Yasak artık hatırlamak, düşünmek seni. İzin vermiyor. Aldı fotoğraflarını, yazdıklarını. Bana hediye aldığın kutu içine doldurup yaktı hepsini. Ateşi seyrettim. Söndü, bir bir söndüler. Zihnimdekilere göz dikti sonra. Siliyor resimlerinin köşelerini, kelimeler çalıyor cümlelerinden. Dayanmak güç. Mevsimler geçiyor. Kuşburnu ağacının yaprakları yok şimdi bir iki çürük meyve kalmış dallarında. Yerler sararmış yapraklarla dolu, çıtır çıtır her adım.


Ayrı bir güzel burada 
 her mevsim,
  her gün,
   sensiz ayrı hüzün.

Alışmak ne zor.

24 Kasım 2008

24 Kasım.

bir yağmur, aniden,
çarptıkça hüzün veren,
çarptıkça özlem...

boş odalar,
boş sokaklar,
arabalar, otobüsler, mağazalar, sinemalar...
bu şehir boş bir karanlık artık
sensiz gökyüzünde yıldızlar, ay renksiz
yeryüzü uzak, nefesim sessiz...

bir veda sahnesi, rüzgar gibi
her estiğinde kesen
kıyan, kavuran...

damlalar dindi, aniden,
sustukça hüzün veren.
sustukça seni özledim ben...

23 Kasım 2008

Mühendis.

...peki mühendisin yaptığı iş nedir?
İnsanoğlunun tabiatında istemek, arzulamak vardır. İnsandan insana değişebildiği gibi, tarih sahnesini irdeleyerek bazıları için genelleme yapmak da mümkündür; çünkü hepsi belli temel içgüdülerin hayata aktarımıdır. Sırayla; yaşamak, güvende olmak yani kontrolü elinde bulundurmak ve o güven içinde sonsuz olmak yani ölümsüz olmak şeklinde çok genele indirgenebilir bu güdüler. Mühendis, işte tam bu noktada, insanın yaşadığı ortama ve çevresine dair duymayı arzuladıklarını -duymak burada duyu organları ile yapılan eylem anlamında kullanılıyor- inşa eden, hayata geçiren, talebe arz eden, soruna çözüme sunan kişidir. Dolayısıyla duyduğunu tetkik etme aşamasında sorunu ya da arzulananı irdeleyen mühendis bir sonraki aşamada da çözümü ya da arzı üretir.
Mühendis duyduğunu tetkik eden ve ulaştığı tespit doğrultusunda inşa eden kişidir.

15 Kasım 2008

Mektuplar.

Mektupları özledim. Aslında hiç gerçek bir mektup yazmışlığım yok, ama özledim. Ne kadar çok kelime tüketiliyor internette, cep telefonunda...Oysa ne güzelmiş kağıt üzerindelerken. Bugün bir sürü kağıt buldum, üzerleri paha biçilemez kelimelerle dolu. Tam olarak mektup gibi değil bir kısmı ama yine de bambaşka bir kokusu var. Hiç bu kadar gülümsememiştim son zamanlarda. Birini buraya eklemiştim ama çıkardım şimdi, hata yaptığımı gördüm. Bu denli özel, öznel kelime dizileri burada olmamalı; burası değil ait oldukları yer.
Mektup yazasım var çok. Dökesim, dökülesim var. Bu yüzden burayı çok sık kullanmaya başladım galiba. Bir yazdığımı bir daha yazıyorum, ekliyorum, kesiyorum, kaldırıyorum. Pff
garip bir şey olmaya başladı bu blog, ya da ben...Defterlerim de çok farklı değil aslında. Kendi kendime karalıyorum sayfaları, öylesine. Anlam teşkil eden ses toplaşmalarından daha ziyade hıçkırığını duyurmaya çalışan bir çocuğun gözyaşları gibi kelimelerim. Belki de kağıtlara ağlamak yerine yastığa yazmayı tercih etmeliyim.
Kurtardığım kurşunlar ile de ruletteki şansımı arttırabilirim hem.

Sevgili sevgilim,
Sen bu mektubu okurken ben çok uzaklarda olacağım...Bıdı bıdı bırt...

11 Kasım 2008

Öleyazmak.

Her an hikayelerle dolu. Kimi biten kimi başlayan...


Canlarım, güle güle...
Dayıoğlu, hoşgeldin...

Öldürecek kadar canımı yakabilir miyim yazdıklarımla? Öleyazmak çok uygun bir ifade olabilir bu intihara.

9 Kasım 2008

Müzik.

Şu an isimlerini vermek istemediğim ama hangileri olduğunu gayet iyi bildiğiniz düşüş şarkılarının söz yazarları, onları besteleyenler ve söyleyenler, sizlere sesleniyorum!
Yaşadıklarımı, hikayemi çalıyorsunuz heybemden! Yeter! O şarkılar benim! O hayaller, o gözyaşları benim! O aşklar, o kırıklar benim! Ben güldüm, ben ağladım, hepsini ben hissettim!
Beni benden çalıyor, dağıtıyorsunuz!
Durun artık!
Beni darmadağın ediyorsunuz...
Durun artık...
Canımı yakıyorsunuz...
Durun artık...



Laneti midir müzik insanoğlunun?

Lanet.

Nerede ben varım, orada gözü yaşlı bir sen varsın.
Ben senin hiç gün yüzü göstermeyen lanetinim.

7 Kasım 2008

Hatırlar mısın,


Yitirdim. 
Geride dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Raflar yıkılmış, kitaplar paramparça...
Nasıl da özenirdik oysa hatırlar mısın birer birer ayıklamıştık aynılarını taşınırken, uzaktaki bir okula göndermiştik. Her türe ayrı tarz kitaplık, özel serilere özel raflar, özel yazarlara özel bölümler...Her fuardan yenileriyle gelirdik sonra sabaha kadar sığdıracak yer arardık. Sonra dayanamaz birini alır okumaya başlardık. Ne güzel okurduk sarmaş dolaş hatırlar mısın, ne güzel uyurduk sonrasında...

Bir melek fotoğrafımızı çekmişti biz uyurken hatırlar mısın, sırt sırta ama yine birbirimize dokunmaya çalışırken...

Yitirdim. 

Dört duvar, bir çatı, bir de sallanan koltuğumuz verandada...

Az ileride bir mezar. Açık kahve Toprağına yeşil Yapraklar düşmüş. Taşta bir not, "Daha kalıcı bir iyilik için..."

Mâi bir çiçek dikmiştin mabedime, hatırlar mısın?

26 Ekim 2008

Hiç istemedim.

Şimdi bir ayrılık hikayesi yazmak gerek,
Ölçüsüz, kafiyesiz ve olabildiğine arabesk.
Ne elimde derman var, ne kalemimde
Ne dilimde bir şarkı, ne bir şiir heybemde
Gözlerimin kilidini açmak ister misin?
Acı bir hikayem var, yazmak ister misin?


İstemiyorum. Yazmak istemiyorum. Bunun bitmesini istemiyorum. Her gün tatlı yüzünü görememek, sevimli sesini duyamamak istemiyorum. Seni koluma takmadan caddeleri yürümek, tek başıma merdivenleri inmek istemiyorum. Gideceğin yere seni götürememek, yoluna ve zamanına eşlik edememek istemiyorum. Aldığım şeyin bir parçasını seninle paylaşamamak istemiyorum. Cebimde elini ısıtamamak istemiyorum. Elimi götürdüğümde omzumda yaslı başını bulamamak, saçlarını okşayamamak istemiyorum. Uykuya senden bihaber gitmek istemiyorum. Karanlık bastığında ışıltılı yüzünü düşleyememek istemiyorum. Korktuğunda seni sarıp saklayamamak istemiyorum. Seni gıdıklayamamak istemiyorum. Seni şakalarla kandıramamak istemiyorum. İnadınla oynayıp seni kızdıramamak istemiyorum. Filmlerin, şarkıların, kelimelerin, müziklerin, günün, gecenin bittiği yerde dönüp sana bakamamak, sebepsiz yere gülememek istemiyorum. Uzanıp seni öpememek istemiyorum.
Ağladığını görememek istemiyorum.
Güldüğünü görememek istemiyorum.
Aldığım nefesten uzakta olmanı istemiyorum.
Seni özlemek istemiyorum.

Sonun izi bu yazı, bir veda, ve ben yazmayı hiç istemedim...

12 Ekim 2008

Elinde ne kadar huni varsa gönder Selami...

Sanırım birkaç sahne aktarırsam gözünüzde canlandırmanız daha kolay olacak:
Bir ara Volkan ellerinde birer sandalye ile Zırtlılara doğru koşuyordu, sandalyelerde oturan insanlar vardı. Aynı sırada ben projektörün kablosuyla dönüşte denize atacağımız Zort katılımcılarının ayaklarını bağlıyordum, Ozan'ı da çuval aramaya göndermiştim. İsmail ise bir kurnaz tilki gibiydi, Zart'ı içerden fethetti, son gördüğümde komitelerindeki tüm dişilerin başlarına kırmızı birer başlık bağlamış, ormana çiçek toplamaya götürüyordu.
He he şaka lan şaka inanmayın.
Ama çıkışta baya dövdük insanları. Ciddiyim. Zorla aldılar elimden güvenlik görevlileri. Tek başıma aralarına dalıp ağızlarını burunlarını kırdım üç kızın.
Hi ho şaka lan bu da.
Ama harbiden kavga çıktı. Ben üç komitenin arasına daldım. Acayip dayak yedim. İnsan gibi dövmediler. YTÜ Mediko Acil'deyim şu an.
Şaka lan, öyle bir acil servis mi var deli misin.
Ama şöyle bir gerçek var ki katılımcıların büyük bir kısmı geri dönemedi, bazıları hala katılım halindeler orada. Toplantı odasına kilitleyip odayı ateşe verdik. Yaptık bunu. Kökten çözüm, 3000 firma. Yarın sabah 6'da yönetim kurulu toplantısı yapıp firmaları kendi içimizde paylaşacağız.
Şaka lan he he manyak mısın olur mu öyle şey, 7'de toplantı! 
Ha ha şaka lan.

Uyuyun artık, bitsin bugün.

26 Mayıs 2008

Yeter.

biri gelir,
biri gider...
gün gelir günler biter.
devran döner,

devam eder.

19 Mayıs 2008

19 Mayıs.

n 0 a x
(12/05/2008 - 10:24)
mekatronikçiler ilerde makinacıların yerini alabilirler mi, ne yaparız mekatronikçi olunca?

emre d.
(12/05/2008 - 10:34)
yerde can çekişmekte olan cyborg'un etrafında toplanan ve aletin manyetik alanını sapıttıran bilinçsiz kalabalığa "açılın ben mekatronikçiyim" denilebilir

   


Erik çekirdeği ile dilimi kestim, gelecek tekliflere açığım bonservisim elimde.

18 Mayıs 2008

50-28=30

28 liralık hesap için uzatılan 50 liranın üzerini beklerken:

1
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok dertliyim

2
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-çok tatlısın

3
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-30 yaparız onu biz ver şu elini

4
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-isteyenin bir yüzü vermeyenin...

5
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hıı 2 lira bahşişi unuttun o zaman inşallah?

6
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-canım, gönlünden ne koparsa!

7
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-peki 30 verebilecek birini tanıyor musun?

8
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-biz 30'a hazırlanmıştık ama

9
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-hoş değil

10
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-üç onluk olsun mümkünse

11
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-adın ne senin?

12
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-defol git buradan!

13
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen farklısın diye düşünmüştüm...

14
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen seçilmiş kişi olmalısın!

15
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-ne bu tavırlar böyle kuzum?

16
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vermezsen adam değilsin!

17
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-pis zenci!

18
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sinirliyken çok seksi oluyorsun

19
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-vat da fak ar yu tolking ebaut!

20
-30 yeter bana uğraşma yoksa
-..
-30 kafi
-hesabınız 28, 22 vereceğim
-sen benim kim olduğumu biliyor musun?

1 Mayıs 2008

İyi mühendis.

Tel zımba makinesi yapmayı bilen mühendis, iyi mühendistir efendiler.

Bazen gerçekten de dalga geçtiklerini düşünüyorum. Sonra geçiyor bu düşünce ve tembel olduğum gerçeği kalıyor sadece.

Hominidi gırtlak.
Abidik gubidik.

27 Nisan 2008

27 Nisan.

Bir ben var aslında benden öte benden içeri
Çocuk olup şarkı söyleyesi gelir göl kenarındaki kuşlarla
Ama çocuğum düşer içimden şarkı feryat olur göl gözyaşı

Kafamı öne eğer susarım...

26 Nisan 2008

26 Nisan.

Yakamadım.

Tutuldum, tutuşturamadım.

Yangın oldum yandım,

Bir kıvılcım olamadım.

Üzerine damlayamadım.

Tutuldum, tutuşturamadım.

Yakamadım.

(müzik girer)

Sevemedim ben bugünü
Sevemedim başından
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan, her yanımdan


18 Nisan 2008

18 Nisan.

Yalnız kaldığımda hep defterime uzanıyor elim. Çoğu zaman yazacak birşeyim de olmuyor, uzandığımla kalıyorum, ve yalnızlığımla. Yani kendimle, benle ve hiç olmadığı kadar olmayan senle.
Öyle...

1 Nisan 2008

Günce.

Yavaş yavaş kapanıyor defterlerin, kağıtların, kalemlerin devri. Bilgisayarın sunduğu hız ve zengin düzenleme seçenekleriyle başa çıkması çok güç kağıt kalem kokusundaki cazibenin. Ben direniş saflarındayım; sağımda, solumda, masamda, çantamda, her yerimde rastlanabilecek defterlerimden anlaşılabileceği üzere.

Peki, bu blog niye?

20 Şubat 2008

Uykular. Gerçekler.

Bir rüya mıydı dün yaşadığım
yoksa bir kabusu mu yaşıyorum bugün?
İkisinden biri gerçek olmamalı,
İkisi birden gerçek olmamalı.

15 Ocak 2008

15 Ocak.

ikisini de kendi limanlarına itip dinen fırtınanın ıslığı susalı bir saate yakın olmuştu. sessizlik yüzlerini yalarken koltuğun az ilerisindeki diğer yüreğin yakarışını da kulaklarına fısıldıyordu sanki:
"gelir misin?"
suçluluk hissi sızlattıkça yakarış daha da içli oluyordu:
"gel...gel lütfen..."
fısıltıyı dillendiren kız oldu:
-seni öpüp omzuna yatabilir miyim?
çocuk cevap vermedi. kıza döndü. mercan mavisi, gök mavisi, deniz mavisi ama hepsinden çok sevda mavisi gözlerinin içine baktı kızın. gözlerini konuşturmaya, "seni seviyorum" demeye çalıştı. kıza uzandı elleri, yüzünü avuçlarının arasına aldı. fırtınadan arda kalan iki tatlı sıcak esinti birleşti dudaklarında...
gözlerini açtıklarında zamanı yitirmişlerdi, ne kadar vakit geçtiğini tahmin edemediler. başbaşa verdiler. özür diledi çocuk. özür diledi kız. kollarının arasına aldı çocuk kızı. kız ellerini çocuğa doladı. rüzgar olup, su olup, ateş olup birbirlerini sardılar.

22 Aralık 2007

22 Aralık.

Duyma yetimi yitirdim. Sağır olmadım, felç denebilir. Boşluk. Renksiz boşluk. Klasik karanlık sahne çizimi. Kesik gönül uzuvları, tutunamama durumu.
Kelimelerimi yitirdim. Zihnimde parlayıp sönen onlarca replik. Biriktirilmiş tüm ayrılık sahnelerinden en acı cümleler. Hepsi bana ait, hiçbirini istemiyorum.
Uyuyamadım. Denedim ama, rüya görmedim. Acıklı bir mutluluk tablosu hayali. Her saat başı aynı kabusa uyandım. Kimsesiz.
Duygular kelimesiz.
Kelimeler duygusuz.
Duygusuz ve kelimesiz.
Uykusuz ve rüyasız.

ve yalnızlığa döner odanın mevsimi...

10 Ekim 2007

Güz.

üşüyelim, birbirimize sarılıp ısınalım diye,
güz oldu mevsim yine.

30 Temmuz 2007

24 Haziran 2007

Zaman.

canımdan geçtim, akrebe sarıldım
yelkovdu zalim, ucundan tutamadım
uçsuz bucaksız, serin
dalgasız bir denizdi tenin
dağlar dereler aştım,güneşe takıldım
kıyına vardım, koynuna akamadım

11 Mayıs 2007

Intı.

varlığım yalnızca bir çıkıntı yeryüzünde
kalplere verdiğim sıkıntı
kalplerini benden alan bıkkıntı
bir başıma bana kalan yıkıntı yüzümde

kayboluyorum...

10 Nisan 2007

Dede. Torun.

İsmini hatırlıyorum fakat yüzünü çıkaramıyorum göğün. Yaş geçti görmeden, yaşlar.
Köprüleri kesildi boğazımın, suya düşüyor kelimelerim.
Son nefeste her hayat, başrolünü oynadığın sessiz film. Ve verir herkes son bir nefes. Kimi dedeyken, kimi torun...

11 Ocak 2007

Fizik Final

kaynak: serway-beichner fen ve mühendislikler için fizik kitabı


soru
:
Düz bir buzul üzerinde bir kutup ayısını sakinleştirmeye çalışıyorsunuz.Bir ölçme şeridi,bir ip ve kendi kütlenizi kullanarak ayının kütlesini nasıl hesaplarsınız?


Lütfen hayal edin düz bir buzul üzerinde bir kutup ayısını sakinleştirmeye çalıştırıyorsunuz. Evet evet gözlerinizden okuyabiliyorum, sizin aklınıza da ilk önce onun kütlesini hesaplamak geldi değil mi? Sizi şirin yaramaz mühendiscikler sizi!

Fizik finaline 2 gün kaldı...

Güncelleme:Fizik dönem notum B-

20 Aralık 2006

Gündüz.

günün sebebi güneşin ilk ışıkları ulaştı yaşadığım zamana.gecenin bitmesi mi yoksa yeni günün başlangıcının yeterince iyi olmaması mı bu hüznün sebebi? sanırım gece bitse dahi karanlığın içimde devam edecek olması...
milyonlarca kişinin yaşadığı bir şehrin koşuşturmacayla dolu bir yaya geçidi karesi mi yoksa uçsuz bucaksız bir çölün ortasında kumların arasına henüz tam olarak gömülmemiş bir insan iskeleti fotoğrafı mı yalnızlığı daha iyi anlatır?
şüphesiz ikisi de farklı boyutlarını dile getirir bu içinden çıkılmaz kavramın.
ama en iyi anlatan, aynalardır belki de?
gün,
güneşsiz doğacaksa,
martılar
ölün...

15 Aralık 2006

Fizik Vize II

kaynak: serway-beichner fen ve mühendislikler için fizik kitabı

soru:
75 kg'lık buz patencisi 10m/s hızla kayarken aynı kütleli durgun bir patenciye çarpıyor.İki patenci,çarpışmadan sonra 5m/s hızla birlikte,tek parça olarak hareket ediyorlar.Bir patencinin bir kemiğini kırmadan uygulayabileceği ortalama kuvvet 4500 n'dur.Çarpışma süresi 0,1 s ise patencinin bir yeri kırılır mı?ortopediye mühendis yorumu...

soru:
Tatildeki bir çocuk bir sabah uyanıyor ve sırt üstü uzanıyor.Başını kaldırarak ayak başparmağının ıcından otelin penceresinden dışarı bakınca boyun kaslarında 55 N'luk gerilme oluyor.Dışarıda yağmur yağmamaktadır.On dakika sonra bağırarak su kaydırağına biniyor ve dış duvar üzerinde 2,4m yarıçaplı yatay dairesel yörüngede 5,7m/s'lik sabit hızla dolanıyor.Bu hareketi yaparken ayak parmğının ucuna tekrar başını kaldırıp bakarsa boyun kaslarındaki gerilme ne olur?

bu yorumsuz..

2.fizik vizesi gerilimi...

Güncelleme:58 aldım..

9 Kasım 2006

Fizik Vize I

kaynak: serway-beichner fen ve mühendislikler için fizik kitabı
soru:Bir kadın bir binanın 17.katından 144 ft (yaklaşık 44 m) düşüyor (oha! abi bu nasıl soru top falan atarlardı eskiden maksimum) ve düştüğü kutunun üzerinde 18 inç (yaklaşık 46 cm)derinliğinde ezikliğe neden oluyor(neden oluyor?? ha canım kutu ya... kadını sevmiyoruz sanırım..kutu için mi üzülüyoruz abi kadın nerde?).Kadın hafifçe yaralanıyor(hee hafifçe yaralanıyormuş ya ölmemiş işte talihsizlik..neyse belke başka bir soruda araba çarpar).Hava direncini ihmal ederek (bu garibanı da bir kere iplediklerini görmedim),
a) kutuya çarpmadan hemen önce kadının hızını,
b) kutuyla temas halinde iken ivmesini ve
c) kutunun ezilmesi için geçen zamanı hesaplayınız.
..
..

(bir dakika! bu kadar mı yani? hepsi bu mu hesaplayacaklarımızın? kadının hastaneye ulaşma süresi, ambulansın 100km/h hıza ulaşma süresi gibisinden sorular yok mu? tüm ilgilendiğimiz kutu mu yani? bu nasıl bir bakış açısıdır, bu nasıl bir sorudur?)

fizik sınavına 2 gün kaldı...

Güncelleme:Sınavdan 67 aldım...

4 Kasım 2006

11 Kasım.

Durdu kız. Ya rastlaşamazlarsa bir daha? Koca şehir, sayısız hikaye sayısız senaryo var. Ya kaybolurlarsa birbiriyle ilintisiz iki tanesinin arasında? "Olmaz böyle" dedi kız kendi kendine. Dayanamadı daha fazla aklı arkadayken öne gitmeye çalışmaya. Döndü çocuğa baktı. "Arkamda bırakamam onu". Gülümsedi biraz. Elini uzattı. "Tutar mısın" diye sordu.
Çocuk duraksadı. Emin olamadı. "Niçin" diye sordu. "Elimi tutmayınca olmuyor" dedi kız. "Peki" dedi çocuk elini uzattı. Kızın eli titriyordu sanki. Durdular. Çocuk kıza baktı. Onu bir iskemleye oturttu. Eğildi yanına saçlarını okşadı. Gözlerinin içine baktı, "Korkma" dedi, "Önüne yalnızca ışığı açmak için, arkana yalnızca yaslanman için geçeceğim. Ne önüne engelim ne peşinden kovalayan, yerim yanın.". Uyudu kız çocuğun avucunda. Çocuk bırakmadı.
Sabah oldu. Çocuğun avucu boştu...

1 Kasım 2006

1 Kasım.

Hissettim
Ötesindeydi bir sonraki nefesin
Karanlık rengi atını üzerime sürüyordu ölüm
Soğuk rengi yayıyla beni hedefleyerek
Hissettim,soğuğu ve karanlığı...
Gözlerimin önünde açılan perdede
Hayallerimi seyrettim
Şiirlerimi
Ezgilerimi
Yitirdim...
Hissettim, kan rengi okun ıslığını...
Boşluğa bıraktım kendimi
Yittim...
Affet beni vazgeçemediğim
Yaşayabilmek için,
Ölmeliydim...




Karanlık.

Serindi evin içi ama kalkıp pencereyi kapatacak gücü bulamadı kendinde. Hareketsiz duramazdı uyku gözlerine az da olsa akana dek. Şimdi büyük bir ızdırap veriyordu ona bu kıpırtısı, bedeninden daha ağır ve ağrılı başı sebebiyle.

Zorlu bir mücadele verip doğruldu, daha da zorlusunu tamamlayıp ayağa kalktı, pencereye yöneldi. Önce yüzüne sonra da açık düğmelerinden içeri sızıp boynuna ve civarına vuran serin hava nefesini tazeledi bedeninde hafif bir ürperti dalgalandırarak. Soğuyan alnı yeni bir boyut katıyordu baş ağrısına. Pencereyi kapadı. Camın ardında seyredurdu dışarıyı.
Ufuk çizgisinin yukarısında olabildiğince mat ve huzurbozan cansızlığıyla gri hakimdi. Aşağısına ise siyah. Birbirinin içine geçmiş zar zor seçilen karartılar dikkatini çekti. Siyahın da tonları olduğunu düşündü. Kendine bir yer aradı siyahın yelpazesinde. Hangi tonuydu acaba karanlığın, içini kaplayan zifir hangi koyulukta vurmuştu bedenine?

İyi gece.

Çapı ufak bir hacme yayıldı anahtarın özgün tınısı. İçeri girdi. Burun odacıklarından içeri süzüldü hamuru ince telli bir hüzünle yoğrulmus ve henüz soğumamış, hala canlı bir hasret. Ayakkabılarını ve ceketini çıkardı eş zamanlı. Işığa ve sese doğru ilerleyince televizyonu kapatmaya çekinmiş ve üçlü koltukta öylece uyuyakalmış kadınını gördü. İçini dışından zerre gizleyemeyen saflık ve dokunulduğu takdirde kırılacakmış hissi veren masumiyet ile donanmış bu dişi figürü seyretti, belki bir asır belki birkaç dakika..."Canım" dedi canı kadar içinden, "seni çok seviyorum" duasını okumaya geçtiğinde altın saçlarını okşuyordu eli...

17 Haziran 2006

17 Haziran.

Ne ilk ne de son
Sessiz kabusları kesen bir kalp kırığı bu yalnız
...*kalp kırılması sesi*...
Bir iki görümlük gün yüzü
Bir iki nefeslik oyun havası
Bedelleri kan,
yüreğimdeki kesiklerden akan...
Bitti.
Ömür duvarına bir çentik daha...

29 Mayıs 2006

Sandman.

-Avını sinsi sinsi takip eden, ölüm saçan korkunç bir kurdum.

-Atının üzerinde kurtları hançerleyen bir avcıyım

Dökülmüş alkol, küflü duman, ucuz seks, parfüm ve mantar kokusu…

Üzerinde tepindiğim çimeni ve bacaklarımın arasındaki böğürleri hissediyorum

Her şey gerçek, hiçbir şey gerçek değil…Onun hamlesi:

-Atı sokan, avcıyı fırlatan bir at sineğiyim.

En eski oyunu kaybetmenin birçok yolu var. Endişe ve sinirin getireceği başarısızlık, savunmaya geçememe, hayal gücü eksikliği…

-Sekiz bacaklı sinek yutan bir örümceğim

-Zehirli dişleriyle örümcek yutan bir yılanım

-Ağır pençesiyle yılan ezen bir öküzüm

Yılanın pençemin altında ağrıdan kıvrandığını omurgasının ufalandığını hissediyorum

-Hayvanlara şarbon taşıyan sıcak yaşamları yok eden katil bir bakteriyim

Gidişatta bir değişiklik var ama bu eski bir numara mahsus kaybediyor galiba…

Onun nasıl oynadığını bu oyunu nasıl aleyhine döndürebileceğimi anladım sanırım. Sert oynamaktan vazgeçeceğim.

-Uzayda dolaşan hayat veren bir dünyayım

-Gezegenleri imha eden patlayan bir novayım

-Her şeyin etrafını çeviren hayatı ihtiva eden kainatım

-Her şeyin sonundaki karanlığım; kainatların, tanrıların, dünyaların, her şeyin sonu benim. Peki ya şimdi ne olacaksın?

-Ben umudum…

-…

 

Cehennemde bir umut…

 

Sandman

Yaşayabilmece sanatı...

18 Mayıs 2006

Yık. Yap.

Yazacak elle tutulur hiçbir şey yok. Yazılan herhangi bir şey elle tutulabilir o da tartışılır.
Yine de yazmak istiyorum. Kalemi bırakmak istemiyorum, her erteleme yitirmeye götürüyor sanki. Ah be ah!

Olanı güzel yazmak mı yoksa güzel olanı yazmak mı?
Doğru olanı güzel yazmak...

Peki kime göre doğru veya neye?
Tarihsel süreçler içerisindeki biçimlenmelere göre,azın ya da çoğun farketmez herhangi bir kesime ait düşüncelere göre...

Yeni istiyorum yepyeni. Sıkıldım piyasadan. Daha yenisi, iyisi gelmiyorsa aklıma, var olanı yıkmak istiyorum, ve yeniden yapmak...

"destruam et aedificato" böyle mi yazılıyor?

Boşa gitmedi bir dal, bin yaprak..
Ama belki de gitti..
Septik gındırlanma!

20 Mart 2006

20 Mart.

"Alınacak dersler var" dedi.
"Sorulacak sorular..."

"Ağlasam" dedi "gizlice"



"Bu da geçer..."

9 Mart 2006

Defterler.

Zor iş bir defteri bitirebilmek. Yazması da okuması da.
Okurum. Pek sıkı değil ama okurum. Yazar değilim, olamam da sanırım. Ama yazmaz da değilim. Yazmak değişik. Belki de ardından dünyaya kolayca bir iz bırakabilme özgürlüğünü sunduğu için büyülü biraz. Büyüsüne kapıldım, doğrudur, ama büyücüsü değilim.

Sözler yazmak isterdim şarkılara. Kimsenin bilmediği, görmediği ve hiçbir düşte rastlanmayan diyarların şarkılarına...
Zor iş bir defteri bitirebilmek. Kareli olsa daha kolay olur belki. Burada yazar "kareli defter" sözü ile "bilim"i, yani var olanı keşfetmeyi işaret ediyor, bunun daha kolay olacağını düşündüğünü belirtiyor. Peki ama neden daha kolay? Sonsuzluk insan zihnine sığabilen bir kavram değildir ama insanoğlu tarafından uydurulmuştur. Peki o zaman sonsuzluk içinde olmayanı yaratmak diye bir şey var mı ki ondan daha kolay bir şey olsun?

Kopuşlar, kopuşlar, dağılışlar, dağılışlar...
Hep ertelenen düzeltmeler, baştan ele almalar...
Bu tembelliği kaldıracak kadar uzun mu hayat?

25 Şubat 2006

Sistem.

Sistemi düzeltebilme ya da yeniden kurabilme yetisine sahip olabilmek için kabullenemediğin o sisteme boyun eğmek ve o sistemin içinde yükselmek zorundasın.

Farkındalık zor zanaat. Duyarlı olma dürtüsünü dindirebilmek keza öyle.

Taşma seviyesine ulaşmış ruhsal coşkunluğu bir günlük sayfasının satırlarına sığdırma çaresizliği, terapisi de denebilir.

Zihinsel acı insan bünyesinde nasıl bir tahribata yol açar? Bu dalın uzmanlığı var mı?

28 Ocak 2006

Yavru kurt.

"Yavru kurt insan gibi düşünseydi, hayatı doymak bilmez bir iştah, dünyayı da sayısız iştahlığın kol gezdiği, birbirlerini kovaladığı, avladığı ve avlandığı, yediği ve yendiği, şiddet ve karmaşa dolu tam bir oburluk ve katliam kaosu içindeki, tesadüflerle yönetilen, acımasız, plansız, sonu olmayan bir yer olarak tasavvur edebilirdi.
Ama yavru kurt insan gibi düşünmüyordu..." Jack London - Beyaz Diş


Yavru kurt olmak için nereye başvurmalıyım?

Özgürlük.

Özgürlüğünün peşinde koşan özgürdür denilebilir sanırım evet.ama özgür olan özgürlüğün peşinde koşandır denemez sanırsam. Zanlar üzerinden konuşuyorum dikkat ettiysen, bunun bir sebebi var. Güneşin altında yaşayan hiçbir insanoğlu özgürlük hakkında kesin bir yargıya varamaz. Varılma imkanı varsa o özgürlük olmaz.

Bir kaderimiz var Herşeyigören tarafından yazılan ve aynı zamanda hayatımızın belli alanlarında kendi tercihlerimizi yapmada özgürüz. Kıymetli bir hocam aktarmıştı bana da, bu konuyu fazla kurcalamamak gerektiğini söylemiştir büyükler.

28 Ocak.

"İşte bu yüzden aileniz, arkadaşlarınız, eşiniz sizi ne kadar etkilerse etkilesin; bu yolda yalnızsınız."

Peki.Bir gün bir şey oldu, aslında öyle durup dururken bir gün olmadı, aslında hikayenin ta en başına dönersek evet bir gün bir anda oldu ama hiç karıştırmayalım içinden çıkamayız, ne olduğunu o gün anlayamadım, bugün de henüz anlayabilmiş değilim. Neyse işte o şey olduktan sonra ben yalnızlığıma tek başıma devam edemediğimi fark ettim.Bana eşlik edenin de benimle aynı şeyleri hissettiğini öğrendim.Gördüm ki iki insanın özlerinde koşulsuz hüküm süren yalnızlıkları bir yolda yürüyebiliyorlar.Gördüm ki yalnızlığını iki kişi yaşayabiliyorsun...

Eğer sen bir minibüsten beş tane hayat hikayesi çıkartıyorsan senin için diğerleri o kadar önemsiz değil demektir.Ve eğer sen böyle bir şey yapıyorsan diğerleri de bunu yapıyor demektir.Ve o zaman diğerleri için de sen o kadar önemsiz değilsin demektir.

Üzerinde yaşadığımız dünyayı yalnızca rüzgarların sesinin duyulduğu hayalet kasabasına çevirmemek lazım.Bir, dünya o kadar küçük değil; iki, bizler hayalet değiliz.

Güven,saygı,düşünce...Sevgi, bunlar sırasında hiç bilinemeyen bir anda, hiç bulunamayan bir kaynaktan günışığına çıkacaktır zaten.